Kaplumbağalar ve Kelebekler ya da Kelebek Gibi Yaşamak… / Tülay Demircan Koyuncu

“Yavaş yavaş ölüyoruz” dedi kaplumbağa. “Haklısın” dedi kelebek. “Ne uzun bir gün.”
(Nafer Ermiş)

Sanal alemde dolaşırken, karşıma çıkan bir söze takılıp kaldım. Düşünmeden geçemezdim. Diğer cicili biçili, hatta çoğu saçma sapan sözlere, dudak kıvrımları ile göz süzerken. Bu söze baka kaldım. Derin bir anlam taşımakta idi. “Kaplumbağaların ömrü; 100-150 yıldır. Kelebeğin ömrü ise; 1 hafta ile 1 ay arasıdır.”

Ömür dediğimiz, yaşadığımız baki alem den, gelip geçeceğimiz bir süreçtir. Bazı hayatlar uzunca yaşanırken, bazı hayatlar el değmemiş bir gonca misali kısacık yaşanmaktadır. Yaşanmak için yaşanmalı mıydı!? Ya da yaşam defterine not düşerken, silinmeyecek kalemler ile yazılmalıydı? Bir yerler de, yaşamak için mücadele veren insanlar, bir yerlerde insanların hayatları üzerinden nemalanarak bir hayat yaşadıklarını sanan ahmaklar…

Hayat, ne tuhaflıklar içinde sürüp giderken bizler de yaşam mücadelesiyle zamana karşı direnmekteyiz. Hayatın tek bir gerçekliği vardır ki! Oda “ölüm” dür.

Ölümlü dünya da yaşamak…

Kelebekler ve Kaplumbağalar…

İki hayat ve iki yaşanmışlıklar.

Kelebek ömrünün kısacık olduğunu bildiğinden midir bilinmez ama hayatını neşe ile yaşar ya da yaşam ile mücadele eder. Kelebek olmanın verdiği bir fıtrat ile bu sevgi dolu yaşamışlığı, ona bakan gözlere huzur vererek yansıtmaktadır.

Kim Kelebeğe bakarken gülümsemez ki? Ya da kim kelebeğe hayran olmaz ki? Renklerine, havalarda süzülen nağmeli kanat çırpışına… Ve ölüme sevgiyle merhaba deyişine…

Ölüm ile buluşmuş hangi beden muhteşem olabilirdi ki!?

Avuç içinde kalan varlığına bile hayran hayran baktırabilir!?

Bir de ölümünün ardından; “Rabbim ne muhteşem yaratmışsın” diye tevekkül ettirir, yaşamı yaratanı bilen kullara.

Kaplumbağalar, çok uzun yaşamanın verdiği rahatlık ile midir, bilinmez acelesi olmayan bir hayatı yaşarlar. Kaplumbağayı incelerken, “ne rahat hayvan cağız, dertsiz tasasız” diyerekten gülümseriz, sanki.

Vakit var diyerekten bu günü yarına ertelemenin belki de en anlamlı hikâyesidir. Kaplumbağa ile Kelebeğin hayatı.

Yaşam, insanların ömür süreçlerindeki değerleri yansıtmaktadır. Ardından bırakılacak bir hayat hikayesi olmalıdır. Boşa geçen bir ömür elbette yoktur. Her varlık kendince yaşam mücadelesi vermektedir.

Mücadele; kendi çıkar ve isteklerin doğrultusunda olduğu müddetçe adı “çıkarcılık“ olarak yer değiştirir. Aldığımız her bir nefesin bir anlamı olduğunu unutmadan… Her bir bakışın ya da adımlar ile yürüyüşümüzün anlamsız oluşuna izin vermeden bitmemeli yaşam ile olan savaşımız.

İz bırakmalıyız bizleri tanıyan yüreklere. Yılların ardından sevgi ile anımsanarak “Mekanı cennet olsun” denmeli. Makamlarımız hatta mevkilerimiz insanların kalplerinde yer bulmalı. Arkasından lanet okunan bir şimon perez olmamak lazım. Ölümsüz değiliz hiç birimiz. İnsanlara züllümler yaşatmanın gereği yok.

Ne uğruna bunca mücadele!? Ardından bir iç çekiklik anımsanmadıktan sonra… Bir yürek acımadıktan sonra… Var istersen üç yüz yıl yaşa…

Akşam yastığına başını koyarken, vicdanınız rahat değilse…

Zalimin de vicdanı vardır. Sustursa bile vicdanı ile beyni kavga içinde savaşırlar.

Mantığına, hayatın insanları sömürmek ya da kandırmak olduğunu işlemiş ise…

Vicdan, ölüm ile randevusuna kadar haykırır.

Kelebek olmayı isterim.
Az ve anlamlı bir hayat yaşamak için.
Bir omuza konmak
Bir yüreğe dokunmak
Bir dudağa kıvrım olmak
Kısa bir hayata imza atmak isterim.
Tırtıl iken kelebek oluşuma
Aşık olacak bir yüreğe yazılmak
Ve sonsuz bir hayata sevdalar ile
Uçmak isterim.

 

Zaman geçerken sevgiyi yüreklere yaşatalım.

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir