Bakmayı Bilmiyoruz! / Eylül Yasemin Erener

Her gün ibretlik onlarca olay olur yaşanır ama bütün bunlar bize karşı olmadığından birçoğunu göremeyiz. Çünkü herşey sadece ona olmuştur ona yapılmıştır. Ve biz sadece izleriz bütün bu olup bitenleri.

Oysa bakmayı bilirsek bunun bizim için ibretlik bir hadise olması gerekmez mi? Ya da o yaşanılan olaylardan ders almamız gerekmez mi?

Sadece bakmayı bilmiyoruz.

Alışkanlıklarımız o kadar çeşitli ki değişsin istemiyoruz, hep böyle gitsin istiyoruz. Hâlbu ki adil halifemiz Hazreti Ömer efendimiz (ra) bize;

“İki günü birbirine eşit olan aldanmıştır.” demiyor mu? Bu söz bize vaktin, zamanın, ânın neyse artık tüm sürelerin ve süre dilimlerinin kıymetini anlatır, bu bir. Geçen her ânın, ânı geçiren için olumlu bir geri dönüşü olmamışsa bunu bir kayıp sayar, bu iki.

İnsanın hep (manevî-dinî-ahlakî vs. açılardan) hep ilerleyen, ucu açık, üst sınırı olmayan bir varlık olduğunu söyler, bu üç. Her vaktin ayrı bir imkân olduğunu, her ânın ayrı bir kıymet taşıdığını, insanın her geçen sürede bir şekilde dönüştüğünü ve bu dönüşümün iyi ya da kötü yönleri bulunduğunu, ama mutlaka iyilikten nasipli olmak gerektiğini öğütler, bu da dört.

Ve böyleyken biz aynı yaşamayı tercih ederiz!

Bazen önümden geçen yakınlarımın hayatlarını izlerim. Uyanır, giyinir, süslenir ve işe gider gelir yer içer iki muhabbet sonra TV karşısında uyuruz tâ ki sabah uyanana kadar bu böyle devam eder değişmez sanırız. Değişsin istemeyiz şikâyet eder dilimiz ama değişimi yine de beceremeyiz.

Sigara alışkanlığı gibi rutinlerimiz kokusu zararı maddi manevi bizden aldıklarını bilir yine de alışkanlığımızı terk edemeyiz. Biliriz kötü olduğunu ama vazgeçemeyiz yine de. İradesizliğimiz midir özgürlük anlayışımız mıdır bilmiyorum kafa tutarız hayata ” ben” deriz geçeriz.

Bir gün bir sevdiğimiz ölür ve şok geçirir öldüm der yine de yaşamaya devam ederiz. Ölmeyiz o acıya da alışırız geçeriz. Hiçbir ahirettik olaya hazırlanmayız. Ölüm gerçeğinin var olduğunu bile bile üzerine yürürüz, biz ölmeyeceğiz sanırız. Ölenlere veda ederken ona üzülürüz kendimize acımadan ona acırız…

Evimizin yolu, cadde ve sokaklar, insanların geliş gidişleri bile aynıdır. Bazen bir selam bile değişikliği kaldıramaz, “niye selam verdi, bu kim, bunu tanımadım” der alışkanlığımızın hapsine kilitleriz kendimizi. Olması gereken bile fazla gelir bazen rutin çünkü değişmeyecek değişmemeli!.

Farkında mısınız;

Yorgunluklarımız bile aynı, hastalıklarımız şikâyetlerimiz yaza kışa bakışımız

Tabi ki bu söylediğim her günü aynı insanlar için!

Söyler misiniz kaç defa gün doğumunu izlediniz? Yürürken insanların ne giydiğini değil de doğanın ne giydiğinin farkın da olduk. O gözle baktık, kaç kez bir insanın, sevdiğiniz birinin mimiklerini incelediniz derin derin gözlerine baktınız? Yağmuru kar’ı yediniz mi şikayetsiz o anın güzelliğini fark ettiniz mi?

Alışkanlıklarımız öyle bağlamış ve öyle kendi kendimizin hapsine neden olmuşuz ki, onca güzelliği hep es geçmişiz lezzet almayınca ruhumuz hasta bünyelere dönüşmüş!.

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir