Bir Garip Kitap / Ömür Karakaya

Açarsın kitabı okursun yavaş yavaş seversin öper koklarsın bağlanırsın kitaba sonra kitapta seni sever. Yavaş yavaş alışırsınız birbirinize kafanda bir yuva kurup anlamlandırmaya çalışırsın yazılanların içine buz katarsın kitabı öylece içmeye başlarsın, tam o yazılanlar için kendinden ödün verip herşeyini o kitaba verirsin ki kitap seni o an terk eder ve yaşadığın süre boyunca kafandaki bütün diplomatik ilişkiler o kitap üzerine yoğunlaşır çay içer onu anımsarsın acaba devamı nasıl olacak diye, sigara yakar buğularsın boğazını işte tam da orda düğümlenir herşey, yazılan sayısız travmalar, etkisinde kaldığın karakterler, avucunda okşadığın olaylar acaba ne olacak ne olacak ne olacak diye sorarsın kendine. Binlerce soru canlanır kafanda hatta daha da ilerisi ATlar fareden kaçar beyninin içinde büyük savaşlar yaşar kafatasının en hassas noktası hatta bir ara şiir yazayım dersin o denli büyük bir travma yani. Tabi yazamazsın çünkü şiir öyle bir iş değil tüm hayatın şiir olacak ki yazasın o şiiri işte o an bu mümkün değil.

Ben de tam olarak bunu yaşadım açtığım hayatımda ilk kez açtığım bir kitapta. Önce köpeğimi aldım yanıma kitabımızla beraber de sevdik köpeğimi okşadık başını köpeğim olmasına rağmen ilk kez kucakladım onu sonra çay demledim öyle sıradan bir çay değildi bir ilkin verdiği duyguyu kattım içine öyle bir çaydı yani sonra loş ışığımı açıp sigaramı yaktım ve hikaye böyle başladı aramızda farklı bedenlerin cirit attığı kitapla.

Sonra belli bir zamandan sonra alışırsın yeryüzü bu konuda çok tecrübeli hatta herkesten hepimizden bizi koruyup kollayan sevdiklerimizdende. Çünkü yeryüzünde yaşanan tüm pragmatik acılar, beklenen baharın gelmeyişi, savaşlar, buhranlar, krizler binbir türlü çıkmazlara bile alıştı yeryüzü. Onun içindir ki yeryüzü öyle gördüğümüzden daha bir kavrayışlıdır acılara.

Belli bir zaman geçer yani öyle elmayı olgunlaştırdığı gibi basit bir indirgeme sonucu değil bu süreç birçok şeye katlanırsın, düşünürsün, kendinle savaşırsın geçti diye düşünürsün geçmez sadece alışırsın alışmak en kötüsü bence alışınca hiçbir şey hissedemiyorsun. Mesela bir bahçeden erik çalınca bile zevk alamıyor hale gelirsin küçükken bende çok erik çalmıştım.

Zamanla açarsın o kitabı okumaya başlarsın en baştan ve artık herşey geçmiş oluyor herşeye geç kaldığın gibi ona da geç kaldım diyeceksin okuyacaksın ama bir daha ilk günkü duyguyu yaşayamayacaksın bu çok kötü bir duygu tüm prensipler içerisinde çok kötü bir duygu.

Hayatım boyunca açtığım ilk kitapta bu duyguları yaşadım ve bundan sonra da hep böyle devam edecek ve bir fikir düşündüm ‘Herşeye Geç Kalanlar Fikir Kulübü’ diye bu aralar onun çalışması içerisindeyim biliyorum hayatımda her yaptığım işi yarım bıraktığım gibi bunu da bırakacağım ama olsun en azından o da geç kalmışlığın içerisinde bir geç kalmışlık olarak kalacak..

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir