Herkes Mutlu Olsaydı / Tülay Demircan Koyuncu

 

Hayattan sessizce gitmek.. Yorgunlukların birikimine ve yüreğin ağlamasına dayanamayan bedenin Rabbine gizli isyanı mıydı?

İntihar edebilmek! Bir anda hayatına yön vermek. Kurtuluş olarak algılanan kaçıştı. Kendinden ve dünya aleminden gitmek.

Bir otobüse binen insan mutlaka bir durakta inmeliydi. İstediği yer olamasa da. Son durak diye anılan bir yer vardı ki… Herkesin ayak basacağı yerdi.

Dünyaya gelen insan, anne karnında bir araça binmiş gibi değil midir? Zamanı gelince, er ya da geç dünya durağına “merhaba”demeliydi.

Minicik bir alanda yaşam mücadelesini yalnız başına veren insan hayat denilen dünyaya alışmaya başlar. Anne karnında canlı olan bebek, doğum anında nefessiz olarak doğar. Beden anneden ayrılana kadar nefes ciğerlerine ulaşmamıştır ve cansızdır.

Sonra hayat ile tanışır. Ciğerlerine inen hava canını acıtır. Ağlama sesi yükselir.. “Ben geldim” der adeta, tanımadığı hayata…

Anne karnı ile başlayan yolculuk, dünya hayatıyla sürer. Tâ ki “eceli müsemma (belirlenmiş ömür)” gelinceye dek.

Nasıl ki doğarken sıkıntılar yaşarız. Sanmayın bebekler doğum anında mücadele etmiyorlar.

Yorucu bir yolculuk yaparak ikinci hayatlarına kavuşan bebekler, oldukça yorgun olurlar.

Yaşamları boyunca yorularak nefes alırlar. Mutlu olmak için ve gidecekleri üçüncü durakları olan “baki âlem” için…

İnsan, bilinçinde olduğu yaşamına nasıl olur da kendi isteği ile son verebiliyordu. Herşeye rağmen hayat güzeldi. Ve bir sevdiği mutlak vardı. Annesi, kardeşi, evlat/lar/ı veya sevdalısı…

Hayatların daha rahat yaşanmasıyla insanların istek ve arzularının çoğalması ile beraber, psikolojik denilen hastalıklar da su yüzüne çıktı. Her hastalığın ardında gizlenen, sinir bozukluğu teşhisi var. Çözümü bulunmayan ya da çok zor olan…

İnsan, gerçek hayat reçetesi olan Kur’an’ı anlamaktan uzaklaştıkça, hayatını nefsinin ellerine bırakıyordu. Nefis neydi ki! Nefs; bedenin hissi istekleri!

Günümüzde insanlara görsel basın yolu ile sunulan, mükemmel yaşam örnekleri maalesef insanların nefislerindeki arzuları çoğaltmaktadır. Hatta imkânsız olacak yaşamlar için hayaller kurdurmak ile kalmayarak istek ve arzuları da tetiklemektedir. Sonuç ise imkansızlıkların merhabası olan, sinir sisteminde yaşanan çöküntüler, stres, deprasyon vb.. şeyler baş göstermekte kedini..

Oysa hayatlar elbette farklı olmalıydı. Yaşamlar bedenlere göre nefes almalıydı.

Bir bebek ile bir yaşlı insan bir olmadığı gibi. Zengin hayatın sıkıntıları ile yoksul hayatın sıkıntıları da bir olamazdı. Her hayatta yaşanan binlerce sıkıntı mutlak vardır. Hayata bir damla su ve mücadele ile gelindiğini, yaşam boyunca artı-eksi koşturmalar ile sürüp gideceğini unutmamızdan kaynaklanan sıkıntılarımıza, ayetlerin ışığını tutmayı nefislerimize öğretmeliyiz.

“Zorlukla beraber kolaylık vardır. Evet, zorlukla beraber kolaylık vardır.” (İnşirah, 94/5-6)

Demek ki, her zorluk ile beraber gelecek olan güzelliği bilmenin huzurunu yüreğimize yaşatmalıyız. Dünya hayatından sadece geçmekteyiz. Bu yolculukta sıkıntılar ile mutluluklar olacaktır. Önemli olan varacağımız yerin güzelliği bilinci ile yaşantılarımıza huzur katabilmektir. Nefesi bize veren onu alana dek… Yaşam savaşına gülümsemektir hayat denilen şey..

Hergün sıcak olsa idi, güneşin değeri anlaşılmazdı. Yahut ay kış olsa idi kar sevilmezdi.

O yüzden her şeyin senin gönlüne göre olamayacağını bil ve hayatı dikenli, zor yanlarından değil güllü-çiçekli kısmından, güzel taraflarını görerek yaşamaya gayet et. Ağustos böceğim göreceksin ki hayat her şeye rağmen yaşanmaya değerdir…

Herkesin her istediği olmuş olsaydı eğer yaşamanın bir anlamı kalmazdı. O zaman da başka başka sorunlar çıkardı.

Sen mutlu olabilir miydin…

Sevgilerimle

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir