Varoluş Şöleni / Himmet Karataş

Sizi bekliyorduk.
Üstelik bütün yeryüzü çiçeğe durmuştu.
Durmuştu saatler, rüzgâr ve ırmaklar.

Bekleyiş bile böylesi bir güzellik görmemiştir ömründe…
Kelebekler ve kuşlar eşlik edecekti size. Müthiş bir piyano şölenine şahitlik edecekti yeryüzü ve dolunay…
Hepimiz çok iyi hazırlandık ve birdenbire yağan yaz yağmurları gibi döküldük yollara.
Her yerde sizden bir parça güzellik çarpıyordu gözlerimize. Bunlardı umutlarımızı canlı tutan. Brahms ile başlayacaktınız. Ve bize doğru akacaktı zaman, rüzgâr ve su. Beethoven’le aydınlanacaktı içimiz. Ay ışığı düşecekti göğsümüzün mağaralarına.
Sonra Mozart’a gelecekti sıra. İnce bir ilkyaz yağmuru başlayacaktı parmaklarınızın ucundan yüreğimize süzülen ve bizi tel tel dağıtan, bin parçaya bölen sonra tekrar toplayan…
Hepimiz bir günlük ömrü olan kelebekler olacaktık uçuşan notalar arasında…
Öylesine bir ömür ki yaşanması imkansız…

Çam ağaçlarının üvertürü bitti.
Sizi bekliyoruz halâ. Çıt yok yeryüzünde. Buğulu bakışlarıyla ay göründü ağaçların arasından. Yüzünde sizi görememenin hüznü… Ve silmiyor ay ıslak gözlerini…

Biliyorum, geleceksiniz. Beklediğimize değecek bu bir günlük ömür.
Rengârenk dağ çiçeklerinin kokusunu getiren rüzgâr söyledi bunu. “Chopin’i unutmuşsun”, dedi. “Onsuz piyano şöleni nasıl olur?”
Ah, nasıl unuturum ‘tesellisi olmayan acının bestecisi’ni!.. Kapanışta çalacaktınız ve biz bir daha uyanmayacaktık sonsuzluk uykusundan…
Chopin ah Chopin! Gel yanıma otur. Senin de olsun bir günlük ömrün…

Derken aydınlandı yeryüzü…
Hiçbir şey göremiyorduk. Notalarla birlikte bir çağlayandan aşağı savruluyorduk sadece. Siz olmalıydınız gelen. Bilinçli olarak fark edebildiğim tek şeydi bu. Gözleri kamaştıran ışığın yanında ay bir aynaya dönüşmüş herkese kendi benliğini gösteriyordu. Ne çok katman vardı benlikler üstünde! İşte bunun için sürükleniyorduk bir çağlayandan. Taşlara çarparak onlardan arınacak ve derin mağaralarda hiçbir şey olduğunu görecekti herkes.
Rüzgâr gibi geçtik yeryüzünden, üstümüzde kelebekler ve yıldızlı bir geceyle. Sütliman bir okyanusa düştü yolumuz. Bu kez Beethoven’den Ayışığı Sonatı’nı çalıyordunuz.
Herkes hazırdı ölümsüzlük suyunu içmeye. Bir el çekip çıkardı içimizden çocukluğumuzu. Hiçbirşey olmak istiyorduk sadece… Hiçbirşey. Bir lâ notası kadar hafiftik yakamozların üstünde…
Üstelik çikolata da istemiyorduk.
Binlerce ay vardı üstümüzde. Ve kelebekler ve yıldızlı gökyüzü. Artık gökyüzüne bakınca Kant’ı bile hatırlamıyorduk.
O kadar çocuktuk… Eve gitmek istemiyorduk.
Mozart’la başlayan yağmurda sırılsıklam olmuştuk. Suyu ve ateşi severdik çünkü.

Bir dağ hüznüyle bıraktık yağmuru. Chopin başlamıştı bir defa. Fakat kimse kimseyi göremiyordu. Arınmış olmalıydık benliğimizi çevreleyen kalın duvardan.
Kazanmıştık bir günlük hayatı.

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir