Sözümüz Söz Ola ! / Ergül Altaş

Her şey dilimizde. Yaptıklarımız, yapacaklarımız. Sevgi, merhamet, kılı kırk yaran adalet… Ağzımızdan bal damlıyor.

Çok şükür İslam’la müşerref olmuş bir coğrafyada dünyaya gözlerimizi açtık. Elhamdülillah Müslümanız. Ne diyor Kitap? Ne diyor Resul?

“Emrolunduğun gibi dosdoğru ol” emri hayatımızın neresinde?

Eller Ay’a giderken yaya kalmak yüreğimizi yaralamıyor mu? Yanan, yakılan ülkeler karşısında yüreğimiz göz göz olup kanamıyor mu? Şapkamızı önümüze koyalım, aklımızı başımıza alıp düşünelim.

Biz nerede hata yaptık?

“Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz.” demiş Ziya Paşa. Çuvaldızı ele, iğneyi kendimize batıralım. Lafla peynir gemisinin yürümeyeceğini, ancak çalışan demirin ışıldayacağını öğrenemedik mi bunca atalar sözüne rağmen?

Bin düşünelim, bir söyleyelim. Ağzı olan değil, söyleyecek sözü olan konuşsun. Laf olsun torba dolsun, diye havanda su dövmeyelim. Bir ağırlığı olsun sözümüzün, bir değeri. Bir müşkülü halletsin,  yaraya merhem olsun, gönle huzur bahşetsin, müjde olsun, ötelerden haber versin. Harekete geçirsin.

Eveleyip gevelemeyelim, devekuşu kovalamayalım. Alavere dalavereyi bırakalım. Özü sözü bir olalım. Ağzımızla değil, elimizle, aklımızla, yüreğimizle iş tutalım. Dün olduğu gibi bugün de ışık doğudan yükselsin. Bizi, yükselttiğimiz medeniyet anlatsın cümle âleme.

Dinimiz ne emrediyor: “Hiç düşünmez misiniz? Akletmez misiniz? İki günü birbirine eşit olan ziyandadır.” Biz ne yapıyoruz?

Boş oturana selam vermemiş Resulullah… “İlim Müslüman’ın yitik malıdır. Çin’de de olsa alın,” demiş. Hiç ölmeyecekmiş gibi dünya, yarın ölecekmiş gibi ahiret için çalışın,” demiş bir büyüğümüz de. Niyetlere göredir ameller. Geç olmadan besmelemizi çekelim, yola çıkalım. Niyetimiz hayır, akıbetimiz hayrolsun.

Dün inşa ettiğimiz medeniyetin ihtişamı hala göz kamaştırıyor. Yeryüzü bu abidelerin sergilendiği dünyanın en büyük açık hava müzesi. “Ey Türk! Titre ve kendine dön.”

“Delikanlım! İşaret aldığın gün atandan!
Yürüyeceksin! Millet yürüyecek arkandan!”

“Yaratılanı severiz Yaradan’dan ötürü,”  diyen Yunus, dili kalbe indirmiş, orada olanı söylüyor. Biz dilimizin ucundakini. Hissettiğimizi değil, hissetmemiz gerekeni dolamışız dilimize. Bizimki söz değil laf. “Dilim, seni dilim dilim keseyim, başıma geleni senden bileyim.”

Bu mübarek ay ve günler, üzerimize serpilen ölü toprağını silkeleyip atmanın tam zamanı.

“Ey dipdiri meyyit, ‘İki el bir baş içindir.’
Davransana… Eller de senin, baş da senindir!
His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?
Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin.”

İş tutacaksak Sinan, söz söyleyeceksek Yunus gibi söyleyelim.

“Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı
Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz”
Sözümüz söz ola, günümüz aydın ola.

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir