İnsan ve Mükemmeliyet / Nuran Taydaş Çal

Hemen hemen her insanda mükemmel olma arzusu vardır. Mükemmel bir kadın, mükemmel bir erkek, mükemmel bir eş, mükemmel bir ev… Uzayıp giden listelerin sonunda gelinen nokta; mutsuz ve umutların tüketildiği bir hayat…

Peki, bu duygulara sahip olmak yanlış bir durum mudur?

Bu sorunun cevabını vermeden önce “Kusursuz insan var mıdır?” sorusuna yanıt bulmak gerekir. Kusursuz insan elbette yoktur. Her insan hata yapabilir, bu onun beceriksiz olduğu manasına gelmez.

Her insan farklı fıtratta yaratılmıştır. Kimisi fiziki olarak güçlüyken, kimisi duygusal olarak daha dirençlidir. Kimisinin sayısal hafızası daha iyi iken, kimisin de görsel ve sanatsal yanı yani duygusal hafızası daha güçlüdür.

Hayatta her istediğimiz olmayabilir. Her günümüzü mutlu, huzurlu da geçiremeyebiliriz önemli olan bunun farkında olmamızdır. Zafiyet göstermeden, hayata devam edebilmektir.

Joyce Guile;

“Değerli şeylerin pek kolay elde edilmediğinin bilincinde olun. İyi günler olacak. Herhalde kötü günler de olacak. Kendi kabuğumuza çekileceğimiz, tasımızı tarağımızı toplayarak teslim bayrağını çekmek isteyeceğiniz zamanlar olacak. Bunlar, aslında kendinizi zorladığınız, öğrenmek ve gelişmekten korkmadığınızı gösterme fırsatıdır. Azimle devam edin.” derken, bizlere farklı bir bakış açısı sunmaktadır.

Yaşamımız boyunca çektiğimiz sıkıntılar, doğum sancısı gibidir. Sonrasında gelen ferahlık, yeni hayatların habercisidir. Dinimizde ise bu imtihan ile eşdeğer bir durumdur. Tavrınız, imtihanın yönünü belirler.

Şükür ile devam edilen her yol, aydınlığa çıkacaktır. Önemli olan nokta, şükrün edasını layıkıyla yerine getirebilmektir.

En büyük sorunlarımızdan birisi, kıskançlıktır. Başka hayatlara duyulan özenti ve sonrasında gelen kıskançlık duygusu, kişilerde önü alınamaz bir durum olan hırsa dönüşür. Bu duygu birçok hatayı beraberinde getirtir. Mutsuzluk bu durumla hayatlara zuhur eder.  Oysa ki kişi geldiği noktada en iyisini yapma gayretinde olsa ve tek rakibinin sadece kendisi olduğunu idrak edebilseydi bugün toplumumuz, mesleğini en iyi şekilde icra eden kişilerle dolu olurdu.

Maddiyat hırsı ile boyanan gözlerde hayat sadece sarı, yeşil ve mavi renklerden ibarettir. Dostluk, kardeşlik gibi güzelliklerle gelişen paylaşma duygusu, insanı insan yapan yegâne özelliktir. Gerçek güzellik bu noktada başlar. Faydalı olabilme arzusu ile yapılan her iş, her durum kişiyi farklı bir boyuta taşır. Bu boyutta ise kişi kendini bulur. Kendini bulan insan yaratılış gayesini anlar.

Tüm bu laf kalabalığının özü, yaratılış gayesini idrak edebilmektir.

Sağlık ve mutluluk dolu günleriniz olması duasıyla…

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir