İnsan ve İrade / Sebahat Şahin 

İnsanın varoluşu, varoluş nedenleri hepsi bir sır. Biz bu büyük sırrın, küçük küçük parçaları… Ne çok önemsiyoruz bazen, kendimizi, yaptıklarımızı. Oysa bu devasa düzenin milimetrik boyutlardaki parçalarıyız. Derdimiz büyük olmak! Bunu öncelikle kendimizi gözümüzde büyüterek yapıyoruz.

Şimdi kulaklarımda bir sürü insanın bana “ Olur mu canım, bu kadar önemsiz olabilir miyiz?” diye soran sesleri çınlıyor. Hayır! Elbette ki önemliyiz. O kadar önemliyiz ki; Önemimizin farkını anlamayacak, bunu hırslarımıza kurban verecek kadar. Hatta bu önemi abartarak, yaratılışımızdaki müthiş gizemin farkını unutuyoruz…

Bunu biraz daha açmak gerekirse;

“Biz önemliyiz!” Bu dünyaya gelişimiz, buradaki mevcudiyetimiz, yaşarkenki seçimlerimiz hepsi ama hepsi çok önemli. Peki ya bundan öncesi? Bu kadar önemsediğimiz insanın bundan öncesiyle ilgili bir fikri var mı? Hayır diyen sesleri duyar gibiyim. Biz hayata açarken gözlerimizi, nasıl bir dünyaya geldiğimizi, hangi ailede büyüyeceğimizi, hangi şartlarda yaşayacağımızı, hiçbirini ama hiçbirini seçemiyoruz.

Bize, bu dünyaya geliş ve gidişimiz hakkında bir alternatifi sunulmayan yaşam hakkımızda,  tek seçenek verilmiş; Nasıl bir insan olacağımız. Adaletli, yardımsever, dürüst bir insan olabilmenin yanında; Hak yiyen, vicdansız ve hırsız olabilme şansı. Doğduğumuz aileye göre, temel davranışlarımız açısından bir kişilik geliştiriyoruz elbette. Lakin öyle istisna-i durumlarla da karşılaşıyoruz ki, İllet bir ailenin içinden bir melek, salah bir ailenin içinden de bir şeytan yetişebiliyor.

İşte asıl soru da bu, İnsanın bu dünyadaki en büyük gerçeği midir, iradesinin serbest bırakıldığı? Varoluşu ile ilgili hiçbir seçenek sunulmayan bu insana, irade serbestliği tanınmıştır. Belki de bizi Yaradan’ın, biz insanlara tanıdığı, en büyük ayrıcalıktır irade. İşte evrende, o büyük iradenin bir parçası olmak için gösterilecek, küçük küçük iradeler… Yol belli; izleyeceğin yol, seni mutlaka gitmek istediğin yere ulaştıracaktır elbet. Lakin seçenekleri iyi değerlendirmek kaydıyla… Çünkü seni mutlak iradeye teslim eden Yaradan, seçimlerinin sonuçlarından bir gün, mutlaka yargılayacaktır.

Bu dünya; Bir etme-bulma dünyasıdır. Yaptığımız her hareketin, ağzımızdan çıkan her lafın, bize mutlaka bir geri dönüşü vardır. Halk arasında “Büyük konuşmak” diye adlandırılan bu durumla, her birimiz, tüm yaşamı boyunca mutlaka sınanmıştır. Bunun nedeni, yukarıda da belirttiğim gibi, gerçekte küçük olma iradesindendir. Bunu yaparken biz insanlar öyle küçülürüz ki, dünyadaki varlığımız sıfırlanır, O büyük gücün karşısında. Ağzımızdan çıkan her sözün bir bedeli vardır ve bu bedel aynı durumla sınanmaktan geçer. İlahi güç size bunun meyvesini sunmadan, almaz canınızı. Bu meyve tadılacak ve bedeli ödenecektir. Ancak bu koşullarda hiçlikten varoluşa geçebiliriz…

“Var olmak!” Bütün derdimiz bu değil mi? Hiç birimiz, onca sıkıntıya rağmen, geldiği bu dünyadan ayrılmak istemiyor. Çünkü biz insanlar, varlığımızı o kadar bedensel ve maddesel algılıyoruz ki, tam zıttında kafamız karışıyor ve yok olmak fiilinde panikliyoruz. Oysa var olmak bir beden gerektirmediği gibi, yok olmak için de bir bedene sahip olmak yetmiyor. Siz varlığınızı maddeleştirdikçe, o maddenin esiri ve girdiğiniz vücudun kölesi olmaya devam edersiniz. Vücut ruhun kafesidir. Bu kafeste ancak yeriniz dar gelmeye başlayana kadar kalabilirsiniz. Zamanı gelip, ruhun dolup, kafesin dar gelmeye başladığı o anda, ya bedenden vazgeçip, kanat çırpacaksınız ebedi varlığınıza, ya da bedene mahkûm tüm hayatlar gibi, o kafesin içinde sıkışıp yok olacaksınız.

Bu dünyadan geldiğimiz kadar saf ayrılabilir miyiz? Bu pek mümkün görünmüyor. Çünkü hayata yeni gelmiş bir ruh, o denli saf o kadar temiz bir yürekle başlar ki yaşam yolculuğuna, onun kadar duru ve saf olabilmek, yaşarken kirlenmeden kalabilmek imkânsızlaşır, dünyanın sahte ışıltılarının altında. Yaşadığın hayatı, nedenlerini ve niçinlerini sorgulamadan, kabul ederek, şeytanın vesveselerine sırt çevirerek, doğrunun iyinin ve güzelliğin bir parçası olmayı seçerek bütünün parçası olmayı başarabilirsin.  Bu seçim seni hiç ummadığın bir mutluluğa, ebedi varlığın dayanılmaz hazzına götürecektir. Öyleyse gelin; Ebedi varoluşun kapılarını zorlamaya gidelim. Tüm insanlık el-ele yürek yüreğe, sınavını vermiş, sınfını geçmiş bir çocuk heyecanıyla…

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir