“Eğer, Çünkü ve Rağmen…” / Himmet Karataş

Aşk bence yoğun ve özelleştirilmiş bir sevgidir… En başta özgürdür. Kişinin kendi tekelinden bağımsızlaşma mücadelesinin bir sonucudur aşk…
Kimsenin sahiplenebileceği bir meta değildir.

Sevmek, (E.Fromm’u da hatırlayalım) ‘bireyin taşıdığı değerin en üst noktasıdır’. Kendinde olanı verir seven. Ve gerçek sevgi karşılık beklemeyendir.
Yoksa birinin sevgisine ihtiyacımız var da onu bizi sevmeye davet ediyorsak; sevgi açlığımız var demektir.

Aç olanın önüne bir tabak yemek koyarsınız olur biter. Ama sevgi açlığı çeken kişi doymak bilmez. Tüketir karşısındakini… Ve o da çeker gider bir gün. (Aslında çekip gitmez tükendiği için değişmiştir. (Ayrılık, uzaklara gitmek değil; içini dökmekten vazgeçmektir.)

İşte asıl yanıldığımız ya da yazarların yanıldığı nokta burasıdır. Birey, sevgisine karşılık bekliyorsa narsist bir tutum içindedir ve acı çekmeye mahkumdur. Çünkü özgürleşememiştir. Henüz köledir.

Koşullu sevgi diyoruz kölelerin sevgisine. “Ben seni seviyorum, sen de beni sev.”
Bakın ne kadar saçma. Bunu söyleyen biri sevdiğini seçmiş fakat karşısındakine de seçme şansı bırakmıyor!
“Beni sev” diyor, “çünkü ben seni seviyorum…”

Toyotome üç türlü sevgiden söz ediyordu.
“Eğer, çünkü ve rağmen…”
Seni severim eğer beni seversen. Bitti!
Seni seviyorum çünkü çok güzelsin. Bu da bitti!
Çünkü güzellik kalıcı değildir.

Rağmen… “Her şeye rağmen seni seviyorum.” En şık ve en pejmürde halinle, nazınla kaprisinle, dağınıklığınla kısaca seni sen yapan her şeyinle seni seviyorumdur bu.

Siz karar veriniz. Hangileri biter, hangisinde acı vardır ya da yoktur?

Bence sevgisini sunma cesaretini ortaya koyan kişi sevgi kategorisini iyi belirlemelidir.

“Benim bu insana ihtiyacım var o halde onu seviyorum” öyle mi? Ya ihtiyacım biterse bir gün? (Genelde “evlenince aşkımızı kaybettik” türü yakınmalar bundan doğar.)

“Bu insan benim hayatımdan çıkarsa, ben yıkılır mıyım?”

Bizim onu tercih ettiğimiz gibi o da bir tercih yapabilir bir gün…

Eğer yıkılırsam demek ki ben anne kucağını arayan psikoloji ile sevmişim. Demek ki o hep yanımda olsun, kendi zayıflığımı göstermesin bana diye düşünmüşüm. Elbette acı çekerim o zaman.

İnsanlarımız çocukluğundan beri verme’den çok alma edimiyle yetiştirildiğinden sevgiyi karşıdan almak isterler.
Sevilmek isteriz. Etrafımızdakiler sevsin bizi.

İyi, güzel; sevsin.

Ama sevmeyebilirler de…

Sevilmediğini düşünmek her insanı yaralar.
Yapımızda beğenilmek, sevilmek var. Fakat bu bencilce bir hal alırsa… Sonu hüsran olur.

Sonra herkese “sakın sevme acı çekersin”, demeye başlar. Nesilden nesile aktarılır bu arabesk tecrübe. Gençlerimiz daha sevmeden ayrılık ve acı çekme üzerine kaygılar biriktirirler duygusal banka hesaplarında.

II
Burada sevgimizin kimliği en önemli faktör. Bir de sunuş şeklimiz tabi. İkramınızın kabul edilmemesi sizi üzebilir belki ama bu onun -ikram ettiğiniz şeyin- değerini düşürmez. Siz onun güzel bir pasta olduğuna inanıyorsanız, bu mutluluk ortaya böyle güzel bir pasta koyabilmiş olmanın bir mutluluğudur.

Her şeye rağmen sevebilmek gerçekten eşsiz bir duygu. Bu şekilde seviyor olmanın mutluluğunu hiçbir şey gölgeleyemez. (Ki vefasız olsa bile, bu onun tercihidir çünkü. Kimse bizim istediğimiz gibi düşünmek, giyinmek, davranmak ve de sevmek zorunda değildir.)

Seven insan sevdiğinin özgürlüğünü istemedikçe gerçekte sevmiyor demektir. Özgür insan kendi tercihini kendi yapar. Ve buna saygı duymak gerekir.

“Her başlangıcın bir sonu vardır.” Eğer seviyorsak ve sevdiğimiz gidebilme (ayrılık) cesaretini gösteriyorsa onu takdirle karşılamak ve “ben seni işte böyle bir insan olduğun için seviyorum” demek yakışır sevene. Ve yaşanan zaman diliminin güzelliği karşısında sadece susmak düşer âşıka.
Hayat zaten böyledir. Sağı solu suçlamaya ne gerek vardır?

İnsanoğlu çok garip… Dahası yaşadıklarından başkasını suçlayabilen tek canlıdır herhalde… Bardağın boş tarafını gören de o… Oysa yaşanan güzel anlar bir ömre bedeldir de görülmez…

Tüketim kültürünün kapsama alanında, cafede, barda self servis duygulara aşkı karıştırmanın ne alemi var…

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir