Meğer Sevilmek İstiyormuş / Hatice Eğilmez Kaya

Ayın gümüş rengi ışıklarıyla, en kuytu köşeleri bile aydınlattığı, bir yaz gecesi yaşanıyormuş. Şirin mi şirin bir meltem, ormandaki bütün yuvaların kapılarını çalıyormuş tek tek.

“Haydi!” diyormuş evlerinde oturanlara. “Çıkın dışarı gezin. Ne duruyorsunuz? Bakın ne tatlı esiyorum. Bilirsiniz, yaz mevsimi çarçabuk geçiverir. Bu güzel havada hiç içeri kapanılır mı?”

Meltemin samimi çağrısını işiten genç kaplumbağa kendini dışarı atmış. Gerçekten de kapısının önünde muhteşem bir yaz gecesi ile karşılaşmış.  Gökyüzünde sayısız yıldız sanki yere inmek için can atıyorlarmış. Kaplumbağa onlara bakarken elini uzatsa herhangi birini alıvereceğini sanmış.

O küçük adımlarıyla ve yavaş yürüyüşüyle nereye kadar gidebilirse oraya kadar gitmiş. Ağustos böcekleri en güzel bestelerini seslendiriyorlarmış. Çam ağaçları, gürgen ve palamutlar, tecrübeli çınarlar yaprak hışırtıları ile tempo tutuyorlarmış. Genç kaplumbağa da başını iki yana sallayıp ormanın müziğine kendisini kaptırmış. Ayrıca bir ara manzaranın çekiciliğine dalmış.

İşte tam bu sırada birdenbire gök gürültüsünü andıran bir bağırış sarmış dört yanı. Ağustos böcekleri korkudan şarkı söylemeyi bırakmış. Sesin kaynağını anlamak için bütün ağaçlar dikkat kesilmiş. Bazı ürkek canlılar yuvalarına kaçmış. Genç kaplumbağa da kafasını hemen kabuğunun içine çekmiş.

Gösterişli ve belli ki huysuz bir aslanmış bağıran. Kaplumbağaya bağırıyormuş üstelik. Kabuğunun içine gizlenen kaplumbağa aslanın söylediklerini dinleyince onun kendisine sinirlendiğini anlamış. Aslan dehşet verici bir sesle,

“Görmüyor musun koskocaman bir kralı? Neden bir kenara çekilmiyorsun? Sende hiç saygı yok mu? Ezmek istesem hiç acımam ezerim. Ya da dişlerimin arasına alsam bir sıkımlık canın var. Dua et ki bu gece çok güzel bir gece. Senin o işe yaramaz canını alıp gecemi berbat edemem.”

Kaplumbağa başını çekingen bir şekilde dışarı çıkarmış.

“Özür dilerim kralım,” demiş. “Sizi görmedim. Ağustos böceklerinin şarkılarını dinliyordum. Bir de baksanıza, yıldızlar ne kadar ışıltılı. Onları seyre dalmışım. Size saygısızlık yapmak istemezdim inanın.”

“Hımmm… Demek öyle. Mademki dalgınsın, seni affediyorum. Bir dahaki sefer aynı hatayı yaparsan gözünün yaşına bakmam. Ayağımın altına alırım seni.”

Aslanın sesi hâlâ çok yüksekmiş. Bu sefer de ağustos böceklerine dönüp, onlara bağırmış.

“Neden hiç susmuyorsunuz siz? Bütün gece sizi dinlemek zorunda mıyız? Sahi gündüz de susmuyorsunuz ki başımız bir parçacık dinlensin.”

Ağustos böcekleri korkularından hiçbir şey dememişler. Oysa onlar ötmeseler yazın ne anlamı vardır ki!

Hırsını alamayan aslan, kafasını gökyüzüne çevirmiş. Ağustos böceklerinin ardından yıldızları azarlamaya başlamış.

“Hey siz yıldızlar, ne diye bu kadar göz kırpıyorsunuz? Ne zannediyorsunuz bakalım kendinizi? Hepinize birer taş atmak lazım, aklınız başınıza gelsin. Kuyruğumu bir sallarsam siler süpürürüm her birinizi.”

Bağırmaktan sesi kısılan aslan bir kenara oturmuş. Yıldızlara sesinin ulaşmayacağını fark edemeyecek kadar öfkeliymiş o anda. Genç kaplumbağa korka korka ona yaklaşmış.

“Kralım sakin olun lütfen. Neden bu kadar öfkelisiniz?” diye sormuş.

“Koskocaman bir ormanı yönetiyorum. Oldukça ihtişamlı bir canlıyım. Görmüyor musun, bağırdığımda yapraklar dahi kımıldayamıyor. Fakat biliyorum ki hiç kimse beni sevmiyor. Hatta yavrularım ve dişi aslan da sevmiyorlar beni.”

“Peki, neden sevilmediğinizi hiç düşündünüz mü?”

“Hayır, hiç düşünmedim. Bunu düşünmeye vaktim yok. Ben sadece sevilmek istiyorum. Bir de herkes benim dediklerimi yapsın istiyorum.”

“Bence siz öfkeli olduğunuz için sevilmiyorsunuz. Herkese bağıran birini sevmek çok zor kralım.”

Aslan cüssesinden umulmayacak bir masumiyetle sormuş.

“Peki ne yapmalıyım öyleyse?”

“Öfkenize dur demelisiniz mutlaka. Kimse ateşten çıkmış bir demire dokunmaya cesaret edemez. Huysuzluk sahibini yalnız bırakır.”

Aslanın benzersiz bir tacı andıran yeleleri sönmüş aniden. Genç kral boynunu hafifçe sağa eğmiş. Kaplumbağa, karşısındaki kocaman yaratığın yüreğinde gizlenen yapayalnız çocuk için üzülmüş.

Ne kadar da tuhaf bir durummuş bu. Huysuz olduğu için sevilmeyen bir aslan, sevilmek istediğinden huysuzmuş meğer.

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir