Arpa Boyu / Sevgi Ataş

Hangi memleketi mesken tutup Elif gibi yaşamalıyım. Elife yakışır bir duruşla, bendeki eksik olan ‘Ben’i, öteki yarımı bulmanın yollarına gitmeliyim. Bütünlemeliyim kendimi! Eksik yanımı tamamlamak için… Ne kadar meşakkatli ve uzun olduğunu, zorluğunu göze alarak kararlılıkla adımlarımı atıp yola revan olmalıyım. Kolay değil elbet çıkacağın yol: taş mı, toprak mı, boran mı, fırtına mı bilinmez. Bahtına ne çıkacak yolda, kimler olacak? Yolculuk yoldaşla gidilir, gidecek yoldaşı yoluma çıkar inşallah diye dua ile çıktım yola.

Bahtıma çayır çimen, bağ bahçe, gül, lale çıkacak değil ya! Mecnun gibi çöl sıcağında yürüyüp ayaklarım kumda yanarken sıcaktan, yol uzadıkça uzuyor, hava kararıp kum fırtınası başlayınca gece geçmek bilmiyor, gözlerim kum doldu… Kirpiklerim gözlerime eziyet ediyorlar… insafsız leyl, leylayı sakladı gözümden göstermedi. Ne uzunmuş geceler ne fırtınalar saklarmış meğer o koyu karanlık, kangren olmuş sancılarında kıvrandıran yaraların üstünü örtemedi ya olsun!

İyice sarıldım örtümün altına içime dönük dikey bir yükselişle. Semaları dolaşıp bize örnek ve rehber olanın izini sürerek çıktığı yerlere ulaşmaya gayret edip samimiyet gösterirsem, belki sitretü’l münteha ya ulaşabilirim, kim bilir? Cemalini görme arzusu saadete döner mi bilmem… Nur’un  şifa diye bu  fakirin  gözlerin değer mi!

Ben seni sevdim ise senin sevdiklerini de sevdim. Senin kılavuz olarak gönderdiğinin izini sürersem bulurum seni. Melekler yükselmişse senin yakınındaki perdeye ulaşabilirim belki de! O ulaşılması mümkün olmayan yere muhabbetle samimiyet ile. Hem “Kulum bana bir adım gelse, ben bin arşın giderim” diyorsun.

Adım adım yürüyerek içimde derinlerdeki kapıyı bulup eşiğinde oturup kovulsam da yüzsüzlük edip senden başka gidecek yerim yok deyip ayrılmayan olmalıyım. Bendeki beni bulmanın muştusunu almışçasına derin bir nefes alarak. Yolcu değil miyiz zaten? Hep bir yerlere gitme, keşfetme arzusu; tanıma, merak ve arayış içinde olan… Ana rahminde iki büklüm başlayıp; mezarda elif olup rahatlığını sürdürdüğümüz…

“Tebdil-i mekânda ferahlık var” derler. Şehirler birbirine benziyor, ağaçlar, kuşlar; insanlar, aynı simalar, siluetler farklı olsa da. Ocak başı bulup soyunmalı atmalı dünyalıkları. Bir tennure döndürmeli başımı, dönüp sevgiliyi buluşmaya kapı olmalı. Beyaz benim olmalı, boyamalı baktığım dünyalıkları.

Güzel şehir İzmir­­- Balçova: kent merkezine uzaklığı on beş kilometre nezih temiz güzel yaşanabilir bir ilçesi. En yakın diğer ilçesi olan Konak ve Narlı dereye, Güzelbahçe’ye gidiyorum. Sıklıkla gittiğim Güzelbahçe  sahilini seyredip, denizin dalga sesleri ile konuşuyorum, bana hep yıldız ay ve güneşten bahsediyor, bende ona denizi olmayan şehirlerden. Yeni yerler ve insanlar tanıyorum her insan bir dünya her şehir bir hikâye.

Tanıştığım arkadaşla konuşup kaynaştık. Betül Hanım: tatlı kelamı ile hemencecik sevdirdi kendini orta boylu zayıf naif yapılı birisi Betül Hanım. Güzel sanatlarla ilgileniyormuş, elinde resim klasörü ve birkaç kitap. Beni manevi bir programa davet etti. Davete icabet etmek gerektiğini düşünüp kabul ettim.

Okunan Kur’an-ı kerim tilaveti beni mest etti. O kadar kalabalık olmasına rağmen sadece asude bir sesten kalplere inşirah veren kutsi sözler, sanki sekineler altında sağanak bir huzura tutulmuş gibiyim. Yaklaşık bir saat kadar sonra duaları aminler mührü ile rabbimize saldık.

Beraberce ayrılıp yürümeye başladık. Hava o kadar güzel ki salondaki güzellik sokağa caddeye taşmış gibi. Arkadaşımla program hakkında “Ruhumuzun da manevi ihtiyacı var elbet, bu gibi programlara katılıp teneffüs ettirmeliyiz.” diye konuşuyoruz. Bir yere oturup bu güzelliği taçlandıralım dedik birer çay isteyerek. Konuşmamızın içeriği nasıl olduysa birden değişti. Şeytan sanki bir parmak balı sürüp bıraktı. Nasılda ballandırarak anlatıyoruz farkında bile değiliz, onun kaşı, bunun gözü derken…

Uzaktan pejmürde bir halde, saçı sakalı birbirine karışmış ürkütücü görüntüsü olan biri yanımıza yaklaştı “Dedikodu ediyorsunuz oturmuş, boşuna etmeyin, sorsam yok ‘dedikodu etmiyoruz’ diyeceksiniz ama dedikodu ediyorsunuz bal gibi!” dedi ve beklemeden yavaşça gitti.

Arkadaşım: “bu kim ay deli” diyerek, delinin arkasından baktı.

Şamar atılmış suratıma sanki! Tepemden bir balyoz yemiş gibi, bardağı kıran suçlu çocuk, öğretmeninden disiplin cezası almış öğrenci, ev sahibine küstahlık yapan misafir. Boşuna yola çıkmaya, arpanın hesabını yapmaya kalkma! Arpa boyu bile boyunu aştı. İçsel yolculuğa çıkmaya kalkma! Kırk fırın ekmek yemen, hatta bir kırk daha yemen gerek, adam olmaya. Tövbe estağfurullah deyip. Sözde “DELİ” den dersimi aldım. Ben deli olmaya bir arpa boyu yol alamadım vesselam.

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

6 thoughts on “Arpa Boyu / Sevgi Ataş

    Ali ÖZTÜRK

    (20 Nisan 2017 - 21:43)

    Arayış, insanın kendini araması kadar aciz bir başvuru şekli vamıdır diye düşünmüşümdür hep. Kendin zaten Sensin dir.
    Seni bulmaya çalışmak niye,
    HİÇ olmak varken.?
    Hiç olduğunu farkettiğin gün gerçek varoluşu idrak edebilirsin.
    Yoksa hiçlikten ziyadeliklerini kimi zaman bir Deli (ki hemen hepsi bizim gibilerine tahammülsüzlükten o mertebededir) kimi zaman bir veli yüzüne vurup duracaktır.
    Hiçlik Yolunda Selametle InşaAllah.
    Saygı ile *ÖZTÜRK’ce

      sevgi atas

      (22 Nisan 2017 - 18:14)

      ALİ ÖZTÜRK’çe Selam! ” Arayış insanı kendini araması kadar aciz bir başvuru şekli var mıdır diye düşünmüşümdür hep. Kendin zaten sensin dir” diyorsunuz.
      HİÇ olmak yokluktur. Yok olanı aramaksa beyhude sanırım. Yaşıyor ve varlık aleminde yer kaplıyoruz. Varoluşu idrak etmek ancak kendi varlığının farkında olmakla bulunur. Hiçlik kendimizi inkar etmektir. Hiçlik yoluna gitmeyi istemem.

    Zihni Gürüz

    (21 Nisan 2017 - 00:54)

    Güzel bir anekdot
    Alınmış bir ders
    Durmak yok yola devam efenim

      sevgi atas

      (22 Nisan 2017 - 18:16)

      Zihni Gürüz kardeşim!
      Tesekkür ederim selametle.

    bülent Evcimen

    (22 Nisan 2017 - 12:56)

    Edebi tarz olarak zannedersem ”deneme ” türünde yazılmış, yazarın iç dünyasında yaptığı yolculuğu ilginç betimlemeler, sonunda ise ders niteliğine tespiti ile harika bir yazı, yazarı tebrik eder, yazılarının devamını dilerim.

    sevgi atas

    (22 Nisan 2017 - 18:19)

    Bülent Evcimen
    Teşekkür ederim selametle kalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir