Türkiye Avrupa Birliği İlişkileri / Merve Düvenli

Son günlerde kopma noktasına gelen AB ile ilişkilerimizin kısaca tarihsel sürecine dair yazımı sizinle paylaşırken, DergiZan sayfalarında birlikte güzel yazılarla olacağımızı umarım…

Türkiye ve Avrupa Birliği temalı yazıya başlamadan önce muhtemelen akla ilk gelen sorulardan biri olan Nereden geldi nereye gidiyor ve ne kadar uzayacak bu süreç sorularına cevap vermekle başlamak istiyorum. Avrupa birliği ile ilişkiler Türkiye için her zaman çok önemli özellikle de batı ile yürüttüğü ithalat ve ihracatın tekelden gerçekleştirilmesi ve de ticaret ve gümrük politikalarının işlerlik kazanması yönünden. Ankara Anlaşmasının imzalanmasıyla başlayan ve günümüze dek farklı aşamalardan geçerek bu boyuta gelmiştir. Akabinde iki adet olmak üzere Lüksemburg ve Helsinki Zirveleri yapılmıştır. Aralık 1997 deki Lüksemburg Zirvesinde adının tam üye adaylarının arasında yer almadığını gören Türkiye’nin tepkisi Avrupa ile siyasi diyaloğu kesme yönünde olmuştur. Aralık 1999 Helsinki Zirvesinde ise Türkiye’nin adaylığının teyit edildiğini ve bu ülke için de bir katılım ortaklığı belgesi hazırlanacağını ifade eden AB Konseyinin tutumundaki değişiklik, ilişkilerde tekrar karşılıklı yükümlülük ve beklentilerin ön plana çıktığı bir döneme girildiğini gösterir.

Burada AB ile ilişkileri 4 açıdan ele alacağız ilkin Ankara Anlaşması ve sonrası ikinci olarak Katma Protokol’ün yürürlüğe girmesi ve geçiş dönemi sonra da tam üyelik başvurusu ve Gümrük Birliği ve de 2000 sonrasında Lüksemburg dan Feira ya kadar gelişen olaylar. Tüm bunlar ışığında AB sürecinin tarihsel sürecine değineceğim.

Öncelikle ülkemizin yakın tarihi geçmişine ve AB ile olan ilişki sürecine değinmek istiyorum.Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan bu güne kadar komşularla uyguladığı sıfır sorun politikası ve dış politikada istikrar anlayışından hareketle çok sayıda anlaşmaya ve pakta imza atmıştır. Akabinde uluslararası arenadaki gelişmeleri yakından takip etmiş ve OECD NATO gibi uluslararası “intergovermental organization” lara dahil olmuştur. Bu bağlamda çok başarılı bir uygulama olan AET olarak da bilinen ve açılımı Avrupa Ekonomik Topluluğu olan organizasyona 1950’li yıllarda katılmıştır. Tam olarak 1958 de kurulan AET ye Türkiye 31 Temmuz 1959 da ortaklık başvurusunda bulunmuştur. Ankara Anlaşması ile kesinlik kazanan ortaklık süreci 12 Eylül 1963 de imzalanmış ertesi yıl da yürürlüğe girmiştir. Ankara Anlaşması Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerinin hukuki temelini oluşturmaktadır. Anlaşmaya imza atan devrin başbakanı ise İsmet İnönü’dür. Anlaşmanın amacı 2. maddede belirtildiğine göre Türkiye ekonomisinin hızlı kalkınmasını ve Türk halkının istihdam düzeyinin ve yaşam koşullarının yükseltilmesini sağlama gereğini göz önünde bulundurarak taraflar arasındaki ticari ve ekonomik ilişkileri hız kesmeden ve dengeli olarak güçlendirmeyi özendirmektir. Çalışmayla ilgili belirtilmesi gereken bir diğer nokta Avrupa Birliğinin isimlendirilmesi konusundaki çeşitliliktir. Avrupa Ekonomik Topluluğu, Avrupa Kömür Çelik Topluluğu ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğunun kurumlarının birleştirildiği 1 Temmuz 1967 tarihinden önceki dönem için AET, bu tarihden 1 kasım 1993 e kadar geçen süre için Avrupa Topluluğu Maastricht Antlaşmasının yürürlüğe girdiği bu tarihden sonrası için ise Avrupa Birliği ifadeleri kullanılmıştır.

Bu maddeden açıkça anlaşılmaktadır ki, Türkiye – AET ortaklık ilişkisinin nihai hedefi Türkiye’nin Topluluğa tam üyeliğidir. Ankara Anlaşması Türkiye’nin AET ye entegrasyonu için hazırlık dönemi geçiş dönemi ve nihai dönem olmak üzere üç devre öngörmüştür. İlk dönem Anlaşmanın yürürlüğe girdiği 1 Aralık 1964 tarihi itibariyle başlamıştır. Taraflar arasındaki ekonomik farklılıkları azaltmaya yönelik Hazırlık Dönemi olarak belirlenen bu dönemde Türkiye herhangi bir yükümlülük üstlenmemiştir. Tesis edilen ortaklık ilişkisinin işleyişine yönelik olarak iki taraf arasında bazı kurumlar oluşturulmuştur. Bunlardan en yüksek merci ise karar alma organı Ortaklık Konseyidir.

13 Kasım 1970 de imzalanan ve 73 de yürürlüğe giren Katma Protokol ile birlikte Ankara Anlaşmasında öngörülen hazırlık dönemi sona ermiş ve Geçiş Dönemi ne ilişkin koşullar belirlenmiştir. Bu dönemde taraflar arasında sanayi ürünleri, tarım ürünleri ve kişilerin serbest dolaşımının sağlanması ve Gümrük Birliğinin yapılandırılması öngörülmüştür.

1971 yılı itibariyle Katma Protokol yüzünden topluluk Türkiye’den ithal ettiği tüm sanayi mallarına uyguladığı gümrük vergileri ve miktar kısıtlamalarını tek taraflı olarak sıfırlamıştır. Tabi ki tekstil ürünleri ve bazı petrol pazarları dışında. Buna karşılık Türkiye’nin AB kaynaklı sanayi ürünlerinde gümrük vergilerini sıfıra indirgemesi öngörüldü ve böylece Gümrük birliğinin fiilen uygulanabilmesi için 22 yıllık bir süre tanındı.

Türkiye AB ilişkileri 1970’li yılların başından 1980’lerin ikinci yarısına kadar, siyasi ve ekonomik nedenlerden dolayı istikrarsız seyir izlemiştir. 12 Eylül askeri darbesinden sonra ise ilişkiler kopma noktasına gelmese de askıya alındı.

Tam üyelik başvurusuna gelince 1983 yılında Türkiye de sivil idarenin yeniden kurulması ve 1984 yılından itibaren Türkiye’nin ithal ikameci politikaları hızla terk etmesi ile beraber Türkiye’nin dışa açılma süreci başlamıştır. Böylece 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren dondurulmuş bulunan Türkiye AET ilişkilerinin tekrar canlandırılması süreci başlamıştır.

Türkiye 14 Nisan 1987 de Ankara Anlaşmasında öngörülen dönemlerin tamamlanmasını beklemeden üyelik başvurusunda bulunmuştur. Komisyon bu başvuru ile ilgili görüşünü 18 Aralık 1989 da açıklamış ve kendi iç bütünleşmesini tamamlamadan topluluğun yeni bir üyeyi kabul edemeyeceğini belirtmiştir. Ayrıca Türkiye’nin Topluluğa katılmaya ehil olmakla birlikte, ekonomik, sosyal ve siyasal alanda gelişmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bu nedenle üyelik müzakerelerinin açılması için bir tarih belirlenmemesi ve Ortaklık Anlaşması çerçevesinde ilişkilerin geliştirilmesi önerilmiştir. Bu öneri ülkemiz açısından olumlu değerlendirilmiş ve gümrük birliğinin katma protokolde öngörüldüğü şekilde 1995 yılında tamamlanması için gerekli hazırlıklara başlanmıştır. İki yıl süren müzakereler sonunda 5 Mart 1995 tarihinde yapılan Ortaklık Konseyi toplantısında alınan karar uyarınca Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki Gümrük Birliği 1 Ocak 1996 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Böylece Türkiye Avrupa Birliği ortaklık ilişkisinin “Son Dönem” ine geçilmiştir.  Gümrük Birliği, Türkiye’nin Avrupa Birliği ile bütünleşme hedefine yönelik ortaklık ilişkisinin en önemli aşamalarından biridir. Üstelik Türkiye ile Avrupa Birliği ilişkilerine ayrı bir boyut kazandırmıştır.

1987’de Topluluğa tam üyelik başvurusunda bulunmuş ve özellikle 1987’den sonra Topluluğa uyum konusunda oldukça önemli gümrük indirimlerine gidilmiştir. Burada belirtilmesi gereken nokta tam üyelik başvurusunun, Roma Antlaşması’nın “Topluluğun üçüncü bir devletle ortaklık oluşturan anlaşmalar imzalamasına” dair 238. maddesi kapsamındaki Ankara Anlaşması ve Katma Protokol ekseninde değil, Antlaşma’nın “Her Avrupa Devleti Topluluğa üye olmayı talep edebilir” şeklinde başlayan 237. maddesi çerçevesinde yapıldığıdır (Roma Antlaşması)

6 Mart 1995’te yapılan 36. Ortaklık Konseyi toplantısında alınan Gümrük Birliği kararı 1 Ocak 1996’dan itibaren yürürlüğe girmiş olup Ankara Anlaşması’nın son dönemini başlatmıştır. Yani 1/95 sayılı Ortaklık Konseyi Kararı, taraflar arasında imzalanan bir anlaşma değil, Ankara Anlaşması’nda üzerinde anlaşılan Gümrük Birliği’nin işleyişiyle ilgili hükümlerin belirtildiği bir belgedir. Buna göre,2. ve 23. madde de “Malların Serbest Dolaşımı ve Ticaret Politikası” başlıklı I. Kısımda gümrük vergileri ve eş etkili vergi ve resimlerin kaldırılması; miktar kısıtlamaları ve eş etkili önlemlerin kaldırılması; ticaret politikaları; ortak gümrük tarifesi ve tercihli tarife politikaları; listesi Gümrük Birliği Kararı’na ek olarak verilen bazı işlenmiş tarım ürünleriyle ilgili hükümler yer almaktadır.

Türkiye’nin Gümrük Birliği ile ilgili yükümlülüklerini yerine getirme çalışmaları sürerken AB’nin gündeminde genişleme ve derinleşme tartışmaları yer alıyordu. Bu dönemde yaşanan en önemli gelişme, serbest piyasa ekonomisine geçişin ardından 10 Merkez ve Doğu Avrupa ülkesinin, 1994-1996 yılları arasında Birliğe üye olmak için başvurularını gerçekleştirmeleridir. Komisyon tarafından hazırlanan ve 16 Temmuz 1997’de o dönemki Komisyon Başkanı Jacques Santer tarafından Avrupa Parlamentosu’na sunulan Gündem 2000’de ele alınan 3 temel konu, Birliğin yeni yüzyılda izleyeceği politikalar ve yapılması gereken reformlar; genişleme; ve 2000-2006 döneminde uygulanacak olan mali çerçevedir. Böylece Birliğin bundan sonraki dönemde genişleme ile ilgili tüm referanslarını yapacağı Kopenhag kriterlerine uyum, tüm aday ülkelere üyeliğin temel koşulu olarak sunuluyor ve Gündem 2000 genişlemenin temel metinlerinden biri haline dönüşüyordu.

Türkiye Avrupa Birliği ilişkilerini küresel politik ekonomi sistemindeki ve Avrupa bütünleşmesinin kurumsal yapısındaki dönüşümler çerçevesinde objektif değerlendirirsek, Türkiye açısından Avrupa, ortak normlar, prensipler ve değerler etrafında ortak paydada birleştiğimiz müşterek evimizdir. Avrupa ailesinin bir parçası olarak Türkiye, sadece Kıta’daki siyasi, ekonomik, kültürel ve sosyal hareketlenmeyi desteklemekle kalmamış ,aynı zamanda bunlardan kendisi de feyz almıştır. Türkiye’nin Kıta’da oynadığı rol analiz edilmeden Avrupa’nın bütüncül bir değerlendirmesi yapılamaz. Geçmişte olduğu üzere, bugün de Türkiye ve diğer Avrupa ülkelerinin kaderleri iç içe girmiş haldedir. Aynı şekilde geleceğe de birlikte bakmaktayız. Bu çerçevede, AB’ye katılım hedefimiz stratejik bir tercihtir.

Türkiye’nin AB’ye katılımı, Avrupa iç pazarının büyüklüğünü artıracak ve Birlik’in olası rekabet yeteneğini güçlendirecektir. Jeostratejik konumu, geniş ekonomik potansiyeli, eğitimli ve dinamik nüfusu ve izlediği vizyoner ve çok boyutlu dış politika ile Türkiye, Birlik için gerçek bir kazanım teşkil edecektir. Ülkemizin üyeliği, AB’ye yük değil, katma değer sağlayacaktır. Bu ilişkiyi üyelik nihai hedefiyle ilerletmek hem Türkiye hem AB için stratejik öneme sahiptir.

Tüm bu süreçler süregelirken AB ile Türkiye arasında öğrenci değişimi programları eğitim boyutunun ticaret ve gümrük politikalarına göre daha işler hale geldiğini göstermektedir. 2002 yılında Barselona da toplanan Avrupa Konseyi Lizbon sürecinin önemini yeniden vurgulamış Avrupa yı yeniden eğitim ve öğretim sistemleri bakımından dünyanın lideri haline getirmek gibi hedefler ortaya koymuştur. Sistemleri uyumlaştırmak işbirliğini ve kaliteyi yükseltmek Birliğe üye ülke vatandaşlarının eğitim maksatlı gezintilerine olanak sağlamak ve yaşam boyu öğrenme fırsatına ulaştırmak gibi hedefler saptamıştır.(T.C. Milli Eğitim Bakanlığı Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü Eğitim Öğretimde Lizbon 2010) Ayrıca, bu hedeflerin gerçekleşebilmesi için gereksinme duyulan alanlarda yenilik ve reformların yapılması, hayat boyu öğrenmenin gerçekleştirilmesi ve Avrupa’nın bir eğitim ve öğretim alanı haline getirilmesinin gerektiği üzerinde durulmuştur.

Bu çerçevede AB Eğitim boyutu ve Türkiye :

Avrupa Birliğine üye ülkeler arasında eğitim alanında işbirliği sağlamak için Avrupa Birliği Antlaşmasının  149. ve 150. maddeleri temel alınarak 1995 yılında Socrates Programı başlatmışlardır. Socrates Programı sekiz eylem alanından oluşmaktadır.

 

(1) Erasmus (yükseköğretim),

(2) Comenius (örgün eğitim),

(3) Grundtvig (yaygın eğitim),

(4) Minerva (açık-uzaktan eğitim),

(5) Lingua (Avrupa dilleri eğitimi),

(6) Observation and Innovation (eğitim sistemlerinin/politikalarının izlenmesi ve bu alanlarda yenilik),

(7) Joint Actions (diğer Avrupa programları ile ortak eylemler),

(8) Accompanying Measures (diğer eylem alanlarında yer almayan destek önlemleri). Socrates Programı tüm düzeylerde eğitimde Avrupa boyutunun güçlenmesini, eğitimin tüm alanlarında fırsat eşitliği oluşmuştur ve üye ülkelerde işbirliği içerisinde yürütülecek bir dizi etkinlik yoluyla eğitimde kalitenin gelişmesine katkı yapmayı amaçlamaktadır. Türkiye de Socrates Programının bu eylem alanları içerisinde yer almaktadır ve olabildiğince işbirliği yapmaya çalışmaktadır. Avrupa Birliği eğitim programları içerisinde, ayrıca, mesleki eğitim alanında işbirliğini sağlamak ve politikaları ve uygulamaları desteklemek için Leonardo da Vinci ve gençlerin bireysel çalışmaları desteklemek ve iletişimlerini sağlamak amacı ile kurulmuş Youth Gençlik Programı da yer almaktadır.

 

KAYNAKÇA:

http://www.ab.gov.tr/index.php?p=111

http://www.ab-ilan.com/kategori/is-firsatlari/staj-firsatlari/

http://www.ab.gov.tr

http://www.orsam.org.tr/tr/yazilar.aspx?DosyaID=32

http://cnn.com.tr

http://www.interdisciplinaryconference.org/

üst sınıflardan aldığım notlardan edindiğim bilgiler

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir