Geç Açan Çiçek / Hatice Eğilmez Kaya

Yemyeşil bir ormana yine bahar gelmiş. Güneş; ışıklarını cömert, adil ve sevecen bir dokunuşla ormandaki her çiçeğe, her ağaca, her böceğe, her kuşa, her tırtıla, her kelebeğe sunmuş.

Sabahın olduğunu üzerlerine vuran gün ışığından ve durmadan şakıyan kuşların güzel seslerinden anlayan kır çiçekleri uyanıp etraflarına neşe ile bakınmışlar.

“Günaydın arkadaşlar!” demiş birisi.

“Sana da günaydın.” demiş onun sesini işiten bir başkası.

Yavaş yavaş hepsi de gözlerini açmışlar. Sabah, bir çiçeğin açması için en uygun zamanmış. Dün açmamış olanlar bile bu sabah çevrelerine mis gibi kokular ve umut saçarak açmışlar.

Gece uyurken tomurcuk olan mavi bir çiçek, “Ne güzel bir gün bu böyle!” diye haykırmış.

Arkadaşı, “Sen de açmışsın biz uyurken. Rengin, gökyüzüne benziyor.” demiş.

Mavi çiçek ayna olmadığı için kendisini göremiyormuş. Arkadaşının gözlerinin içine bakmış, ancak o zaman kendini görebilmiş.

“Ne hoş bir rengim var.” diye geçirmiş içinden. Fakat bu duygusunu dile getirmemiş. Bütün çiçekler gibi hassasmış çünkü o.

Herkesin duyabileceği bir sesle,

“Evet, evet ben de açmışım. Uyuyordum ya fark etmedim.” deyivermiş.

Arkadaşları tek tek ve içten tebrik etmişler onu. Tozpembe bir menekşe,

“Keşke ben de mavi açsaydım.” demiş. Oysa pembe de ne tatlı bir renktir. Yüzlerce çiçek hep bir ağızdan,

“Öyle söyleme,” demişler. “Senin de çok tatlı bir rengin var. Hepimiz mavi açsak ne kadar sıkıcı görünürdük kim bilir?”

Pembe menekşe kocaman bir kahkaha atmış. Yanındaki henüz açamayan arkadaşı onun sesine uyanmış. Sonra da kısık bir sesle fısıldar gibi konuşmuş. Diğer çiçekler, eğer kulak kesilmeseler belki de ne dediğini anlayamayacaklarmış.

“Günaydın. Ne zaman sabah oldu? Ben açıp açmayacağımı merak ederken geç vakitlere kadar uyuyamadım. Baksanıza bana, açmış mıyım?”

Uzun bir sessizlik olmuş etrafta. Hiç kimse, “Hayır, henüz açmamışsın.” diyememiş.

Hâlâ tomurcuk olan menekşe bir daha sormuş.

“Açmamış mıyım yoksa?”

Cesur biri çıkmış içlerinden.

“Üzülme, yarın sen de açarsın.”

“Bu gidişle hiç açmayacağım ben.”

“Açarsın. Mutlaka açarsın. Güneş, toprak ve su senin için çok uğraştılar. Onların emekleri ve senin azmin var.”

Sonra sırasıyla bütün çiçekler günlerdir tomurcuk olan menekşeyi teselli etmişler. Menekşe boynunu hafifçe yana eğip susmuş. Belki de daha çok sabretmesi gerekiyormuş. Bir arı gelip onun yaprağına konmuş.

“Çok hoş bir kokun var. Eminim bambaşka bir rengin olacak senin.”

“Gerçekten mi? Doğru mu söylüyorsun?”

“Ben bu kokuyu iyi tanırım. En son ne zaman duyduğumu bile unuttum. Sen geç açan fakat nadide bir çiçeksin. Sadece biraz daha zamana ihtiyacın var. Eğer boynunu böyle bükersen bir süre sonra kırılıverirsin. Biz de senin o güzel rengine kavuşamayız. Yapacağım bala senden de bir koku isterim. Sakın umutsuzluğa kapılma.”

“Tamam öyleyse,” demiş menekşe. Sonra da arıya teşekkür edip başını dik tutmuş. Güneşin ışıkları ona şimdi daha iyi ulaşabiliyormuş.

Dostluk nadide bir çiçek olarak açmaktan bile çok daha değerliymiş.

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir