Yazar Olmak / Gamze Boynueğri

“Çok yazan değil, Güzel yazan yaşar”
Cenap Şahabettin

 

Evet, Türk Edebiyatımızın önemli isimlerinden biri olan Cenap Şahabettin yazmayı,  yaşamayı ve yazarlığın en kalite sürdürülme düşüncesini belirttiğim bu dizleri kaleme alaraktan ifade etmiştir. “Çok yazan değil,  güzel yazan yaşar” derken;  Günlük hayattan ne tamamen kopup kabuğumuzun içine çekilerek insanlardan, evrenin ve yaşamın bütün güzelliklerden geri kalacağız ne de sürekli anlamsız cümleleri gereksizce kenara not almaya devam edeceğiz… Yani basit bir deyimle yapılabilecek ve yaşabilecek her şeyi sıradanlaşacağız…

Yok, efendim öyle bir şey… Yazarsak yazacağız ve lakin güzel bilhassa manidar yazacağız… Şiir üstadının da anlatmak istediği dile gelen mana bu olası ilerleyişten ibaret olması gerektiği yönünde ki şüphesiz savunuculuğudur…  Öncelikle kişi neden yazmak istediğine karar vermesi gerekir… Yazmaya iten asıl sebebin ne olduğu sorusuna cevap kazandırabilmelidir… Nitekim neden yazmak istediğini bilmeyen bir kişi hiç şüphesiz amaçsız yazan kişiliğine bürünecektir… Dolayısıyla bu keşmekeşlik kişiyi oldukça yazmaktan konu dışı bırakacaktır… Şimdi gelin bunları aşama aşama açıklayarak ulaşmak istediğimiz sonucu elde ederek deneyim sağlayalım…

 

Yazmak Nedir?

 

Kişinin yazıyla tanışması okul hayatıyla beraber başlar. Okulun amacı ilk olarak eğitim akabinde son işlem ise öğretim vermektir. Yani öğretmektir. Dolayısıyla birey okula adım atmakta aynı zamanda ise yazı ve kültürüyle de tanışma sürecine giriş yapmış olur. Bu yazı ve kültüre girişte bir takım ön hazırlıklar yapılmaktadır. Örnek olarak resim çizmeyi öğrenmek isteyen birinin ilk önce boyaları tanıması fırçaları ne amaçla kullandığını bilmesi gibidir. Yazmaya başlayacak kişi de kalemin, silginin, defterin ne amaçla kullanıldığını bilmeli ve ona sahip çıkmalıdır.  Hiç düşündünüz mü? Bugüne kadar Türkçe ve Edebiyat derslerimizde genel tabir ile Edebiyat metinleri neden okutuldu ya da ara sıra göz dolduran bir puanla yazılı sorularında onca Edebiyat öğretmenlerimiz neden kompozisyon yazmamızı istedi?

İşte bunlarının hepsinin bir nedeni var… Yazabilmenin, okuyabilmenin, yazar olabilmenin gibi… Çünkü bunlar alt temelleri oluşturan ekenler diyebiliriz.

Yazmak zor bir eylemdir aslında. Yazmak isteyen, öğrenmeyi de kesinlikle kabul etmelidir. Yazmak isteyen her insan peki her konu başlığı altında yazabilmesi mümkün müdür? Evet,  elbette mümkün olan bir olasıdır bu ama ancak kendi dünyasında ve kendi anlayacağı dilde yazabilir. Yazmanın peki eğitimi var mıdır? Evet, okuldur demiştik ama yazarlık eğitimini alabileceğimiz ya da mezun olabileceğimiz bir eğitim kurumu var mıdır? Diye bir soru yinelediğimizde ise cevabımız hayır, elbette yoktur olacaktır. Yani bir nevi yazarlık sonradan kazanılan bir statüdür. Sonradan kazanılan bir meslek türü ancak ve ancak çabalar sonucunda elde etmek istediğimiz sonucu alabileceğimiz bir beceri kulvarıdır. Yazmayı öğrenmek öyle bir beceri işidir ki öyle bir genel yetenek gerektirir ki dış dünyayla bağlantılarınızı kopartıp kendi iç yolculuğunuzda ilerlemeniz gerekir. Düşünmekte ayrıca yazmak kadar çok önemlidir. Düşünmek, yeni kararlar vermek, kurallara yenilerini eklemek, yeniliğe açık olmak onlardan ise işe yaramayanları eksiltmek olması gerekenin ortaya çıkmasıdır. Zaten bundan dolayı yazarlar ayrıcalıklıdır.

Özellikle de en çok bu konuda şikâyet dile getirir yazarlar. Konu seçimi, konuya başlama, başladıktan sonra konunun sınırlarının belirlenmesi ve sonuçlanması bunlar yazarlar kitlesine ciddi sıkıntılar yaşatır. Başlıca sebepler olarak ruhsal bunalımlar, zaman kayıpları, zaman yetersizliği,  sosyal yaşamdan geri kalma gibi başlıca faktörler olarak örnek verilebilir.

 Nasıl Yazmalıyız?

Sorusunun cevabına gelince bu soruyu da yalın bir dille ifade etmek gerekir aslında… Yazmak dolmaktır. Taşmaktır. Testi gibi bardak gibi… Dolmalıdır ki insan taşsın kalemlerde kelime dağarcıkları açsın… Yazmak eyleminde bulunmak isteyen bir kişi ne yapar? Öncelikle masanın başına oturur, eline kalemini alan büyük bir şevkle bir yazar edasıyla başlar yazmaya. Çünkü biran önce yazmak, içindekileri boşaltmak isterler.

Yazmak ciddi bir iştir demiştik. Kutsal bir eylemde bulunurken gösterilen titizliğin o kadar ciddiyetliğin farkına varılması gerekir ki bu yazının kendi önemliliğini vurmasıdır ve kişinin de kendi dünyasına taşımasıdır. Uzun saatlerce masanın başında oturmadır bir nevi. Uzun süreli düşünülmesi, beyin fırtınası yapılması büyük istekler içinde olunmasına rağmen yazmaya bir türlü başlanılmaz, istenilen cümleler bir türlü oluşmaz. Bu kişinin cesaretinin kırılmasına da sebep olur ve kişi yazıdan da uzaklaşabilir.

Yani bir tür yazının yüzünü ortaya çıkarmaktır. Aslında ortaya çıkan yazının yüzü de değildir. Yazma eyleminde bulunan bir kişinin başka bir yüzüdür. Direnmek gerekir, çünkü yazmak zekânın görücüye çıktığı bir yerdir. Yazma uğraşının başında olan kişileri zorlayan sebeplerden birisi de bu etkendir. İstekli olmaları gerekir. İstek duymaları gerekir. Hevesli olmaları gerekir. Hayal kırıklılığına uğramamak gerekir. Alınan eleştirilere hoşgörülü, nezaketle yaklaşılması gerekir. Bu süreç içerisindeki kişi sıkıntı yaşamadan yazarlık hayatına devam edebilir. Sabırlı olmayı bildikten sonra, direnmeyi bildikten sonra kişinin içindeki son umut kıvılcımına kadar uğraşması gerekir.

Her mücadeleye rağmen tek başına yazması gerekir. Bir şart koşulması lazım ve o şarta kadar yazması lazımdır. Bir zirve, bir çıta’dır deyimim… Dikkatlice yazması lazımdır. Önemli yazması lazımdır. Araştırmacı olmak gerekmektedir, özgürce çalışmak gerekmektedir. Cümleleri rastgele yazmamak gerekir. Yazar ve konu seçiciliği yapmadan her kayıta değer yazarı okumak gerekir. Bir konu hakkında mümkünse yazmadan önce bilgi tazelemesi yapmak adına araştırılıp gerekli bilgileri kenara not alıp dolayısıyla yazma aşamasına sonradan geçinmelidir. Tabii not alma önemliliğini sadece araştırma yaptığımızda değil veyahut yazmayı düşündüğümüzde de değildir. Konunun başında da değindiğim gibi not almayı alışkanlık haline getirmemiz gerekmektedir ve okuduklarımızdan mutlaka manidar olmayan, gereksiz olmayan bilgileri not almayı alışkanlık haline getirmemiz gerekmektedir. Bir diğer olmazsa olmazımız ise gözlem yapmaktan geçtiğidir. İyi bir yazarın bilinci, algısı, duyuları ve bakış açısının geniş olması demektir. Bir taşı gördü yazmalı, çamura battı yazmalı ve çöplükte çöpler gördü yazmalı. Kısaca her konuda üretken olmalıdır. At gözlükleri bir yazar için olmazsa olmaz gereksizliğindedir. Çevresindeki önemliliğin farkına varması gerekmektedir. İyi bir dinleyici, bilgi toplamayı seven olması da yazarlığın diğer görünmeyen tarafıdır.

Gezmeli, konuşmalı, paylaşmalı ve düzenli periyotlarla kendine konular belirleyerek yazmalıdır. Yazsın ki kaleminin mürekkebi zarar görmesin. Öyle ya hemhal denilen ve diğer tarifiyle lügatlerde yer alan ilham konumuzu çekirdekten yetişmesi gerekir. Akabinde de iyi bir editör benliğine sahip olup yazdıklarını gözden geçirerek hatalara yer vermemesi gerekir. Her ne kadar yazarlık birazcıkta kişinin fıtratına, benliğine, yeteneğine özgü bir şey olsa da olmayan biri içinde sürekli pratik yapılması bu sorunun üstesinde de gelinmeyeceği anlamına gelmez öyle değil mi? Ha bir de unutmadan çok gezen mi? Yoksa çok okuyan mı bilir? Tez savunucularına burada hak payı doğuyor. Olmazsa olmazdır gezmek akıllarda kalıcı olan belki eksik ama hızlı edinilen bilgiler görselidir. Kısaca yazlığın bir temel parçasıdır diyebiliriz.

Niçin Yazarız?

Duygu ve düşüncelerimizi ifade etmek için yazarız, öfkemizi o anki mutluluğumuzu, sevincimizi, hüznümüzü yani başımızdan geçen bazı önem arz eden kayıta değer olayları gelecek zamanda hatırlamak için yazarız. Özellikle karşımızdaki insanı anlatmak istiyorsak içimizde barındırdığımız düşüncelerin açığa çıkmasını istiyorsak yazarız. Yazmak bu anlamda çok önemli bir eylem’dir. Ve özellikle gazetecilerin-gazeteci yazarların kalemleri bir silah olarak adlandırılır. Keskin ve kanala ulaşan etkin ileti olması dolayısıyla kalemleri bu açıdan bir silah’tır ve unutulmaması gerekir.

Hangi Türde Yazmak Tercihimizdir?

Konusuna geldiğimizde de bu konu kesinlikle sizin inisiyatifinize kalmış bir durumdur. Dilerseniz deneme türünde başlayabilirsiniz. Deneme birazcık daha kolaylıklıdır. Şiir yazarak başlayabilirsiniz. İster serbest, isterse kafiyeli olarak veyahut kısa yazılabilecek manalı sözlerde birer kolay başlangıç olacaktır. Bir diğer kolaylık ise günlük tutarak başlanabilmesidir. Hikâye yazarak başlayabilirsiniz.

İlahi aşka yönelik bir üslubunuz varsa ilerleyen safhalarda Tasavvuf dediğimiz, Mutasavvıf dediğimiz türde denemeler yazabilirsiniz. Tabii ki bu anlamda üzerine çok eklemek ve yeni bilgiler harmanlamanız gerekecektir. Kompozisyon olarak yazılması tabii ki güzel bir etkendir. Bu şekilde başlarsanız güzel etkiler alacağınızı düşünüyorum. Bu örnekleri daha çok göreceli halede getirebilmek mümkün mertebe sizin elindedir. Takip ettiğiniz yazar, şair varsa bunlara da şayet ki ulaşabiliyorsanız faydalanınız derim. Bu kişilere ulaşarak, bir takım sorunlarınızı dile getirerek çözüme kavuşturmayı sağlayabilirsiniz. Kendinize özgü bir yol çizelgesi hazırlama imkanınız olacaktır. Onun harici ise konunun hakimi öğretmenlerinizden dil eğitimi, temel eğitimler alarak yazarlık adımınızı bir sıfır başlangıç atarak yapabilirsiniz diyelim ve sözü olması gerek dipnotlarımdan bir diğeriyle sonlandıralım.

DİPNOT: Hayatta her insanın bir nebze olsun eksik tarafı vardır ama unutma ki bunlar tamamlanamaz imkânsızlıklar alanında değildir. Sakın korkma ve asla pes etmeyi düşünme. Unutma ki; Hayatta vazgeçen kişiler daima pes eden kişilerdir. Hırslı değil, kararlı ol, kendin ol ve bilhassa olabilirsin YAZAR ol!

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir