Baharı Müjdeliyor Bakışların / Âdem Efiloğlu

Bakışları kapalı âmânın dudaklarında kıvranıyorum:

Bakışlarına  bin kere astığım  sevda yeşil düşüyor mısralarıma. Dokundukça renk renk donanıyor çiçekler. Bağrımın dağlarında balıklara tuz yediriyorum. Sahillerde koşuyorum ayakları çıplak. Kirpiklerine buğulanmış İstanbul çiziyorum salkım saçak.  Martılar  gülüşüne  uçtukça  dalıyorum uzaklara. Gülüşüne asılıyor güneşin en keskin ışıkları. Sokaklarını yitiren kelimeler Kızkulesi olup yansıyor yüzüne. Söylesene sevgili,   sen mi daha yalnızsın, yoksa gözlerinde yansıyan şu muhteşem şehir mi? Söylesene, çocukların tebessümüyle yanan nefesimiz hangi yitirilmişliğin muştusu. Ben seni gözlerime rehin bırakmaktan imtina ederken, sen Yeşilnin asaletinde kaçıp gidiyorsun ellerimden, gitme! Işıkları çalınmış akşamlarda bahara alkış tutarken biz, duyuyorum, huzuru ruhumuzda ıslık sesi martıların. Daha Yeşil gökyüzü gözlerinde, daha Yeşil boğazın eşsiz suları, daha Yeşil umutlarım…

Derdimiz Yeşilin gizemini çözmekse, ne olur, tavaf eder gibi sev Yeşilyi:

Bilirsin, şükrün ellerime, avuçlarıma, yanaklarıma yapışmış halini seviyorum.  Ben, Kâbe’de tavaf eden hacıların parmaklarında bir nebze ismini anmaya dilenci. Zilhicce ayında hiç korkmadan yollara düşmüş bedevi. Deliydim, kimselere söylemediğim zamanlarda bile. Alnım, şükür secdelerine kapandıkça sahillerde, gözlerinden baharı seyrettiğimi düşündükçe, çıldırıyor zamanın yelkovanı, çıldırıyor kelimeler, ne mutlu. Ne olur bu eşsiz anı bana çok görme. Gök kubbenin çatısına asarken çığlıklarımı, kıskanıyorum saçlarına dokunan rüzigarı.  Diyorum ki ey sevgili!  Tur dağında Musa’nın yakarışıdır çığlıklarım. Baharı müjdelerken bakışların, Kızıldeniz’i adım adım aşmak geliyor içimden. Şimdi rengi silinmemiş kış aylarının cemrelerini karşılıyoruz birer birer. Bana göre diyorum insanlığa düşmeli cemreler. Söyledikçe uzakları izleyen bakışlarında kayboluyor sözcüklerim. Dalları yeşermeye yüz tutmuş çiçeklerin dökülürken yaprakları, derme çatma bir tebessümle yitiyorum gözlerinde. Ne olur, bu kadar üstüme gelme…

Kifayetsiz kaldıkça sözcüklerim üzülüyorum:

Yeşil diyorum ya, yeniden ısıtıyor yüreğimi. Bağrımda söndürdüğüm volkanları, göğsüme devirdiğim dalgaları hiç sorma. Ben seni sevdikten sonra, ayakları olmasa bile koşabilir mısralarım. Ben seni sevdikten sonra, havanın, suyun, insanın kirlenmediği diyarlarda, samimiyetin iksirini süreceğiz, çamurdan gelmiş vücudumuza. Ama sevdiğim, hatıralar bırakmıyor bir türlü yakamı, bir türlü yetmiyor nefesim derdimi anlatmaya. Yeşil yeniden şekillense de pencerelerimde, çığlıklarımı asıyor bir cellat. Bir cellat kurşunlarını ekliyor katliamın şarjörüne.  Ama ben baharı müjdeleyen gözlerine baktıkça, huzur hiç bu kadar güzel koşarak dolmamıştı bağrıma. İçimin kıpırtılarında gemilerin seferleri Boğaziçi kokuyor. Bir elif misali dimdik dalıp giderken uzaklara, yaz sıcaklarını arzulayan ayaklarıma kızıyorum, baharları çok severim diye. Sen içimde olduğun için hüzün koyaklarımda saklı. Sen içimde varsın diye acılar bu denli sıradan geliyor bana.

Öksüz hezeyanlar biriktirdik göz göze:

Vedud sıfatının ayalarında huzuruna varırken, yaratıcının makamında Yeşil demliyorum çayımı, Yeşil demliyorum huzuru, Yeşil demliyorum şiirlerimi. Dedim ya baharı müjdeliyor bakışların, hangi yıldıza kaçsam, hangi ıslığı aşina etsem yollarına, hangi buğulanmış sözcükleri esirin etsem ve hangi çiçeğe fısıldasam adını, yeniden tazeleniyor yaprakları. Mademki her yer Yeşil yanıyor, şiirlere umut ekiyorum sana en güzel yakışan renk budur. Her derdin devası sabırdır diye, bakışların baharı müjdeliyor. Diyorum ki; Sen böyle eşsiz eşsiz güldükçe, bize ölüm yok sevdiğim. Bin defa aşık kalbimin derinlerinde tekrar tekrar diyorum ki, Sen böyle eşsiz eşsiz güldükçe, bize  ölüm yok sevdiğim!..

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir