Biz Üç Arkadaştık / Ayşe Karaca

Biz üç arkadaştık… Yolun başında; umudun sonunda… Mahallede parmakla gösterilen üç nadide çiçek: üç kardelen, üç tane nazlı gelincik… Fazla görüşemezdik; sınırlıydı özgürlüğümüz. Ama bulurduk bir çaresini, yine birbirimizden haberimiz olurdu. Bilirdik neye üzülüp neye sevineceğimizi. Nerede nasıl tepki vereceğimizi…

Biz üç arkadaştık… Üç gözü kara genç kız… Yasakları bol olsa da yaşadıkları hayata, iklime, salkım söğütlü sokağa sevdalı… Parmağımızı kesip kanlarımızı birbirine karıştırıp kardeş olduğumuzu sanan… Üç saf niyetli…

Biz üç arkadaştık… Acısını, sevincini birbiriyle paylaşan… Bu dostluğa ne benim başörtülü olmam engeldi ne de onların mini etekli olması. Aynı seccadeyi paylaşırdık ezan bitiminde. Yakarışlar süzülürdü semaya, inci inci gözyaşları akıtılarak…

Biz üç arkadaştık… Sabah kibrit kutusu içinde bulduğu mektubun ona da geldiğini görünce ne yapacağını bilmeden bakıp kalan… Aynı kişiden aynı mektubu alan… Ona da aynı kelimelerin sarf edildiğini görünce uçarcasına diğerine koşan… Kan kardeşim dediği arkadaşının gözyaşlarını görünce aradan çekilmesinin gerektiğini anlayıp sessizce ardına bakmadan giden… Aynı kişiye sevdalanıp arkadaşı için aradan çekilecek kadar da fedakâr…

Biz üç arkadaştık… Gökyüzüne hayali salıncak kurup birbirini sallayan… İnsanlara sınırsız güveni olup yine o güven yüzünden sırtının yarası bir türlü kapanmayan… Dertlerin köşeye sıkıştırıp dayanılmaz hâle gelindiğinde ağlayan; ağlamanın fayda etmediğini görünce de gülme krizine giren saf, art niyetsiz, masum üç genç kız… Sonra kaderin dört bir tarafa savurduğu üç kan kardeş… Araya mesafeler girince bu kez de devreye mektupları sokan… Sayfalarca yazılan mektuplar… Kimin ne yaptığı, neler söylediği hiç üşenmeden, sıkılmadan dökülürdü içimizde ne varsa o bembeyaz kâğıda. Bazen kâğıdın içi acır, kalemden kan damlar. O çiçekli böcekli kalpli mektup kâğıdımızda gözyaşlarımızın izi olurdu çoğunlukla. O zaman anlardık ki!.. “Yazanın derdi yaşından büyük; omuzlarının taşıyamayacağı kadar da ağırdır.”

Biz üç arkadaştık… Hayatın en acımasız yönlerini küçücük yaşta öğrenen… Biz üç ayrı can parçasıydık hoyrat ellerde solan…

Biz üç arkadaştık… Yıllar sonra yolları kesişen… Hayatın bizi değil de bizim hayatı yorduğumuzu düşünen üç kafadar, üç zırdeli… Üçümüzün de hikâyesi birbirinden farklı, yaşadıkları hayat bir o kadar da abartı.

Ve biz üç arkadaştık… Mağlubiyetleri galibiyetlerinden daha fazla ve üçü de ayrı ayrı beldelerde mücadele veren üç çile yumağı. En güçlü fırtınada sarsılsa bile “Ne kadar esersen es; yılmadım, yıkılmadım!” diyen üç masum hayat. Biz üç arkadaştık… Ayşe, Ülker ve Mine… Üç  çağlayan nehir..

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir