Unutuş Öyküsü / Tuncay Yıldızhan

Düşündüm; taşındım. Taşındığım her yere düşüncemi de taşıdım. Derken bir karara vardım. Lakin bu öyle çokta kolay olmadı. Yol engebeliydi; adım başı bir engelle bezeliydi. Defalarca bir şeylere takıldı aklım. Yara bere içinde kaldı fikrim. Yine de yolundan dönmedi aklım. Çekip gitti başımdan.

Aldırmadı fikrimdeki yara bereye.

Velhasıl bu gönül seyrinde unutmak oldu son durağım. Unutmak; vazgeçmekten hemen sonraki duraktı. Soluksuz kaldığım anda bu küçük durak yetişti imdadıma. Zira ciğerlerim çoktan çekmişti isyan bayrağını. Bu soluksuz aşk serüveninden mütevellit. Başka yol kalmamıştı. Dedim ya bu gönül seyrinde son duraktı unutmak. Evet, öyle ya da böyle rüzgârından kaçıp bu küçük durağa sığındım.

Şimdiyse içimde hummalı bir koşuşturmaca hasıl olmakta. Herkes topyekûn varlığınla savaşmakta.

Tabiri caizse bu tam anlamıyla imece usulü bir unutuş çalışması. Bir yandan hafızam birkaç ümit karşılığı anılarımızı yoldan geçen bir maziciye veriyor. O ümitler ki hayata tutunmada elzemdir. Öte yandan gözlerim hatırımda asılı duran fotoğraflarını avuçlarımdaki dehlizlerde gürül gürül akan hüzün denizine bırakıyor. Saçlarının yerindeyse yeller esiyor bağrım şimdi çorak bir tarla misali. Aşkı nadasa bıraktım. Dişlerimse beylik lafların cümlesinin başlarını vuruyor. O sevda sözleri şimdi bir diş darbesiyle hece hece parçalanıyor. Ve her bir sözün gövdesinden oluk oluk çığlık boşanıyor. Dilim eskisi gibi adın karşısında eğilip bükülmüyor. Yazık ki mayamız tutmadı. Ellerim teninde aşkı yoğurmaktan vazgeçiyor. Ve nihayet kalbim aşk senfonisinin notalarını yırtıp atıyor. Kendini sezsizliğe kitleyip; sol anahtarını meçhule fırlatıyor.

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir