Kalanların Ahvalini Beyandır! / Abdulbari Karabeyeser

Keşke birazcık olsun sevebilseydin beni! Birazcık olsun anlayabilseydin!

Zorlasaydın kendini kalmak için! Bırakıp gitmeseydin böyle gün ortasında!
Ben şimdi ne yaparım, ne ederim tek başıma şu yalan dünyada?
Kime anlatırım derdimi, kime söylerim yüreğimdeki yangınları?
Kimin dizine başımı koyar, kimin gözlerini seyrederim mavi mavi?

        Keşke gitmeseydin?
Hep beraber kalsaydık, hep benimle kalsaydın, hep benim olsaydın, bir kuşun gökyüzünü gördüğü kadar seni görseydim, seni görebilseydim, sadece seni, her sabah yeniden tekrar tekrar… Ne olurdu sanki! Ah keşke gitmeseydin… Keşke…

Hem ele güne ne derim ben şimdi? Ne derim Rıfkı amcaya, Kezban Teyzeye, Çiçekçi Hülya’ya, Balıkçı Rasim’e, Tezgâhtar Münir’e, kitapçı Fahri’ye?

Ahh be Süeda ah! Gitmenin sırası mıydı, vakti miydi şimdi ayrılmanın?
Oysaki ne çok sevmiştim seni, ne çok alışmıştım varlığına! Canımda can, yüreğimde parça gibiydin; sabahım, hürriyetim, özgürlüğüm, ekmeğim, aşım, arım, her şeyim! Öyle sahiplenmiş, öyle sevmiştim seni.

Ayrılmak ne kelime? Hayaline bile bin tövbe! Öyle bazıları gibi kandillik, bayramlık, seyranlık değildi sevgimiz; ölümüne bir tutku, sonsuza dek bir aşk hikâyesi!

En azından ben öyle zannediyordum, öyle biliyordum. Huzur bulduğum bir türbe iklimiydi gözlerin. Senden çıkardı Allah’a tüm yollar. Sana uğramadan gün uğramazdı bana, güneş vurmazdı saçlarıma, mevsimler dönmezdi, güller, çiçekler açmazdı; şarkılar, türküler dile gelmezdi. Simsiyah bir duvardı her şey. Güç alıyordum senden, boyuna artıyordum varlığınla. Besmeleyle sen geliyordun aklıma, sen doluyordun ruhuma, sen yayılıyordun damarlarımdan vücuduma, “sen”, “sen” diye atıyordu kalbim!

Ah Süeda ah! Keşke gitmeseydin, keşke beni bırakmasaydın buralarda!
Hem madem gittin ne diye beni de yanında götürmedin. Ne diye bıraktın bu kör kuyularda Yusuf misali! Şimdi sensiz ne yapar, ne ederim buralarda bir başıma?

Ah ah Süeda! Sensizlik ne zor, ne bela şey? Bilseydin gitmezdin zaten, bağrına taş basar yine de gitmezdin. Hani “dağ gibi adamsın!” derdin ya bana, o sen olduğun zamanlarmış meğer. Ben seninle dağ gibiymişim. Sen gittin ya ben de kendimden gittim. Ne “ben” kaldı geriye, ne dağ yanım, ne de sabrım, kararım! “Ejderha olsa kâr etmez” der ya şair aynen öyle toz zerrecikleri misali un ufak olup gittim.

Gayri söz etmekte çare değil artık. Sadece kendi kendimi yiyip bitiriyorum o kadar. Kaç nefeslik ömrüm kaldı onu da bilmiyorum ama umarım gittiğin yerde mutlusun. Çünkü mutlu olduğuna dair haberler alırsam yeniden canıma can gelir, nefes alıp vermeye başlarım belki! Kim bilir!

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir