İç Seslerimiz / Nuray Yüksel

Dış dünyaya ve kendimize bakarken bunu birçok filtreleme işlemi ile yaparız. Filtrelemek yani bildiğimiz gibi bazı şeyleri geçirir bazı şeyleri geçirmez. Filtrelerin kalitesi neyin içerde neyin dışarıda kalmasını sağlar ve önemli bir mekanizmadır.  İçsel ve zihinsel, duygusal, sözel ve algılamaya ait şeyler. İşte bu filtreler yardımıyla yaşamımızın her alanına anlam ve değer katarız.

Filtrelerimizin algıladıklarını gerçeğin yansımaları olarak kabul etme eğilimindeyizdir. Filtrelerimizden ne geçerse otomatik olarak ona inanmak durumunda kalırız. Filtrelerimiz bozuk ise zanlarımızı hakikat sanırız. Ve yalanı  doğru olarak kabul ederiz.  Filtreler inatla yanılsamalarımızın kuvvetli ve ateşli savunuculuğuna soyundurur bizi.  “Algılarımızın arasına test edilmemiş ve sınanmamış bir şey geldiğinde korkmalısınız. Hem de çok korkmalısınız. Kendi benliğinizi pekâlâ da yanlış bir ışık altında görüyor olabilirsiniz.”

              “Bir fasık size laf getirdiğinde doğruluğunu araştırın.” diye bize davranış modeli öğreten Yaratıcı tıpkı içsel mekanizmanın dışsal mekanizmaya dönüştürecek bir duruş sergilememizi ister. Dışarıdan gelen bilgileri nasıl öğüteceğimizin bilgisini verir adeta.

Literatür bize insan doğasının gereği olarak algılama filtrelerimizin pozitif olanları dışarıda bırakmaya negatifleri içe almaya daha meyillidir der.

“Fiziksel ya da duygusal olarak korktuğumuz bir durumla başa çıkmaya çalışırken gerçeği saptırma veya gerçeği görememe eğilimi vardır. Örneğin, araştırmalar üzerine silah namlusu çevrilmiş bir kişinin, kaçmaya çalışmak veya saklanmaya çalışmak yerine silaha sabitlendiğini gösteriyor. Neden? Çünkü  negatifler daima pozitiflerden daha yüksek sesle bağırırlar ve negatif düzeyi arttıkça çığlığın gücü de artar. Negatiflikler, sorunlar, tehlikeler üzerine yoğunlaşırız; çünkü kendimizi korumak üzerine programlanmışızdır. Silah korkusu tüm dikkatleri onun üzerine verir. Ve etrafındaki tüm olay ve nesneler ikinci plana itilir. İçinde bulunduğunuz bina çökse farkına varmazsınız. İnsan zihni negatif bir duruma kilitlendiğinde bu tür bir güce sahiptir.” İç seslerin negatiflik şiddeti ciddi bir körlük yaratabilir; sonuçları itibariyle de yıkıcıdır..

İnsan, geçmişte canını yakan bir durumla karşılaştığında onu tetikleyen içsel bir tepki geliştirebilir. Bütün insanları topyekün tehlikeli olarak addedebilir. Belki de olayı yanlış değerlendirip bunu hak etmiş olabileceğinizi düşünmüş olabilirsiniz. Yani filtreler daima bizimle olan ve bugünü oluşturan geçmiş deneyimlerimizdir.

“Sorgulanmayan bir yalan kısa sürede gerçeğe dönüşebilir. Ve biz de, elbette, “gerçeğe” bağlı kalarak yaşarız.” Sahte bilgilerin bizi oluşturma serüveninde; aile, iş, evlilik alanlarında suçluluk ve sıkıntı depolayacaktır. Ve filtreleriniz tıkanınca hiçbir şey o filtrelerden geçemeyecek durumda kalır.

Şunu asla akıldan çıkarmamak gerekiyor:

“Gerçekten olanlara değil kendi algıladığımız şeylere tepki verdiğimizi anlamanız gerekiyor..
Varsayımlarınızı gerçekler olarak kabul etmek yerine bu algılamalarınızı yani filtre edilmiş bilgileri sınamanız gerekiyor.”

Bilgiler filtrelerden geçtikten sonra ne oluyor peki?
İç seslerinize dönüşür.

             İç diyaloglar: Yaşamınızda olup biten her şeyle ilgili olarak kendinizle yaptığınız gerçek zamanlı konuşmalardır. Kendinizle yaptığınız tüm konuşmaları, ister pozitif ve gerçekçi, ister yıpratıcı ve negatif olsun her hecesini kapsar. Sizden başka kimsenin duymayacağı sesler. Kendinizle ve dünya hakkında yaptığınız tüm yorumları içerir ve sizden başka kimse onların hakimi değildir. İç sesleriniz sizi geleceğe taşır.  Gücü yanıltıcı olabilir; yani, sürekliği ve kesintisiz akışı olduğu için sizi kontrol edemediğiniz düşüncelere taşıyabilir.

İç diyalogunuz size negatif olacağınızı söylüyorsa ve sizi kendinizden nefret noktasına getiriyorsa ve bu karamsar bozguncu iç diyalogların sürekliliği fiziksel sağlığınızı bozabilir. Bu iç diyaloglarınızın esiri olduğunuzda etrafınızdaki olup biten önemli olayların farkına varamayabilirsiniz. En önemlisi başarıyı ya da gerçek tehlikenin varlığını algılayamazsınız. En yüksek sesi çıkartan duygusal ya da düşünsel çatışmalı iç diyaloglar yaşamı altüst eder. Verimsiz bir hayat ve metabolizmanızın zayıfladığını görürsünüz. Sahip oldunuz her bir düşünce ve duygu için vücudunuzda ve ruhunuzda ani fiziksel belirtiler ortaya çıkar. Yani iç diyaloglarınız kendinizle alıp verdikleriniz güçlü belirleyicilerdir. Vücudunuzu dinlemeniz gerekir. Baş ağrılarınız, beden ağrılarınız, depresyon, tansiyon sorunları, ve anksiyeteniz ve hatta bağışıklık sisteminiz sizinle konuşur.

En önemli soru bu iç diyaloglarımızın kaynağı nedir?

Ailemizden, arkadaşlarımızdan, okul-iş, otoriteyi temsil eden figürlerden, gazetelerden, dergilerden, televizyon reklamlarından, internetten gelen uyarıcılar. Sağlam, gerçek bir benliğe sahipseniz bu tarz uyarıcıların oluşturacağı iç diyalog da daha gerçekçi ve yapıcı olacaktır. Başka birilerinin dışarıdan içeriye doğru  sızdırabileceği  olumsuz iç diyaloglar oluşmadan dışarı atılacaktır. Kendimizi gerçekten tanıyor olabilseydik, kim olduğumuzu, nereye doğru gitmek istediğimizi, neye inandığımızı yani genel olarak durumumuzu çözümleyebilseydik iç diyaloglarımızın komutunu alabilirdik şüphesiz.

Etrafa yaydığımız enerjimizin pozitif ya da negatif gücü vücudumuzdaki bütün hücrelerin hareketini belirler. Bazen gündelik hayatta, bazı insanların enerjilerini çok severiz ve bize kendimizi iyi hissettirir. Bu bakımdan pozitif iç seslerin kişiye kazandıracağı en güzel şey iyi bir moraldir.  Bu moral kişinin yüzüne ve gözlerine yansıyan ifadenin kendisidir. Yalnızca gerçek bir benliğin üstlenebileceği şeydir bu.

Kaderinizi karakterinizin nasıl belirlediğini iç seslerinizi takip ederek bulabilirsiniz. Kendi kendinizi olmak istediğiniz yere nasıl taşıyabileceğini ve kendi kendinizi bulunduğunuz  yerde nasıl mutsuz edebileceğinizi..

“Kendinizle yapacağınız dürüst konuşmalar neticesinde elde edeceğiniz samimi gerçeklik sizi koruyacaktır.”

İç seslerin zehirleyici olması, bireyin kendi yaşamına son vermesi gibidir.  Zehirli iç seslerin aktif tecrübesi kişiye zehirli bir ortamı hazırlayabilir.  En kötüsü bulaşıcı bir hastalık gibi diğerlerine sirayet edebilir. Toplumsal bir sorun teşkil edebilecek bu durum önce ortam huzursuzluğu olarak kendini ortaya koyacaktır. İşte; yaratıcının toplumdaki bozgunculuğu tarif ederken bunun teorisini ve pratiğini anlamak gerekir.

Kendinizle yaptığımız iç konuşmalar gerçek ya da bozulmuş benlik kavramına gönderme yapar. Zihninizdeki soyut olumsuz iç sesler somut olumsuz sonuçlar doğurur. Algınızın bozulmasıyla beraber dışarıdan gelen mesajları yanlış değerlendirmenize neden olacaktır. İdrak ve iradenin önüne geçmiş iç seslerin yoğunluğu bozulmuş bilgilerin insafsız infazıyla  düşünceleri gerçekleri ve değerleri yaratacaktır.

Bozulan iç seslerimizi ne düzeltebilir?

          İç seslerin oluşumu ebeveynlerin yaşam üslubundan  çocuğa yüklenir. Anne babanın hayat mücadelesinde kazandığı duygu ve düşünce refleksleri, çocuğun dünya görüşünü ve yaşam üslubunu temellendirir. Çocuğun otomatik düşünce ve davranışlarının kendi ebeveynlerinden kazandığını görmek mümkündür.

Örneğin çocuk uyurken yetişkinlerin çocuk üzerine yaptığı yorumlar ya da başka problemlerin dile getiriliş biçimi, hatta yetişkinlerin çocuk uyurken yaptıkları çatışmalar çocuğun rüya vasıtasıyla bilinçaltına depolanır. Ve davranışlarını temellendirir.

Çocuk yetiştirmek ebeveynin kendi yaşam üslubu ile yakından ilgilidir.

Bowlby(1960) bağlanma kuramında annenin bebek ile kurduğu ilk iletişim biçiminin daha sonraki ilişki biçimlerine kaynaklık ettiğini söyler.

İç seslerinin niteliğine örnekler: “Beni tanırlarsa kötü olabilir o yüzden buna izin vermemeliyim”, kimse beni küçük düşüremez”, ”Biri benim canımı yakarsa ben ona dünyayı dar ederim”, biri beni üzerse ben onu daha çok üzerim” “beni eleştirdi tehdit altındayım”, “savaşmalıyım”, “İntikam olmazsam rahatlamayacağım”.

Yetişkinler olarak iç seslerimizin yeniden yapılandırılması için çalışmaların yapılması ve önlemlerin alınması elzemdir. Bir toplumsal sorumluluk projesi niteliğinde elzem bir konu olabilir. En azından ilişkilerin ve çevrenin gerçek bir salatı için önemlidir. Çocuklarımız için ise ebeveynler olarak iyi bir yaşam üslubumuzu çocuklarımızın yaşam deneyimlerine aktarabilmeliyiz. Çok fazla telkin ve yeniden yapılandırma çalışmaları faydalıdır. Çocuklarınızın kendileri ve başkaları ile nasıl iletişime geçeceğini siz belirlersiniz aslında. Küçük küçük mesajlar: örneğin, “aptal mısın kendini kullandırma tahrikleri ve  refleksleri çocuğun kişilik örüntülerini belirler. Çocuktur yapar tabi savunmaları  ve ebeveynin ruhsal durumuna göre şekillenen tutarsız davranışlar çocuğun ahlaki yapısını belirler. “Ben ezildim onlar ezilmesin” diye başlayan masum duygusallıklar zamanla sınırların olmayışıyla çocukların nasıl bir canavara dönüştüklerini ortaya koyar. Yetişkinlerin kendi yaşam üsluplarından kaynaklanan küçük küçük mesajları gerçek yapı taşlardır. Ebeveynler çoğu zaman ilk örnek teşkil ettiklerini unutur ve farkında olmazlar.

Kalplerinde hastalık barındıranlar kutsal kitabın bir işaretidir. Ve kalplerinde hastalık barındıranlar bireysel ve toplumsal hayatı zor durumda bırakabilir. Öyleyse iç seslerimizi yeniden gözden geçirmek bir ödevdir.

  • Çocuklarımıza küçük küçük yaşam üslupları kazandırarak başlayabiliriz.
  • Devamlı ve sürekli yaşayarak deneyimleyebileceği davranışların takibi önemlidir.
  • Mesela çocuğun, devamlılığı olan güzel bir davranışı pekiştirmesine yardımcı olmak için ödüllendirebilirsiniz.
  • Ona bir ilke ve şahsiyet kazandıran güzel ve iyi olanın tekrar ediyor olması gerektiğini sık hatırlatmalısınız.
  • Seni sen yapan ve sürekli olarak tekrarladığın iyi davranışların liste çalışması yapılabilir.
  • Davranışın geri bildirimi verilerek, bu seni yansıtan bir özellikler diye başlayan sohbetler yapılabilir.
  • Yanlış ve zarar verici davranış, düşünce ve duygular üzerinde durup olumsuz pekiştireçler verilebilir.
  • O anda müdahale çok önemlidir. Zamanında yapılmayan müdahale verimsizdir.

Saygının ve sevginin insana çok yakıştığını, ilkeli olmanın insanı ne çok yücelttiğini, hataların telafi edilebilir olduğunu, disipline olmanın bir ihtiyaç olduğunu öğreten insana  selam olsun. Yazımı güzel bir sözle tamamlamak istiyorum.

“Her adam, üzerine kendi değerinin damgasını vurur…adam kendi iradesiyle küçük ya da büyük olur.”-J.C.F.VON SCHILLER

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir