Kimse Çekmediği Derdin Acısını Bilmez ! / Hatice İbiş

Derslerimde anlattığım bir konu var ve bu konu beni derinden etkiliyor. Bu yazımda da etkilendiğim, öğrencilerime anlatırken hassaslaştığım, onların da bu konu üzerinde hassas olmaları gerektiğini düşündüğüm bir konu… Bu konu üzerinde konuşulanlar bir öğrencimin dikkatini daha fazla çekmiş olmalı ki bir tanıdığını bana yönlendirmek istedi ve ben de “Elimden geleni yapmaya çalışırım.” dedim. Sonra öğrencimin yönlendirdiği kişi bir gün beni ziyarete geldi. Karşımda kekemeliği olan biri vardı ve benden bu durum için ne yapması gerektiğini soruyordu. Öncelikle bu konu üzerinde uzman olmadığımı belirttim kendisine. Kekemelikle ilgili nasıl bir yardım aldığını sordum ve bana hepsini teker teker anlatmaya başladı. Arkadaşımız anlatmaya devam ederken ben de kekemelik konusunu derste anlatmanın ne kadar kolay olduğunu düşündüm. Tüm ders sanki gözümün önünden geçti. Karşımda kekemeliği yaşayan bir insan vardı. Acaba onun karşısında derslerimde anlatmış olduğum bu konu hakkında bize düşen görevleri uygulayabilecek miydim? Sanki anlattıklarımla imtihan oluyordum.

Arkadaşımızdan biraz bahsetsem iyi olacak. Adı Beytullah… 8 yaşında kendisine bir köpeğin saldırması sonucu kekeme olmuş. Çocukluk döneminde bu durum onun için bir problem oluşturmamış. Tiyatroya gider, özel günlerde şiir okur vb. şeyler yaparmış. Ta ki 7. sınıfta  Sosyal Bilgiler dersinde konuşurken arkadaşlarından birisi ona gülene kadar… Aslında daha önceden de gülenler olmuş. Ama nedense ilk o derste bu duruma içerlemiş. O günden sonra bir daha ne derste söz almış ne de konuşulması gereken bir etkinliğe katılmış. Bulunduğu sosyal ortamdan iyice soğumaya başlamış.

Çevresindeki insanlar Beytullah’ı duymasa, anlamasa da haykırmak istediği çok şey var. Düşünsenize; bildiğiniz sorulara cevap vermek istemiyor, minibüse binerken, ineceğiniz zaman “Müsait bir yerde inebilir miyim?”  cümlesini kekelerim de oradaki insanlar bana güler diye düşünüp kendinize minibüsü düşman ilan ediyorsunuz. Hele ki lisede öğretmeniniz sizin kekeme olduğunuzu bile bile bir metni zorla okutmaya çalışıyor, en kötüsü de siz kekeleyerek okumaya çalışırken hocanız size gülerek eşlik ediyor. Telefonun diğer ucundaki insana bir “Merhaba” bile demekten çekiniyor, üniversitede sunum yaparken profesör kimliğinin altında saklanmış birisi size kıs kıs gülüyor. Ne kadar anlayabiliriz Beytullah’ı ve ne kadar anlayabiliriz onun gibileri? Söyleyin, ne kadar? Beytullah sanki bize cevap verircesine diyor ki, “Kimse çekmediği derdin acısını bilmez!”

Beytullah’ın ve bu problemi yaşayan insanların hayatları, gelecekleri ve umutları var. Hayatları da gelecekleri de umutları da biraz bizim elimizde. Onlara karşı yapmamız gereken görevlerimizi unutuyoruz. Görevlerimizi yerine getirmediğimizden göz göre göre elimizden kayıp gidiyorlar. Yaşama sevinçlerini ellerinden çekip alıyoruz sanki! Hem de hiç farkına bile varmadan… Onların, dünyaları karşılarına alabilecek bir heyecanları, okyanuslara dalabilecek cesaretleri varken kekemeliğe takılıp bir damla suda boğulmalarına sebep oluyoruz.  Yine de onlar kendilerinde var olan inançlarıyla ayakta durmaya çalışıyorlar. Bu problemin aşılabilmesi için de birçok yerlere başvuruyorlar. Özel konuşma merkezleri, psikolojik danışma vb. yerler gibi… Bazıları verimli sonuçlar alırken bazıları o verimli sonucu maalesef alamıyor. Çok sebepleri var aslında. Mesela, bu merkezlerin çoğununun önceliğinin ticari olması… Bir diğer sebebi de çevrenin duyarsız olması. Yani kekemelik yaşayan kişilere karşı nasıl davranmamız gerektiğini bilmiyoruz.

Başka bir kişiden daha bahsetmek istiyorum. Onun adı da Doğan… Doğan, ismini on iki yaşına kadar çok kolay yazabilmiş, ama kolaylıkla söyleyememiş maalesef. Bu problem, küçüklüğünde başına gelen bir durumdan mı, yoksa farklı sebeplerden mi kaynaklandı,  bilmiyoruz. Tek bildiğimiz, çevresindeki insanlar gibi rahat bir şekilde konuşamamış olması. Ama Doğan bu durumu Allah’ın bir hediyesi olarak görmüş, hayatına ailesinin ve çevresindekilerin desteğiyle devam etmiş. Doğan, ilkokul yıllarını “En güzel zamanlarım!” diye anlatıyor, bir de şunu ekliyor:

“Hatta ben ilkokulda en çok konuşulan ve aranan biriydim.’’  Hâlbuki konuşma konusunda en büyük sıkıntıyı da o zamanlar çekmiştir. Aslında etrafındaki insanların onunla alay etmesi, ona gülmesi ya da onu dinleyenlerin sıkılması, konuştuğunda başkalarının onun sözünü kesip tamamlaması gerekmiyor muydu? Ama çok şükür ki öyle olmamış. Ailesi ve çevresindekiler duyarlı ve anlayışlı davranmış. Doğan’ı önemsemişler, onu büyük bir sabırla dinlemişler, onu dinlerken sözünü kesip de tamamlamamışlar. En önemlisi de konuşma tedavilerinde onu yalnız bırakmayıp ellerinden geleni yapmaya çalışmışlar. Yeri geldiğinde ise sanki okuma yazmayı yeni öğrenen çocuklar gibi olmuşlar. Şu an Doğan’ın toplum içinde konuşma yapabilecek cesareti varsa, eminim ki o kritik dönemlerde yaşı küçük ama aklı ve gönlü büyük dostlarına, ailesine ve çevresinde bulunan herkese borçludur.

Doğan, bulunduğu ortamlarda en çok konuşan kişi olmaya başladıkça, bir şeyler öğrenip bunları insanlara anlatmaya devam ettikçe, susması beklenen değil de “Ne zaman konuşacak acaba?” denen kişi olduğunu hissettikçe Doğan’ın konuşması ve heyecanı düzelmeye başlamış. Artık çevresindeki insanlar onun konuşma sorununun olduğunu fark edemiyorlar.

Size kısaca iki örnek hayat sundum. Daha nice hayatlar var. Bu yazıyı da bize düşen görevlerimizi yaptığımız ve yapmadığımız zaman neler oluyor, onu görebilmemiz için yazma ihtiyacı duydum. Kekemelik durumunu yaşayan insanlara karşı sorumluluklarımızı bilelim, bilmekle de kalmayalım, uygulayalım. Bu konuda hassas, duyarlı ve anlayışlı olalım. Murat Tunalı hocamızın uyarılarına da kulak verelim:

* Ufak tefek durumlarda, tutukluk yaşandığında karşımızdaki insanları kekeme diye fişlemeyelim.  Eğer böyle bir fişleme yaparsak kişinin kendisini bu şekilde kabul etmesini sağlarız.

* Kekeme olan yakınınızın konuşması üzerinde titizlik göstermeyin.

* Karşınızdaki kekeme bir insanı dinlerken sakin bir şekilde dinleyin.

* Heyecanlanmasına ve paniğe kapılmasına neden olmayın.

* Kesinlikle o konuşurken  “Dur!” , “Acele etme!” , “Sakin ol!”  , “Heyecanlanma!” , “Derin nefes al!” gibi uyarılarda bulunmayın! Çünkü bu durum kişinin dikkatini konuşmasına daha da yoğunlaştıracaktır.

* Kişiyi dinlerken sessizce dinleyip konuştuklarının gayet anlaşılır olduğunu ifade edin.

* Kişinin konuşmasını, kesinlikle anladığınızı ifade edebilmek için bile olsa kesmeyin.

* Konuşmasını bitirmesine müsaade edin. Bu davranışınız kişiye, kendine olan güvenini getirecektir.

* Kişi kekelemeye başladığında konuşmasını siz tamamlamayın.

* Espri bile olsa konuşmasıyla ilgili komik şeyler yapmayın. Bu, onun bilinçaltına yer eder.

* Kekemelik nörolojik bir durumdur. Bu nedenle sinirlenmesine, gerilemesine ve üzülmesine neden olacak durumlara müsaade etmeyin. ( Murat  Tunalı / Başarılı ve Güzel Konuşma Sanatı  sayfa : 62 )

İ. H. Baltacıoğlu der ki ;

‘’ Topluluk içinde yaşayan bir insan için en büyük acı ölmek değildir ; anlaşılamamaktır. ’’

Kekemelik problemi  yaşayan ya da yaşamayan  herkesin anlaşılması dileğiyle …     

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

5 thoughts on “Kimse Çekmediği Derdin Acısını Bilmez ! / Hatice İbiş

    Sevgi Akay Yildirim

    (8 Şubat 2017 - 22:51)

    Sen ne muhtesem bir insansin arkadasim kalemine saglik umarim daha nice boyle guzel yazilarin olur seni cani gönülden tebrik ediyorum bu ilerleyen yolunda basarilarinin devami temenni ediyorum.👏👏👏👏👏❤

    Attila doğanay

    (9 Şubat 2017 - 08:40)

    Teşekkürler hocam ağzınıza yüreğinize sağlık

    Refia Aksoy

    (19 Şubat 2017 - 19:15)

    Yine çok güzel ve istifadeli bir yazı olmuş Hatice hanım. Elinize, gönlünüze sağlık 💐💐

    Şeyma Akbulut

    (21 Şubat 2017 - 18:47)

    Hatice Hocam, yine büyük bir duyarlık gösterip toplumsal sorunumuzu dile getirmişsiniz. Anlattığınızı maalesef ki çoğumuz bilmiyoruz veya göremiyoruz. Kaleminize sağlık ! Daha duyarlı bir toplum olabilmek dileğimle… 📚

    Vildan Saruhan

    (30 Ekim 2017 - 22:44)

    Hatice Hocam,
    Toplum içinde kendini ifade edememenin , alay konusu olmanın ve bunun kişinin üzerinde psikolojik travmalar yaratmasıyla hayatının en güzel, en enerjik dönemlerini içine kapanık geçirmesi gerçekten çok acı bir durum. Bir de sürekli çevreden aşağılayıcı ve kabullenilmeme gibi durumlarla karşılaşmak en içler acısı.Birşeyleri unutuyoruz; bu durumları yaşayan insanların bizden farklı olmadıkları onların da bir idealleri, hayalleri , başarmak istedikleri hedefleri olduklarını. Onları anlamaya çalışıp topluma kazandırmak, destek olmak olmak insanlık görevimiz. Aksi durumda onların içlerindeki cevherleri söndürür hayata küstürürüz.
    Yine kalbimize dokunan bir konuyu çok güzel örneklerle dile getirmişsiniz Hatice Hocam.
    Emeğinize , yüreğinize , kaleminize sağlık.
    Sevgi ve saygılarımla..
    Vildan Saruhan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir