Medeni İnsan / Tayyip Atmaca

 Tarihin ilk çağlarından günümüze insanların birlikte yaşamak için “iki günü birbirine eşit olan insan ziyandadır” ilkesinden hareketle sürekli kendilerini yenilemek için uğraş vermişlerdir. Her insan “gök kubbede bir hoş seda” bırakmak için hayatına düzen ve intizam verdiği müddetçe hayatı dolu dolu yaşamanın haz ve huzurunu hisseder.

İnsanın insana, insanın kendisine saygılı olması neticesinde insanlar arasında gönül köprüleri oluşur, bu köprüler vasıtasıyla uzaktaki insanlar yakında, yakındaki insanlar ise bir ailenin bireyleri gibi birbirleriyle kaynaşırlar. Bundan dolayı insanlar birbirlerine açılan kapılar, birbirlerini gösteren aynalar gibidir.

Hangi şehirde, hangi ülkede doğarsanız doğun, hangi şehirlerde, hangi ülkelerde hayatınızın bir bölümünü yaşarsanız yaşayın, önemli olan yeryüzünde dolaştığınız zaman diliminde hem kendi hayatınıza hem başkalarının hayatlarına ne kadar katma değer sağladığınız kadarıyla sorumluluk bilincini kuşanan birey olursunuz.

Sabah uyanıp elinizi yüzünüzü yıkayıp aynaya baktığınızda “bugün dünden zinde bir düşünceyle kapıdan çıkacağım” deyip eşinize günaydın demeye, çocuklarınızın gözlerine öpücük kondurmaya hazırsınız demektir. O zaman tıraşınızı olup, yüzünüze losyon sürdükten, kravatınızı bağlayıp elbisenizi de giydikten sonra sizi bekleyen eşiniz ve çocuklarınızla günün açılışını yapabilirsiniz. Görüyorsunuz küçük birkaç hareket ve düşünce eksersiziyle günü yaşamaya motive oldunuz bile.

O zaman güne başlayalım dememize gerek kalmadan ruh ve beden olarak kendinizle birlikte başkalarına karşı sorumluluklarınızı da kuşanıp günü selamladığınızın farkını yüzünüzde bir tebessüm çiçeğinin açmasıyla hissedersiniz.

Kapıdan çıkarken eşinizi ve çocuklarınızı öperek vedalaştıktan sonra apartmandan inen komşunuza ya da kapıcınıza gözlerinizin içi gülerek günaydın, merhaba, nasılsınız, hayırlı işler dedikten sonra sokakta ilk karşılaştığınız insana da en azından günaydın diyebilirsiniz.  

   Aklınızı mı karıştırdım, sizden çok şey ve kendim için mi istiyorum elbette sizin için istiyorum bütün bunları. Bir kere selamlaşmak, gülümsemek karşımızdaki insan ile iletişime geçmek demektir. İçinizden “iletişime geçip de ne olacak” deme ihtimalinizi duyar gibi oluyorum ama umursamıyorum. İnsanlarla birlikte bir bölgede yaşıyorsak ki yaşıyoruz, konuşarak anlaşamıyorsak o zaman konuşmasını bilmiyoruz demektir.

O zaman buyurun insan içine dalalım. Yüzümüze bakan insana selam verelim. Belediye otobüsüne binerken kaptana günaydın diyelim. Eğer bir insan tek başına oturuyorsa yanına yaklaşarak merhaba oturabilir miyim; oturduktan sonra en azından nasılsınız iyi misiniz diyelim. Bizden bir yaş dahi büyük olduğunu tahmin ettiğimiz birisi geldiğinde şayet boş yer yoksa kalkıp ona yer göstermeye çalışalım, otobüsten inerken, hayırlı işler, hoşça kalın demeyi de unutmayalım.

İşyerimize doğru giderken yolda karşılaştığımız insanlara da mutlaka selam vermeye çalışalım, “nasıl olsa kimse görmez” diyerek elinizdeki sigara izmaritini yere atmayalım, tükürmek istediğimizde cebinizdeki kâğıt mendili kullanalım.

İnsanlarla konuşurken dilimiz döndüğünce güzel kelimeleri seçerek anlamlı cümleler kurmalı, konuşurken sesimizin tonunu iyi ayarlamalıyız. Unutmayalım ki insanların aralarındaki husumetlerin kavgaların çoğu konuşurken Yunus Dedemizin; Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı/Söz ola ağulu aşı bal ile yağ ede bir söz dizelerinin manalarını kafalarımızdan gönüllere indirip dilimizde dökmeye başladığımız zaman göğsümüzü gere gere kendimize saygılı davrandığımızın huzurunu yakalarız.

O zaman Mevlana’nın: Dün söylenenler dün ile birlikte söylendi gitti yeni sözler söylemek gerek cancağızım sözleriyle zihnimizdeki “bedevi”liğimizi soyunup medeni insan olmanın erdemlerini kuşanalım.

Ne zaman mı kuşanalım?

Bu günden geç, yarından önce.

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir