Aşk Yolu’nun Yolcusu/Abdulbari Karabeyeser

Ahir Zaman Yayınlarından geçtiğimiz haftalarda piyasaya çıkan “Yürek Ülkesinde Aşk Yolu” şair-yazar Ramazan Seydaoğlu’nun kutsal beldelere yaptığı yolculuğu konu edinen bir eser.

Kitabında gezip gördüğü yerleri İslam tarihi bilgisiyle süsleyerek anlatmayı tercih eden Seydaoğlu akıcı ve lirik üslubuyla okuyucuyu adeta kendine bağlamaktadır. Kuru kuruya bir hac izleniminden çok mekânları anlamlı kılan olaylar zincirine zihinlerimizi konuk etmesi kitabın en önemli yanlarından biri olarak çıkıyor karşımıza. Okuyucu bir taraftan hac-umre farizasını ifa ederken diğer taraftan da o eski zaman dilimlerinde vuku bulan tarihsel hadiseleri okuyarak zihninde canlandırma imkânı buluyor. Bu da, yazara has irfani bir güzellik olarak hem kitaba renk katıyor, hem de okuyucunun dimağında hoş sadalar bırakıyor.

Kitabın giriş bölümünde yazarın aslında yıllardır hasretini çektiği bir yolculuğa çıktığını öğreniyoruz. Bu yolculuk nihayetinde ikibinonbir senesinde gerçekleşiyor ve yazarımızda uzun yıllardır hasretini çektiği bu yolculuğa “ Ya Allah bismillah” diyerek adım atıyor. Böylesine uhrevi bir yolculukla nefeslenen yazar okuyucuyu da unutmuyor. O mekânlara anlam katan olaylar örgüsüne temas ederek kendisiyle birlikte adeta yolculuğa çıkarıyor. Bu yöntemi tercih etmiş olması hem kitabını muhteva olarak anlamlı kılmaktadır hem de o mekânlara gidemeyen, ancak gitmek için sırasını bekleyen bir sürü insanın iştahını kabartmaktadır. Bir kitabı, değerli kılan şeyde, işte bu muhteviyatında barındırdığı manadır. “Yürek Ülkesinde Aşk Yolu” bu mananın hakkını ziyadesiyle veren bir eser. Her satırında insanın ruhuna ve kalbine dokunan konularla adeta ruhsal bir terapiye çıkarıyor okuyucuyu.

Birçok hac hatırası okumuş biri olarak bu muhtevayla karşılaşınca anladım ki hac hatırası, sadece bir toprak parçasını görmek, değişik yemeklerden tatmak, beş yıldızlı otellerde konaklamak ve dönünce de bir sürü hikâye anlatmak değilmiş. Başlı başına bir ibadet ve muhabbet işiymiş! Ne yazık ki okuduğum birçok hac hatırasında o mekânlara ruh veren kahramanlar yerine, burunlarından kıl aldırmayan cinsten turist edalıların magazinsel dedikoduları olmuştur.

Otel odalarında bilmem hangi pencereden görülen muazzam pastoral manzaralarla ya da gırgır nevinden şamatalarla kendilerine bir mutluluk düşü kuranlar olabilir ama bunu kimse ibadet saikıyla yapılmış hac hatırası olarak bize yutturmasın! Bunun bilincinde duyarlı bir mümin olarak o mekânlara yolculuk yapan Seydaoğlu, hem günübirlik ziyaretlerini yapmaktadır hem de ziyaretiyle şerefyap olduğu mekânlara anlam katan olaylar zinciriyle bizi buluşturmaktadır. Yukarıda da arz ettiğim gibi kitabın bana göre en önemli ayrıntılarından biridir bu ve bu yüzden olsa gerek ki tekrar tekrar okunmayı hak eden bir kitap olarak kazındı hafızama “Yürek Ülkesinde Aşk Yolu”

“Lebbeyk” dualarıyla karşılaşıyoruz kitabın her bir sayfasında. O dualar ki bizi kâh Medine hurmalıklarına götürüyor, kâh Safa Merve Tepesine uçuruyor; kâh Hasan ile Hüseyin’in sırtına bindikleri peygamberin gönül dünyasına konuk ediyor, kâh Bedir’e, Uhud’a, Hendek’e, sahabenin kılıç şakırtılarıyla semalara yükselen cengâverliklerine hayran bırakıyor! Ama hep sıcacık bir aşkın ve deruni bir iklimin esintisiyle karşılaşıyoruz. Dua üstüne dua, tövbe üstüne tövbe Cibrillin kanadına dokunduruyor gönlümüzün burçlarını ve “Allahım bozulmayan bir tövbe nasip et!” haykırışlarına pervane kılıyor günahkâr dudaklarımızı.

O kutsal beldelere gitmek isteyenler, oraların iklimini özleyenler, oraları anlamlı kılan sırları merak edenler bu kitabı mutlaka okumalılar çünkü bu kitap masa başında kes, kopar, yapıştır usulüyle değil de o nurdan mücessem beldelerde soluklana soluklana aşk ve gözyaşıyla kaleme alınmış feyizli bir eserdir.

Yazar seyahat ettiği kutsal beldelere anlam katan şahsiyetlerin yanı sıra bir de o beldelere aşkla bağlı olanların hikâyelerinden haberdar ediyor bizi. Bunların başında Alman şair Goethe’nin Efendimiz için kaleme aldığı şiiriyle, Nabi’nin o meşhur; “Sakın terk-i edepden kuy-ı mahbub-i Huda’dır bu / Nazargah-ı ilahidir makam-ı Mustafa’dır bu” mısraları gelmektedir. Ve daha bir sürü konu, olay ve kişi!

Sözün özü hacca ya da umreye gitmeyi düşünenler, o beldeleri merak edenler, İslam’ın ilk nesli Ashabın ve cenabı peygamberin çile dolu hayatlarına şahit Mekke, Medine ve kumdan çölleri özleyenler ve görmek isteyenler için eşsiz bir eser: “Yürek Ülkesinde Aşk Yolu.” Aşkla kalın efendim.

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir