Güzel Günler / Sevgi Ataş

Hep aynı saatlerde herkesin telaşlı olduğu bir zamanda, bakır, turuncu, gri renklerin oluşumundan mı?

Güneş yavaş yavaş ömrünü tamamlayıp giderken sararan rengi, ölümün siretini taşıdığı ve bıraktığı kırmızı ve turuncunun içimize bulaştırdığı o etkisi mi, ya da vaktin kısalığından mı bilemiyorum, herkeste bir telaş; herkesin elinde bir şeyler, kimisi çocuğunun elinden tutmuş adeta sürükler gibi çekerek yürüyor, kimi elindeki eşyaların ağırlığı ile yürümekte zorlanıyor, kimi elinde ilaç poşetleri ile hasta olan halini iyileştirmek için eczaneden çıkıyor, kimi filinta gibi giyinip caka satarak yürüyor.Orta yaşın üstünde bir kadın yürümekte zorlanan beli iki büklüm yaşlı bir ninenin koluna girmiş (muhtemelen kızı), karşı kaldırıma geçiyorlar, kimi son model arabayı kullanmanın şişkinlikle yolda yürürken karşıya geçmeye çalışan adama, “adam mısın sende!” der gibi tepeden bakıyor. Bir çocuk elindeki mendilleri arabadaki insanlara satma çabasında, bir başka çocuk o lüks arabanın içinde kulağında kulaklık müzik dinliyor, dünyadan habersiz…

Sahi burası dünya denen gezegen, değil mi ?  Başka bir gezegende böyle bir yaşam yoktur sanırım.Her şey karmaşık, hareketli, hareket arttıkça karmaşa da artıyor, çok bilinmeyenli denklem gibi. Sokak lambaları yandı bu arada, birden her şeye renk geldi, karanlığa inat ışıl ışıl parladı her yer. Arabanın ışıkları da sokak lambasına eşlik edince caddeler, yollar yanıp sönen renklerle daha da parladı, sanki her şeyin üstünü örttü bu ışıklar. Şimdi dünya telaşının ikici perdesi mi açıldı diye kendi kendime mırıldandım ya da perde kapanmaya mı başladı?

Ne için bu kadar telaş? Yaşam mücadelesi, ayakta kalma azmi, güç düşkünlüğü, makam tutkusu ya da dünyanın çekilmez olduğu düşüncesi ve çektiği acıların bıkkınlığı. Uzaktaki hasretine kavuşmak için belki de… belki de keyfinin en zirvesi neresi olduğunu bulmak için bu telaş. Bu kadar basit olmamalı her şey, olamaz, bu mükemmel döngü, bu sıradan yaşam için kurulamaz.

Pencerenin önünde film izleme modu ile seyrederken; ne oldu birden, bir acı hissederek, yüreğimi keskin bir bıçakla lime, lime doğranmış da kan kaybından ecel teri döküp dünyayı terk ediyormuşum, her şeyim benden kopup uzaklaşıyor,  ayrılıyor da kaybetmenin acısı ve kan kaybının vermiş olduğu bir donukluk ve hareketsizlik içinde, izlemeye devam ediyorum.

İzlerken geçmişle hesapların tahayyülü de peşime takılıp, bir ormanın içinde kaybolmuşta gulyabaniler peşimden beni kovalıyor, nefes nefese koşuyorum, bilinmeyen bir düşünce çekiyor; adeta aklıma, yüreğime pranga vurmuş gibi geçmiş ve gelecek arasında tutsak düşüp hapsoldum. Giderek o film, sonunu göremediğim bir karanlığa, pişmanlığa, çıkmazlığa, yalnızlığa çekti beni. Birden olduğum yerde irkilerek kendime baktım, burada, tek başıma, yapa yalnız ve kilometrelerce uzak bir diyarda kimsesizliğimin farkına vardım.

Pencerenin önünde dururken dudaklarıma, dilime tuzlu bir tat geldiğini fark edip, aceleyle ışıkları açtım, perdeleri kapattım. Gün geçip gitmişti, geri getiremeyeceğim bir zamanın gerisinde yaşamak sadece ıstırap veriyor, önümüze bakalım; güzel günler, geceler bizim içindir.

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

1 thought on “Güzel Günler / Sevgi Ataş

    Zihni gürüz

    (13 Ocak 2017 - 22:10)

    Sevgi hocam tespitleriniz gerçek manada tam on ikiden vurmuş
    Sanki hayatı kağıda dökmemiş anlatırken yaşamışsınız
    Benimde nacizane düşüncem şudur dünya bir handır biz ise yolcu..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir