Nurdan Teyze ve  Kent Park’ta Bir Yalnız Yaşam / Asuman Oğuz

2016   Ekim Pendik –Sakarya arası trenle yolculuğumda  yine bir yol hikayesi ile karşınızdayım değerli okurlarım..

Yaklaşık 6 aydır yazamadım Editörüme durumu anlattım zaten kendileri çok anlayışlı mazeret ise çok geçerli.. özledim yazmayı ..  yaşadığım yol hikayelerimi size anlatmak için geçtim klavyenin başına haydi bismillah….

Ekim ayı sonları sonbahar tüm ihtişamı ile ben geldim dedi resmen. Ceket giyiliyor henüz.. üzerimde ne olur ne olmaz bir yeşil yağmurluk .. yerde sonbahar gazeli sararmışın bin tonu yapraklar üzerinde gezinmeye çekiniyor insan gazel yaprağı dahi olsa çekiniyor işte…

İşim gereği Sakarya İstanbul arası haftada iki kez gittiğim yollarda tren beklerken dinlendiğim  bir kahve içmek için uğradığım tek yer kent-park… depremden sonra çevre ve peyzaj çalışması harika yapılmış .

Kent merkezinde, 160 bin m² alanın enkazdan yeşile dönüştürülmesiyle oluşan Kentpark, insanların yorucu şehir yaşamından arınarak soluk alabilecekleri bir mekân haline getirildi. Eski Zirai Donatım Kurumu Fabrikası arazisine inşa edilen ve yaklaşık 4.500 metrelik yürüyüş alanına sahip, Kentparktaki doğal ortam ve ağaçlar korunarak tüm yüzey çimlendirildi. Parkta 14.000 m² gölet bulunuyor.

Kentpark, yanına kurulduğu Çark Deresi sayesinde her mevsim yem yeşil. Parkın orta yerine inşa edilen gölet ve üzerinde yer alan adacıklara ulaşmak için iki köprü inşa edildi. Adacıklardaki ağaç gölgeleriyle serin ve huzurlu bir ortamın sunulduğu parkta spor yapmak için de faklı bölümler de bulunmaktadır.

Ayrıca Kent Park’ta faaliyette olan iki büfe ve bir kıl çadır mevcuttur. Kıl çadırın içerisi sedirlerle şekillendirilmiş olup çayı, kahvesi, enfes kumpiri, gözlemesi ve bardakta tarhanasıyla doğal güzellikler içeresinde kır keyfini yaşanmaktadır.

Bu bilgileri girişteki afişten okuduktan sonra oturdum bende çay bahçelerinden birine.. çay söyledim  ve çevreyi seyretmeye daldım.. iki masa öteden yaşı altmış beş ya da yetmiş yaşlarında olduğunu tahmin ettiğim bir hanımefendi ile göz göze geldik gülümsedim  o da gülümsedi. Öyle güzel gülüyordu ki ela gözleri parıldadı resmen. Belli ki sohbet edecek birini arıyor der gibiydi o ela gözleri.. Aslında ben de konuşmayı pek severim iç sesim masama davet edeyim de kıralım iki lafın birini dedi doğrusu.. Tam ben böyle düşünürken hanımefendi yanımda belirdi birden çok şaşkın bir ifadeyle ani bir kalkış yaptım..

  • Oturabilir miyim? Birini beklemiyorsunuz değil mi, dedi.
  • Yoo, hayır buyurun buyurun lütfen dedim, tam karşıma oturdu.

Klasik merhabalar, Nasılsınız?  Nereden geliyorsunuz?  sorularından  sonra hanımefendinin anlattıklarını pür dikkat dinlemeye koyuldum o ela gözler öyle derin öyle içten  uzaklara bakıp anlatıyordu ki …

  • Efendim malumunuz 1999 da büyük bir deprem yaşadık şu oturduğumuz yer eskiden Zirai Donatım kurumunun arazisiydi. Birkaç bina yerle bir oldu. Burası hatıralarımın olduğu yerdir. Eşim burada bir fabrikada çalışıyordu, hemen şu köşede. Ancak şimdi o köşe gölet oldu. Neyse bizim evde buraya iki km uzaklıkta, patates hali dedikleri yerdeydi. O bölgede yıkılan evlerden biriydi. Yıkıntılardan ancak ben kurtuldum. Eşim ve tek evladımı kaybettim. Aynı evde üzerimize tonlarca beton düştü ama evladım oğlum benim kadar şanslı değildi. Keşke onun yerine ben…. diye söylenirken titriyordu. O ela gözler birden yaşla doldu. Eşim de burada gösterdiğim yerde kayboldu. Aylar sonra çıkardılar onu da kaybettim..

Allah’ım ne acı dedim depremden kurtulan bir hanımefendi ama her şeyim dediklerini kaybeden acılar dolu bir  yaşam..

  • Nasıl hayata tutundunuz, diye sordum, bunca acılardan sonra?
  • Şehir yaralarını sarmaya başladı bir sene sonra ben de eşimden bağlanan maaşla  kira ödemeden geçinip gidiyorum kendi evimiz vardı yeniden inşa edildi bana da bir daire düştü.. Şükürler olsun, ayakta durabiliyorum. Ancak haftada bir eşimi ve oğlumu ziyarete giderim, yattıkları yerleri nurlarla olsun. Sonra da her Salı bu parka gelirim bir kahve içer eşimle geçirdiğim günlerin hayalini yaşarım. Eşime öğle yemeklerini her gün aksatmadan buraya getirirdim. Sıcak hava, soğuk hava hiç farketmezdi. Biliyor musunuz?  Hiç üşenmezdim. Hiç aksatmazdım, derken başını iki yana salladı. Ahh o günler ahh!  diye iç geçirdi.

Hikayesi devam ediyordu çileli ablanın:

  • Büyük aşkla evlendik kızım. Biz büyüklerin karşı çıkmasına rağmen evlendik, ben evde dikiş nakış işleri düğünlere aşçılık  vs işler yaparak eşime çok destek oldum çok.. Eşim çok fakirdi ailem ondan istememişti ama ben ona inandım güvendim sevdim… Birlikte yuvamızı kurduk ve çok mutlu olduk ama işte yine gözleri dolarak dedi ki Mevla’m böyle münasip gördü yapacak bir şey yok…
  • Evet dedim usulca, başınız sağolsun. Rabbim size sağlık versin kimseye muhtaç olmadan yaşam versin..

Biraz utanarak sordum:

  • Yaşınız kaç hanımefendi? Ben bir tahminde bulundum ama ela gözlerinize yakından bakınca doğrusu kararsız kaldım dedim ve gülümsedim..
  • 63… çok çöktüm kızım keder çökertti acı çökertti..

Haklısınız dedim ve ikinci çayı da söyledim daha  45 dakikam vardı.  Nurdan teyzemin yanında biraz daha kalmak istedim onu dinlemek  bana iyi geliyordu…

Nurdan teyze ve ben çaylarımızı yudumlarken;

  • Bak kızım, dedi. Burada üniversite öğrencileri geliyor oturuyorlar ağaçların dibinde. Belli sevgili ya da arkadaş olmuşlar el ele göz göze oturuyorlar kime ne zararı var. Bazı görevliler azarlıyor. Geçenlerde ben de görevlileri azarladım.. diye kahkaha attı..
  • Ne oldu? dedim.
  • Kızım sevgi insana iyi gelen tek enerji bu çocuklar yetişkin ne olmuş el ele gezmişler sarılıp yürümüşler… Görevliler resmen kovdu çocukları ben de görevliye dedim ki: “Sen hiç genç olmamışsın, bunu anladım da ama orta yaşında bile anlayış yok ne bağırıyorsun bu çocuklara!” diyerek azarladım..
  • Sonra; dedim çayımın son yudumunda..
  • Sonra ne olacak o çocuklar geldi elimi öptü, seninle konuştuğumuz gibi onlarla da konuştum. Pırıl pırıl çocuklar. Belli sevdalılar birbirlerine, inanıyorlar güveniyorlar kime ne diye söylendi.
  • Teyzem benim, tren gelmek üzere kaçırmayım, iznini rica edeyim, diyerek elini öptüm.  Ayrılırken ben ısmarlıyacam çayları ödeme diye bağırmasını duymazdan gelerek hesabı ödeyip çıktım. Arifiye’ye doğru giden  metroya koşarak bindim..

Akşam karanlık çökmüştü metroya.

Nurdan teyzeyi düşündüm ne aşk be nasıl güzel sevmişler birbirlerini.. Deprem eşini elinden almış ama aşkını asla öldürmemiş. Bu nasıl sadakat Ya Rab!

Tren İstanbul’a gelene kadar Nurdan Teyzenin hikâyesi ve ela gözleri bana eşlik etti. O tatlı yüzü kolumu yasladığım camdan bana bakıyordu adeta..

Depremde kaybettiğimiz binlerce insanlar…  ve onların geride bıraktıkları tamamlanmamış acı hayatları ve hayata tutunmaya çalışan güzel insanlar… Ölümsüz sevdasıyla Nurdan Teyze de onlardan sadece biriydi. Kent Park’ta bir acıya dokundum belki, o ela gözlerinin halen gülümseyen bakışlarında, halen gençlere sevgiyi, değeri iyiliği anlatan bu güzel insanlar hep olsun. Hele ki şu toz duman olmuş zor günlerimizde. Dünyayı kurtaracak sevgidir. Hoşgörüdür. Anlayıştır. Ne çok ihtiyacımız var buna! Nurdan teyzem bu dünyanın merkezine senin o sağlam kalbini koysak  asla yıkılmayız tükenmeyiz.. diye içimden geçirirken  trendeki anons ile irkildim.

“Sakarya-Pendik arası yolculuğumuzun sonuna geldik. Değerli yolcularımıza teşekkür eder bir başka yolculukta buluşmak umuduyla iyi akşamlar dileriz..”

Sevgi inanmaktı, güvenmekti, ölüm ayırsa bile ardından güzel konuşmaktı. Ölüm ayırsa bile ayrılmamaktı hatıraları ile. Hayata tutunmaktı sevgi. Nurdan Teyzemin yaptığı gibi.

Sevgi ile kalın güzel insanlar…

24 Ekim 2016,  Sakarya / Kentpark

IMG_20161102_164637 IMG_20161102_164709 IMG_20161102_164858

IMG_20161102_165157 IMG_20161102_165528 IMG_20161102_170645IMG_20161102_170006 IMG_20161102_170654 IMG_20161102_170744IMG_20161102_170840 IMG_20161102_171259_1  IMG_20161102_171424 IMG_20161102_171429 IMG_20161102_171503 (1)  IMG_20161102_172040 IMG_20161107_152511  IMG_20161107_153323 IMG_20161107_173016

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

9 thoughts on “Nurdan Teyze ve  Kent Park’ta Bir Yalnız Yaşam / Asuman Oğuz

    şaduman oğuz

    (9 Şubat 2017 - 20:09)

    muhteşem bir anı -gezi yazısı ellerinize ,yüreğinize sağlık…
    sevgilerimle,daha başka gerçek yaşam öykünüzü sabırsızlıkla bekliyorum….

    semih uzun

    (9 Şubat 2017 - 20:30)

    acıyı hatırlayıp aşkı anlatmak iyi bir iş… Deprem gibi felaketler bizi sallar belki de yıkar ama molozlar arasında yine aşk ile devam ederiz. Yakın zamanda “kentpark” ı ziyaret farz oldu…:) Ellerinize sağlık…

    Arzu

    (9 Şubat 2017 - 20:49)

    Ne güzel anlatmışsın yüreğine sağlık

    Nebahat

    (9 Şubat 2017 - 21:06)

    O parkta seninle çay içmek, öğretmenlik gayretlerini dinlemek istiyorum.. sade yalın akıcı bir çırpıda okunan yazılarının sıkı takipçisiyim … kolaylık dilerim…

    nursel yalçıner

    (9 Şubat 2017 - 21:40)

    Ne mutlu aşkı ölümsüz kılan yüreklere..Güzel anınız, etkileyici bir öyküye dönüşmüş..Kaleminize sağlık Asuman Oğuz..Devamının gelmesi dileğiyle,sevgiler..

    Elif ÖNDER

    (10 Şubat 2017 - 12:55)

    Asuman hocam yazınızı çok beğendim

    Meziyet Albayrak

    (11 Şubat 2017 - 00:10)

    Canım.Azmine bayılıyorum.Yüreğine ve kalemine sağlık…

    semra

    (11 Şubat 2017 - 11:16)

    Yan tarafinizda da ben oturuyordum kulak misafiri oldum sohbetinize sanki.. 6 ay ara cok gelmiş hasretle okudum yazınızı. Sevgiler…

    Erkan

    (11 Şubat 2017 - 11:48)

    Yazinizi buyuk bir begeni ile okudum yol hikayelerinizin devamini bekliyoruz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir