Küsmek Nedir? / Sebahat Şahin

Küsmek nedir? Hayata, insanlara, mevsimlere, çiçeğe, böceğe… Hatta kendine küsmek?

İnsan bazen her şeyden yorulur nefes almaktan bile. Yaşadıkça biriktirirsin; Sevinçlerini, üzüntülerini, heyecanlarını dertlerini… Her şey o kadar birikir ki ömründe, taşıyamaz olursun bazı yükleri içinde. Ve seçersin; belki de en kolayını seçersin ve küsersin. Seni sen yapan her şeye…

Gün gelir, ellerinde yaralar açılır, taşıdıklarının ağırlığından. Gün gelir, gözlerinde ışıklar söner. Umudun ışıkları, tek tek… Daha küçücükten kurduğun bütün hayallerden vazgeçmek! Pes etmek! Zordur, ama yaparsın… Kirpiklerinin gölgesi düşünce yüzüne, artık aydınlatmaz olur umudunun güneşi, gelecek günlerini. Sonra bir alacakaranlık ve yavaş yavaş zifiri karanlıklara sürüklenmek…

İşte küsünce biz hayata, bu amansız girdabın içine sürüklenmeye başlarız. Bilmediğimiz derin bir karanlığa düşeriz. Döne döne, daha derine en derine sürüklenir bedenimiz ve ruhumuz. Zordur girdiğin girdaptan çıkmak! Bir kez kapıldın mı, o büyülü ritme, seni her dönüşte daha derine çeker. Sürüklendiğin yer sonundur ama sen zevk alırsın bu dönüşün bir son olduğunu anlamadan. Derinlere doğru çekilir, ufalır ufalırsın ta ki, yok olana kadar…

Oysa hayat bize sunulmuş eşsiz bir hediye değil midir? Asla tekrarı olmayan… Ve hayat sadece gidiş biletinin alındığı bir yolculuk. Biz elimizde bu biletle, sadece ileriye gideriz. Geçmişimizdeki hiçbir şeyi geleceğimize taşıyamadan hem de. Unuttuğumuz bir şey var deyip, geri dönemeden! Sadece bir nefes kadar kısa ve tatlı bu hayata küsmek de ne demek? Küsecek kadar uzun yaşam hakkımız yokken üstelik! Neden, kime bu küslük? Küskünlüğümüzü bozacak, haydi baştan al bu oyunu diyecek, bize bir şans daha verecek kimse yokken hem de… Nedir bu insanoğlundaki kibir?

İnandığımız tüm dinlerin, en çok öğütlediği ve yapılmasının en kötü örneklerini sıraladığı bu kibir yüzünden üstelik. Biz insanlar kendimize ve varlığımıza, olduğundan daha fazla değerler yüklediğimiz için mi, sözde istediğimiz şeyler olmayınca küsüyoruz hayata? Kibrimizden… Kimi cezalandırmak bu?

Haşa Yaradan’a isyan mı?

Hayatta olmasını istediğimiz şeylerin gerçekleşmesi, belli bir çabaya tabidir. Sadece istemek, olması için yeterli değildir. Çalışmalıyız, pes etmeden, bıkmadan durmadan. “Yarın kıyamet kopacağını bilsen, elindeki son fidanı da “dik” demiş Yaradan…

Öyleyse her şey bizim çabamızla mümkün. Biz mücadele etmeye gönderildik bu dünyaya… Yaşam hakkımız, bu mücadelenin sonunda saklı. Hayatta kalmak, önceliğimiz. Sonrasında da mücadeleci kişiliğimiz sayesinde, bir yerlere gelebiliyoruz.

Doğduğumuz günden itibaren ölüme yürüyoruz. Bu yolculuğun nerede sonlanacağı, kim için en son durak olacağı belli değil. Biz sadece yürüyoruz  sonumuza. Ana rahmine düşen her bebeğin, dünyaya gözünü açıp açamayacağı bile meçhulken, biz neyin telaşında bu ömrü heba ediyoruz. Öylesine değerli nefesimizi, olmadık şeylere yorup tüketiyoruz. Üstüne üstlük, bir de bize verilmiş bu yaşam hediyesinin, kıymetini bilmiyor, sözüm ona istediğimiz hayatı yaşayamayınca da küsüyoruz. Kime neye küstüğümüzü bilmeden…

Hayat kısa, kendi tercihimizle gelmediğimiz bu dünyada, nefes almamızın mutlak bir nedeni olmalı. İlahi güç, hiçbir şeyi boşuna yaratmaz. Kendi yaradılışına saygı duyup, Allah’ın sunduklarına şükredip, yaşamın anlamını çözmeye çalışmak, öncelikli görevimiz olmalı. Unutmayalım, küsecek kadar uzun, boşa geçirecek kadar değersiz değil  hayattaki yerimiz. Öyleyse sıkı sıkı sarılalım yaşamımıza, ta ki onu bize verenin alma vakti gelene kadar.

Emanetine ihanet etmeden hem de…

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir