Dostluk Ne Güzeldir Ne Güzel / Hatice Eğilmez Kaya

Serin bir akşamüstü anne leylek, yavruları için yiyecek aramaktan dönüyormuş.  Güneş yumuşacık ellerini üzerimizden çekti çekecekmiş. Havanın kararmasından ve evlatlarının yalnız kalmalarından endişelenen anne leyleğin sevecen yüreğinde aceleci bir telaş varmış ki sormayın gitsin.

Ağzındaki neredeyse kendi kilosu kadar olan yemek parçalarına aldırmadan uçtukça uçuyormuş.  Hatta bir ara üzerinden hızla geçen bir uçağa yetişebileceği duygusuna kapılmış. Kafasını kaldırıp uçağa bakmış. Uçak kocaman, demirden bir kuşa benziyormuş.

Uçaktaki çocuklar ona el sallamışlar. Birkaç meraklı insan, anne leyleğin  kendisinden umulmayacak hızına bakıp aralarında bu konuyu konuşmuşlar. Elbette leylek, onların söylediklerini duymamış. Sadece şaşkın bakışlarını görmüş.

Neredeyse yuvasına varacakken yerde minicik bir karartı dikkatini çekmiş. Aniden yavaşlamış, sonra da durmuş. Bir de ne görsün anne leylek. Meğer bu karartı bir kuş yavrusu imiş. Yere inmiş, uzun ve merhametli tırnakları ile henüz gözleri bile açılmamış yavrunun başını okşamış. Yavru kuş ne kadar da iriymiş. Leylek, “Hayatımda bu kadar iri bir bebek görmedim.” diye düşünmüş.

Annesinin geldiğini sanan yavru, gagasını havaya doğru açıp kapatıyormuş. Anne leylek dayanamayıp yavruları için topladığı yiyeceklerden bir kısmını ona vermiş. Sonra da, “Annesi gelir, mutlaka onu bulur,” diye düşünüp yoluna devam etmiş.

Eve döndüğünde yavruları, yuvalarında anne leyleği ve babalarını bekliyorlarmış. Az sonra eşi de yuvalarına dönmüş. Anne leylek yolda yaşadığı sıradışı olayı ailesine anlatmış. Hepsinin de akılları, geceyi tek başına geçirme olasılığı olan iri yavru kuşta kalmış. Fakat karanlıkta göremedikleri için zavallı yavrucağın yanına gitmeyi sabaha bırakmışlar. Elbette yavrular yuvada kalacak, anne ve babaları çıkacaklarmış yola.

Sabaha kadar hiçbiri uyuyamamış. Anne leylek ve baba leylek sabah, gün ışır ışımaz yola koyulmuşlar. Anne leyleğin, sahipsiz bebeği gördüğü yere vardıklarında, onu yine yapayalnız ve ağlarken bulmuşlar. Baba leylek anne leyleğe,

“Sen onun başında bekle. Ben etrafta yavrusunu kaybetmiş birileri var mı, bir bakayım.” demiş.

Anne leylek yavru kuşa dostluk ve kardeşlik üstüne birkaç hikâye anlatmış. Aslında kendisini anlayacağını da sanmıyormuş ya yine de, “Boş durmaktansa güzel şeylerden söz edeyim,” demiş içinden.

Ağlamayı kesen iri yavru kuş, anne leyleği dinledikten bir süre sonra kapalı gözlerini açmış. Gözlerini açar açmaz gördüğü, ona güzel öyküler anlatan bu iyi kalpli varlığı annesi sanmış.

“Anneciğim,” demiş. “Sen ne kadar iyi kalpli bir annesin. Ben de büyüdüğümde senin kadar iyi olacağım söz veriyorum sana.”

Leylek, tam da ona, “Ben senin annen değilim. Annen seni kaybetmiş. Fakat üzülme, onu mutlaka bulacağız.” diyecekken baba leylek, gözleri yaşlı kocaman bir kartalla birlikte geri dönmüş.

Meğer iri yavru kuş, bir kartalın yavrusuymuş. Anne leylek, dev gibi kartalı görünce, bir an içi ürpermiş. Kartal, eğer onları yemek istese hiçbir şey yapamazlarmış. Dişi kartal leyleğin gözlerindeki korkuyu görünce kendi kederini unutmuş. Kocaman kahkahalarla gülmeye başlamış.

“Korkma leylek kardeş ne seni ne de eşini yemeye niyetim var. Siz benim yavrumu bulmama yardımcı oldunuz. Ben hiç size dokunur muyum? Hatta artık ömrüm boyunca hiçbir leyleğin kılına dokunmayacağım.” demiş ve kayıp yavrusunu yumuşacık bağrına basmış.

Böylece iki aile birbirlerine dost olmuşlar. Leylek yavruları ile kartalın biricik evladı kardeş gibi büyümüşler.

Kartal ve ailesi her bahar sevinçle leylekleri karşılamış. Bütün yazları bir arada geçirmişler bir ömür boyu. Sonbaharlar ise iki dost aile için hüzün ve ayrılık demek olmuş.

Bütün orman onların güzel dostluğuyla övünmüş.

Unutmayalım ki dostluk öyle değerli bir çiçektir ki, açtığı bahçeleri daima şen eder.

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir