Ruhumdaki Ses ve Unuttuklarımız / Ziya Doğan

Aylardır ruhumdan gelen sese alıştım. Onunla dost oldum, arkadaş oldum. Çünkü bana, unuttuklarımı hatırlatıyor. Çünkü bana, kendimi bulabilmem için rehberlik ediyor.

Kalbimden terennümler yükseliyor dudaklarıma, dualar eşliğinden…

Meltemler esiyor ruhumun bahar ufkundan, çöle dönüşen yüreğime…

Nice sevinçler, nice sancılar, nice ahlar ve nice kederler sökün ediyor kalbimin bam telinden.

Geçmişte bıraktıklarımı hatırlamaya çalışıyorum çaresizce…

Zira ben bir ozan değilim ki, kalbim sazım olsun, çilem mızrabım, gözyaşlarım da nağmelerim…

Ben sadece her gece ruhumdan gelen sesi dinleyen bir dinleyiciyim.

Unuttuklarımı hatırlamaya çabalıyorum, Nuh tufanından kaçar gibi..

Tüm amacım; kendimi kendimle barıştırmak, kendimle buluşturmak..

Kendim olmak yani…

Geçmişteki ben ile şu an ki ‘ben’i buluşturup kaynaştırmak, dost eylemek istiyorum birbiriyle, gayem bu benim…

Unuttuk mu, demir tavında dövülürdü?

Evet, unuttuk. Ekin harmanda, yiğit meydanda belli olurdu.

Sevda yürekte yaşanırdı. Ama biz onu, dillerde maskara eyledik. Gariptir ki sevdayı unuttuk!

Çiçek dalında güzeldi. Çiçeği yapmacık sevdalara kurban verdik. Tabiatı, Kâinat Kitabı’nı unuttuk!

Ana, baba kıymetini anlamak için ölmelerini beklemek mi gerekir?  Özümüzü unuttuk!

Tarihi, töreyi, edebi ve kendimizi unuttuk!

Esas Yaradan’ı unuttuk. Hayâsızca ve sorumsuzca…

Hayata sahte ufuklar açmaya çalıştık.

Güneşi bırakıp gölgenin peşinden koştuk.

Durmadık;

Dil uydurduk. Sokaklarda kirli dudaklarla…

Din uydurduk. Şeytanın rehberliğinde, tam nefis çizgisinde…

“…Hakikî zevk ve elemsiz lezzet ve kedersiz sevinç ve hayattaki saadet yalnız imandadır”ı unuttuk… İblise asker eyledik birbirimizi, yarışırcasına!

Hayatın lezzetini ve zevkini zehirli bal hükmünde olan sahte mutluluklarda aradık. Oysa ‘hayatın hakiki lezzeti, hayatı iman ile hayatlandırmakta’ydı. Farzlarla süslemek, günahlardan kaçmakta olduğunu unuttuk!

Dünya lezzetlerini acılaştıran ölümü unuttuk. Dünyaya daldık. Daldıkça da battık!

Hep genç kalacağımızı sandık, ihtiyarlığı unuttuk!

Ve kendimizi haklı çıkarmak için tüm güzel hasletleri unuttuk!

Bu toprakların mayası olan kişilik, şahsiyet, ar ve edebi unuttuk!

Kasaya, masaya ve nisaya kul/köle olduk. İnsanlığımızı unuttuk!

El âlemin maskarası olduk. Vefayı, sadakati, iyiliği ve güveni unuttuk!

Karşımızdakinin de bir aklı olduğunu unuttuk. Hep aldattığımızı düşündük.  Oysa aldanan ve ziyan olan hep biz olduk. Samimi ve saf olmayı unuttuk!

Her yaptığımız şeyi aslında kendimize yaptığımızı; iyiliğin ya da kötülüğün mutlak geri döneceğini unuttuk!

Hep yerin üstünde kalacağımızı düşündük. Hesabın aşağıda da yukarıda da ödeneceğini unuttuk!

Malayani işlerle uğraşmaktan susmayı, muhatabımızı dinlemeyi unuttuk!

Pervasızca harcadık sahip olduğumuz her şeyi, hamd etmeyi unuttuk!

Biz insanı en mükemmel surette yarattık” (Tin süresi 4.ayet) İlahi emri unuttuk!

Ve ruhumdan gelen sesin son feryadını hatırlıyorum şimdi;

Gerçekten insan, ziyandadır.” (Asr süresi 2.ayet)

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir