Yaş Kırk! / Ziya Doğan

 “Ömür” dediğin şey ezanla sala arası.. Bu kısalığın içine sığdırılan onca hüzün, onca mutluluk ve sayısız planlar…

Ya hiç bitmeyecek sanılan sevince, acıya, umuda ne demeli?

Galiba siyahların beyaza, beyazların da siyaha büründüğü değişim, kırk yaşında başlıyor.

Zamanla olgunlaştırdığını daha iyi anlıyor akıl sahibi insan. “Akıl yaşta değil baştadır” sözünü doğrularcasına…

Yaşadıkça yaşlandığını, yaşlandıkça da öğrendiğinin bilincine varıyor. Hiç hata yapmayan insanın aslında, yaşamamış olduğu ne kadar da aşikâr.

Dibe vurmadan olduğu gibi olmanın ve anlamanın yaşıdır kırk. Tıpkı bataklığa düştüğünde, gül bahçesinin kıymeti anlaşıldığı gibi.

Zirveye çıkmayı hayal ederken yürümeyi bilmiyor diye insanların kınandığını kırkından sonra anlıyor.

Yaranmaya çalıştıkça hata yaptığını ve Allah’a eğmediği başını kırkında sonra başkalarına eğdiği yaştır.

Hayata dokunmayı,

Savaşın ve kavganın bozgunculuktan başka bir şey olmadığını,

Huzurun ve barışın ne denli sevimli olduğunu,

Sevmenin yanında sevilmeye en çok ihtiyacı olduğunu,

Emeklerinin harman yerinde heba olup ya da olmadığını,

Görmezden geldikleriyle, görmesi gerekenleri anladığı yaştır kırk!

Kırk; en kırılgan, en hassas ve belki de en tehlikeli yaştır.

Altının kıymetini en iyi sarraflar bilirler ya, hayatın kıymetini de idrak edildiği yaştır aslında kırk.

İlginçtir, en çok kırkında ağlıyor Hz. Âdem Hz. Havva’nın torunları.

Yaprak düşerken, deniz köpürürken, bir çocuğu severken…

Farklı anlamlar yükler kırkından önceki tüm yaşadıklarına…

İçteki kiri ancak gözyaşı ile temizlediğini bu yaştan sonra anlıyor insan.

Hazindir ki, hayat ağacından yapraklar sararmıştır artık ve dökülüverecektir bir bir…

Hz. Peygamber(s.a.v.) kırkında tacını giyerek kâinata ışık saçmış. Milattır aslında her şeyi yeniden dizayn etmenin ve reform yapmanın… O’nun(s.a.v.) gibi olmak olanaksız olsa da O’nu(sav)  yaşamak arzusunu anlamanın yaşıdır kırk.

Zamana yolculuğun da en orijinal yaşıdır kırk. Hataların, doğruların, yapılanların ve yapılamayanların sorgulamanın ve muhasebesini yapmanın ilk durağıdır.

Geri dönüşü olmayan bir yolda olduğunu nihayet anlıyor.
Heyhat, geçen geçmiştir. Popülist veya marjinal yaklaşımlar yerine hayata realist yaklaşmanın yaşına erişmiştir.

Niçin yaratıldığı sorunun cevabını ararken, cevabın aslında yaşamanın içinde sır olduğunu anladığı yaştır kırk.

Kırk, yalnız kalmanın en güzel yaşıdır. Kendini bilen herkesin Hira’sının olduğu, kişinin kendisiyle buluştuğu ve kendisiyle mantıklı konuşmaya başlamasının yaşıdır.

Yani huzuru dışarıda değil, yalnızlığında aramanın ve bulmanın yaşıdır.

Belki de bir deli gibi tedavi yaşıdır kırk.

Belki de delikanlılığın yiğitliğe dönüştüğü, Dumrul olmaktan çıkıp Yusuf olmanın ilk adımıdır.

Gözden akan iki damla yaştır öze düşen belki ama geride bırakılanlara değil, geleceğe çelişkiyle ya da umutla yaklaşmanın yaşıdır kırk.

“Nasılsın?” sorusuna,

“Durgunum, akmaya yok cesaretim!” deme yaşıdır kırk.

Kırk yaş, kırık yaştır çünkü görsen bir, görmesen bin bir…

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir