Bir Nevi Sanat Argümanı / Deniz İnan

“Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” diyor Mustafa Kemal Atatürk. Bir ülkenin yüksek uygarlık düzeyine erişmesi için çıkması gereken merdivenlerden biri sanattır ve bu basamaklarda ülkenin geleceği yatar. Ve her çağ kendi sanat akımını yaratırken toplumsal olayları yorumlamak adına sürekli değişen ve gelişen farklı bir bakış açısını da içinde saklı tutar.

Peki nedir sanat? Sözlük anlamıyla yaratıcılığın ve duygunun dışa vurumu olan sanatın içini ne kadar doldurabiliyoruz? Sanat akımını desteklerken ne kadar gerçekçi olabiliyoruz? Aslında buradaki temel mesele bireysel ve toplumsal düzeyde neler yapıyoruz meselesi.

Bu bağlamda üzerimize düşen ilk görev sahiplenmektir. Peki kimi ve neyi nasıl sahipleneceğiz? Önce kendimize bir soralım; Dünyadaki sanatsal gelişmeler hakkında ne biliyoruz? Hızla gelişen ve globalleşen dünya bize neler sunuyor? Bunu sorarken en büyük yanlışımızı da bir gözden geçirelim: Magazin basınında isimlerini parlatan herkes birer sanatçı mı? Sanatçı olmak ün gerektirir mi? Ülkemdeki kültürel boşluklar neler? En önemli husus da sanat ve sanatçıya verilen değer konusu.

Araştırmalar gösteriyor ki dünyayı takip etmek bir yana, burnumuzun dibinde yaşananlardan dahi bihaberiz. Dergi okuma düzeyine geçemediğimiz gibi gazetelerin üçüncü sayfa felaket haberleri ve spor başlıklarının ötesine gidemiyoruz. Bir de işin magazin boyutu var ki, o kısım da her ünlüye sanatçı gözüyle bakma yanılgımız. Henüz şarkıcı ve sanatçı arasındaki farkı anlayamamışken, bir şiirin alt metnini okumamız beklenemez.

Peki ne yapmalı? Her işte olduğu gibi girişime alt kademeden başlanmalı. Mahalli yönetimler, yerel idareler kıyıda köşede kendine bir yer edinmeye çalışan sanatsal girişimlere destek verip ifade alanı sağlamalı. O alanda hüküm süren medya aracılığıyla da faaliyetlerin reklam ayağı oluşturulmalı. Sonrasında gerek sponsorlar, gerek doğrudan destekler ile çalışmalar ön plana çıkartılmalı.

Sanat ve sanatçıya verilen değer konusuna gelince, insanların ölmeden önce hak ettikleri değeri bulmasından yanayım. Yaşarken tek bir eseri ödül almamış, tek bir satırı okunmamış kişilerin öldükten sonra adlarına düzenlenen ödül geceleri kazanç değildir. Elbette ki isimlerinin yaşatılması hususu önemli fakat herkes yaşarken kıymetinin bilinmesini arzu eder. Burada sanatçıya düşen görev de her koşulda üretmeye devam etmesidir.

Şöyle der Nazım Hikmet:

“Sen sanma ki sanatın
Damağımda tadı var
Acı bir hıyar
Lezzeti gibi”…

Bir nevi anlayabildiysem alâdır efendim.

Sevgiler dost yüreklerinize….

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir