Geceye Yorgun Bir Şiir-2 / Mustafa Işık

*

Senin dilin
bin bir dağ lalesi hüznündeyken
parmağa boyun bükmüş
tespih tanesinin özleyişi
boşluğu adımlamakla
yorulurdu

üşüyen ellerim değil
çocukluğumdu
arka cebimde artakalan,
uzakları düşünüp azalırdım
sonra en güzel şiiri yazmaya
yetmiş iki dilden mürekkep
kelimeler biriktirirdim

iyileşmeyecek yaradan
inceden ahla yanan ateşten
önce gözlerini kurtarırdım
söylenecek söz kalmazken dilde
kalbimden ah’lar damıtırdım

anneye ölüm borçlu çocuk gibi
şerha şerha yarardın göğsümü
gözyaşınla soğuturdum
dokunma yüreğime, ey zaman
soğuk, harabe ve terk edilmiş
bir avuç sabır taşı olurdum

aşka yemin olsun ki
gece, kırk kilitli bir sandıktı
izleri yanıltan kâküle kanıp da
yüzünü öpmeye telaşlanırdım

delinin diline dolanmış mısraı
kalemlerin ucunu batırırsın
hayatın, nasıl iz olduğunu
bulmaya çalışırsın
yedi uyuyanların
uykusundan ç/alarsın
ölmenin, özlemekten
daha kolay olduğunu
göremezsin

sen, avucuna kesikler atan
çağın Züleyha’sı
sesim kınından çıkmaz kılıçken
hangimizin avucunun
daha çok kırmızı kanadığını
bilemezsin

***

yokluğun
kırk kere derttir gönlüme
her aşk bitmeye başlar
her şair geceye yorgun atlıdır
ve her şiir
göçebe bir güvercin
kıyıya koşan dalga gibi
iz bırakmadan eriyen kar gibi
kırk külüngü kırk dağda gömen
Ferhat gibi ömrünü
bir vuruşta tüketir

dilin çukuruna dürülü kelimeler
yedi kez sınanır ateşte
pervaneler, mumda eriyiverir
aşsam da zamanı ne çıkar
lâl eden bir bakışın
bin gülüşü tarumar eder

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir