Sevgi Üzerine / Deniz İnan

“..dokunmak
Bir kuşa, bir balığa
Sesinde aynı tonda insanlık
Yüreğinde olabildiğince aşk!
Gülümsemek ve
Bir çiçeği ezmemek uğruna
Yolunu değiştiren
Adamı hatırlamak…

Bak
Ne kabarık karnı denizin
Bu sabahki yalnızlığından olacak,
Böyle dalgalı
İnatçı, hırçın.
Sırf bir gün uyandığında
Solmasın yüzü diye
Onca canlının
Sevginin her türlüsünden
Alacağı var bu dünyanın..”

“Her şey bir canlıyı sevmekle başlar.” Evrenin varoluşundan bu yana dünya, temelini sevgi üzerine oturtmuştur. Arayışlarımız da, hatalarımız da, çabalarımız da büyük oranda sevmek ve sevilmek adınadır. Japon düşünür Masumi Toyotome sevginin üç türü olduğunu savunur.

İlki “eğer” türü sevgidir. Belli beklentileri karşılamamız durumunda bize verilecek olan sevginin adıdır. Kişi; eğer başarılı, iyi, yeterli vb olursa karşılık göreceğine inandırılır. Bencil bir sevgi anlayışıdır. Karşılıklıdır ve her türlü ilişkinin bitişi genelde “eğer” türüne dayanmasından olur. Beklentiler gerçekleşmediğinde sevmek olgusu; hayal kırıklığı ve nefrete dönüşebilir.

…Küçüklüğünden beri yapması gerekenler ailesi tarafından dikte edilmiş, sınırları çizilmiş, korunaklı bir çevrede yetişmişti. Başarılı bir öğrenciydi. Nasıl başarılı olmasın? Annesi her fırsatta en yüksek notları alırsa onu daha çok seveceğini söylemez miydi? Bunu kim istemez? Tüm kalbiyle daha iyi olmanın gerekliliğine inanıp, başarısız olursa sevilmemekten korktu. Şimdi iyi bir mühendisti. Başarılarını simgeleyen belgeler evlerinin duvarlarında boy boy asılıydılar. Bir gün oturduğu yerden sessizce sokakta oynayan çocukları izlemeye koyuldu. Öyle güzel oynuyorlar, düşüp kalkıyorlardı ki, hiç buna benzer bir çocukluk yaşamadığını düşündü. Çocukluğu ve ergenliği boyunca çalışması gereken onlarca ders, başarması gereken yüzlerce sınav olmuştu. Başka bir uğraşa hayatında yer olmamıştı. Pencereyi açtı. Şimdi hareketler seslere karışmıştı. Ufakça bir oğlan, bir ayağı meşin topun üzerinde, elindeki salçalı ekmeği kemirirken sırıtarak arkadaşıyla konuşuyordu: “yine matematikten bir aldım be.” O an o kelimeler şimşek gibi beynini aydınlattı. Okul yaşantısı boyunca hiç düşük not almamıştı. Hata yapma lüksü olmadığı gibi, hatasını sokaklarda haykıracak kadar cesaretli de olamazdı. Annesinin o eskimeyen sözleri kulağında yankılandı: “Eğer en yüksek notu sen alırsan seni çok severim.” Peki ya yüksek not almasaydı? Pencereyi kapattı. Önünde sorgulanmayı bekleyen yaşantısı duruyordu…

Gelelim “çünkü” türü sevgiye. Bu türde kişi; bir şeye sahip olduğu ya da bir şey yaptığı için sevilir. Çok güzel, çok yakışıklı, çok ulaşılmaz, çok zengin vb insanlara duyulan hayranlık buna bir örnektir. Toyotome, “çünkü” türü sevginin “eğer” türüne tercih edileceğini söylüyor. “Çünkü” türü olduğumuz gibi sevilmektir ve insanlar bunu isterler. Fakat derin düşünürsek bu türün “eğer” türünden pek de farkı olmadığını görürüz. Böyle sevilen kişiler, kendilerinden daha nitelikli insanların ortaya çıkmasından korkarlar. Toplumdaki
sevgilerin çoğu “çünkü” türü sevgidir ve kalıcılığı hep şüphelidir.

…On altı yaşımın ruhuma kattığı büyümek duygusuyla, kendi kararlarımı verebilmenin mutluluğunu yaşıyordum. O yaz tatilden dönerken yolda bulduğumuz dünyalar güzeli köpeği eve götürebilmek için babama çeşitli diller dökmüştüm. Babam sordu: “Kızım niye bu kadar istiyorsun bu köpeği?” “Çünkü çok güzel” dedim, “Düşünsene baba, etraftaki en güzel köpek benimki olacak.” Tek çocuktum. Annem astım hastasıydı. Köpeğe benden başka bakacak kimse yoktu. Babam köpeğin tüm bakımıyla ilgilenip ilgilenemeyeceğim konusunda şüpheliydi. “Elbette” dedim kendimden emin, “Her şeyiyle ilgilenip ona bakabilirim.” Şirin köpeğimi eve getirdik, doyurduk, yıkadık ve ona yatabileceği bir yer yaptık. Adını Sevimli koymuştum. Bu isim ona çok yakışmıştı. Komutları hemen öğreniyor, yanımdan ayrılmıyordu. Sayesinde mahallede epey havam vardı. Sevimli’nin uzun kulakları, tüylü vücudu, minki gözleri ve her daim aynı yaşta kalacak izlenimi veren minyonluğu hayranlık uyandıran cinstendi. Birbirimize alışacak kadar zaman geçirmiştik. Bir gün köpeğimde birtakım değişiklikler gözlemledim. Halsizdi, oynamak istemiyordu. Gittikçe daha fazla uyumaya ve karnı da şişmeye başladı. Hamileydi. Karnı şiştikçe hantallaşıp çirkinleşti. Artık onunla gezmek istemiyordum. Bir sabah Sevimli’yi yatağında mini mini dört yavrusuyla bulduk. Babam veteriner çağırdı. Yavrularla birlikte annenin de kontrollerini yaptırdık. Babam “onlara çok iyi bakmalısın” diye üstüne basa basa tembih etti. Ama bakmak istemiyordum. Yavrular hiçbir şeye benzemiyordu ve köpeğim de eskisi gibi güzel değildi. Kısa bir süre sonra babama, köpeklere artık bakamayacağımı söyledim. Çok kızdı ve beni sorumluluklarımı almamakla suçladı. O kadar ısrarcı oldum ki köpekleri bir kutuya doldurup yakınlardaki barınağa bıraktık. Sevimli ayrılmamızı istemedi, bir benim, bir babamın bacaklarına tırmandı dur-

du. Kararlıydım, onları burada bırakacaktım. Öyle de yaptım. Soran arkadaşlarıma da artık hiçbir güzelliği kalmayan köpeğimi barınağa nasıl terk ettiğimi anlattım. Bir gün bazı arkadaşlarım dayanamayıp barınağa gitmişler. Dönüşte bize uğradılar. Ben ojelerimi tazeliyordum. İçlerinden biri ağlayarak Sevimli’nin öldüğünü söyledi. Bıraktığım günden beri hiçbir şey yememiş ve kendini ölüme sürüklemiş. O an boğazıma koca bir yumru oturdu. Hatamı anlamam için çok geçti…

Son olarak sevginin gerçek ve güvenilecek türü olan “rağmen” türünden bahsedelim. Herhangi bir şarta bağlı olmadan, insan “bir şey olduğu için” değil, “bir şey olmasına rağmen” sevilir. Esmeralda Qusimodo’yu çirkinliğine ve korkunç kamburuna rağmen sever. Dünyadaki en büyük kıtlık “rağmen” türü sevginin yeterince olmayışındandır.

…Ne çok severdi atları. Bir atın üzerindeyken yaşadığı duyguyu başka bir şeye değişmezdi. Sadece at binmek mi? Tabii ki hayır. Onlara dokunmak, beslemek, hatta dertleşmek bile bir tutkuydu onun için. Binicilik kulübünün asil üyesiydi. Siyah saçlı kızla da kulüp yemeğinde tanışmışlardı. Atlara sevdalı bir kız, tıpkı kendi gibi… Görür görmez tutulmuştu güzelliğine. Kısa zamanda sıkı birer dost, sonrasında iyi bir çift oldular. Hiç ayrılmamacasına birlikte atmaya söz veren kalpleri aynı soruya “evet” dedi. Evlendiler. Her şey yolundaydı, ta ki o talihsiz kazaya kadar… Yeni gelen at huysuzdu. Uyarılara rağmen o ata binmekte ısrar eden siyah saçlı kızı tek hamlede sırtından attı. Doktorlar omuriliğine aldığı ağır darbe sonucu bir daha yürüyemeyeceğini söylediler. Hayatlarının en zor sınavıydı. Hastaneden çıkacaklar, evlerine gideceklerdi. Evet, kolay olmayacaktı. Alışması, kabullenmesi zaman alacaktı muhakkak. Fakat onların sevgisi şüpheye düşmeyecek kadar yüceydi. Sevmek için fiziki koşullardan öte sevgi gerekti, gerçek sevgi içinse sağlam bir yürek. Bu onlarda mevcuttu…

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

1 thought on “Sevgi Üzerine / Deniz İnan

    Hicran ikbal

    (5 Temmuz 2016 - 23:16)

    Madde madde sunulan şeyler insanı zorlar fakat bu tam anlamıyla iç açıcı olmuş. Kalbini ze sağlık. ..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir