Ay Işığı Suya İndiğinde / Hatice Eğilmez Kaya

Sıcacık bir yaz gecesinde ay ışığı serinlemek için suya inmiş. Önce gümüş rengi ellerini ve aydınlık yüzünü dalgalarda yıkamış. Sonra boylu boyunca denizin üzerine uzanmış.

Bütün yıldızlar ay ışığının üzerinde neşe ile dans ediyorlarmış.

Oradan geçen yavru bir ceylan sudaki ışıltılı yansımayı görmüş. O kadar hayran kalmış ki ona, bir parçasını alıp evine götürmek istemiş. Minik ayakları ile suya girmek üzereyken annesi omuzlarından tutmuş.

“Ne yapıyorsun yavrucuğum? Günün bu saatinde ne işin var suda senin?” diye sormuş.

Minik ceylan o anda kendine gelmiş. Gerçekten de yüzmeyi dahi bilmezken suya koşmak da neyin nesiymiş?

“Anneciğim,” demiş. “Denizin üzerindeki rengârenk fener var ya, işte onu almak istemiştim. Evimizi geceleri ne güzel aydınlatır kim bilir?”

Anne ceylan kızına sarılıp dakikalarca öpmüş onu.

“O gördüğün fener değil güzel kızım. Yakamoz derler ona. Ay ışığı suya indiğinde ışık ve su bir araya gelip senin beğendiğin görüntüyü oluştururlar.”

“Alıp eve götürsek!”

“Eve götürmek mi? Neden eve götürelim ki onu?”

“Bizim olsun diye.”

“Bencillik sana hiç yakışmıyor. Yakamoz hiç kimsenin malı değildir. Eğer onu evimize kapatırsak bir daha başkaları göremez. Oysa kalplerimiz güzellikleri gördükçe zenginleşir.”

Onların konuşmalarını yukarıdan dinleyen ay dede, hafifçe gülümsemiş. Kocaman beyaz bir bulutu yanına çağırmış ve arkasına saklanmış. Amacı minik ceylanı merak ettirmekmiş.

Annesinin söylediklerini düşünen minik ceylan denizin üzerindeki ışıltının kaybolduğunu fark edince hem üzülmüş hem de meraklanmış.

“Anne, baksana yakamozu başka biri aldı galiba. Şimdi biz onsuz ne yapacağız?”

Ay, saklandığı yerden anne ceylana göz kırpmış. Beyaz bulut da el sallamış bir yandan. Anne ceylan ay ve bulutun oyununu anlamış. Kızına bir ders vermek istediğinden onların sevimli oyunlarına katılmış.

“Aaa! Evet, gerçekten de kim aldı acaba fenerimizi? Oysa ne de güzel renkleri vardı.” demiş.

“Keşke biz alsaydık. İşte o zaman bizim olurdu. Hem ben cimrilik etmez ay ışığını arkadaşlarımla paylaşırdım. Dışarıdan bakıldığında evimiz kim bilir nasıl parlak ve renkli görünürdü. Belki ay ışığından bir de gece lambası yapar aydınlığında güzel güzel uyurduk.” diye söylenmiş yavru ceylan annesine.

Tam da o sırada ay dede, beyaz bulutun arkasından çıkıp ışıklarını yine denize göndermiş. Yakamoz denizde boy göstermiş yeniden.

Ay dede , “Küçük ceylan, yukarı bir baksana!” demiş hafif tebessüm ederek. Ardından ona bir avuç ay ışığı göndermiş. Ay ışığı küçük ceylanın yanaklarını okşayıp yakamoza katılmış.

“Sahiplenmek çoğu kez bizim dediğimiz her neyse onu azaltmak hatta tüketmek demektir. Oysa paylaşmakla güzellikleri çoğaltırız. Paylaştıklarımız elden ele, kalpten kalbe geçtikçe biz de çoğalmış oluruz. Bak yakamoz neredeyse her yaz gecesi burada kendisini görmekten mutlu olanları bekliyor. Çocuklar, yaşlılar ya da yetişkinler onu gördükten sonra evlerine daha da mutlu gidiyorlar. Uykuları tatlı oluyor. Ertesi güne bambaşka umutlarla başlıyorlar. Ne sen ne de bir başkası onu sahiplenmeli. Benim değil, bizim dedikçe kavgalarınız azalacak. Bir gün bir de bakacaksınız. Dünya uzaydan gözüktüğü gibi masmavi bir hal alacak.”

Küçük ceylan önce ay dedeye, sonra annesine, en sonunda da yanağını okşayıp yakamoza katılan ay ışığına bakmış. Bencilliğin ne kadar yanlış bir şey olduğunu, paylaşmanın kişiyi zenginleştirdiğini öğrendiği için çok mutluymuş o anda…

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir