Babam ve Aşkım / Tülay Demircan Koyuncu

Yorgunluklar ile yüklü bir bedene ne taşıta bilinirdi ki! Hayat sonu görünmeyen bir yokuşun karanlık basamaklarına tırmanışıydı.
Basamaklar ne kadar da yüksekti! Bir basamaktan diğerine çıkılmıyordu. Nefes nefese kalan yorgun beden ile…

Ama ümitsizliğe kapılmadan
Tırmanışlar devam etmeliydi.
Elini sana uzatan diğer basamakta ki…
Ele dokunmak için.

Dünya büyük bir orman misali değil mi ki!

Her çeşit ağaçların yanı başında, toprağa tutunmaya çalışan bitkiler ile dolu bir orman gibiydi dünya ile insan.

Her nefesin farklı üflenişine anlam katan bedenler minicik bir kalpte var olma savaşındaydı. Bedenler, organların varlığı ile yaşam sürer sanmayın. Bedenlerin, yaşama tutunmalarının tek sebebi vardı; ruhlarının renklerine bürünmesiyle hayat bulmaları. Hayat bulan bedenler, ruhlarına sevda ateşini yakmadan, tüter miydi!?

Kalplerinden çıkacak duman dudaklardan nefes adıyla dünyaya nasıl karışabilir ki!

Aşk olmadan yaşam olamazdı! Ruhların tek besin kaynağı “sevda “idi. Ruh da, aşk da görülmeden hissedilen değil miydi?

Herkesin yaşanmış ya da yaşanacak bir “aşkı” olmalıydı. İlk aşklar, Platonik… Erişilmesi imkânsız sevdalar… Her birinin masalına konuk olan ruhlar ile bedenler…

Bu da öyle bir aşk hikâyesiydi…

Babasına olan aşkının üstüne başka sevda koyamıyordu.
Oysa kendini, defalarca sorgulamıştı. Neden, niçin… diyerekten.
Hatırında, kara kalem bile kalmayan bir babanın potresini nasıl yüreğine işlemişti!.

“Aşk” böyle bir duygu olmalıydı. Eline her kalemi alışında onu yazıyordu. Sonra anladı ki, aslında kendi ruhuna babasını anlatmış ve “onun gibi bir aşk istiyorum” demişti!

Mangal gibi yürekli olacaktı! Yansa da yakmayacaktı. Elinden, dilinden kimse korkmayacaktı.
Bedeninde dağlara meydan okuyacak bir yürek taşıyacaktı. Merhameti anlatılacak, para ile pul ile işi olmayacaktı. Makamı, yüreklerde ebedi olacaktı.

Böyle bir adam vardı! Tanımıştı, sevmişti! Belki kokusunu içine çekememişti. Mamafih! Ama kara gözlerini, gözlerine çizmişti.

Babam demişti adına.
Böyle bir sevdayı yetimlik adıyla yaşamıştı. Aşkının, büyüklüğünden olmalıydı ki! başka bir aşkı koyamıyordu kalbine!
“Belki bir gün” dedi. “Babamla beraber dua edebileceğim o aşkı! Cennetten babam yollar bana.”

Aşkı, yaşanmalıydı. Ama demeden ….!

Yorgun hayatının, bedeline bir ödül olmalıydı “Aşk.” Ruhuna bir teşekkür sunmalıydı.

Uçağın penceresinden, bulutlara bakarken, hayatın bir pamuk ipliğine benzediğini mırıldandı;
“Belki de babam bir melekti, ondan bir taneydi. Her melek özel yaratılırdı. Başka bir melek, diğer bir meleğin yerini alamazdı.
Evet ben bir meleğe aşıktım!!!

Aşkınız, yüreklerinizde gerçek yaşanması dileğimle değerli okurlarım.

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir