Yaşlı Ebabilin Vefası / Hatice Eğilmez Kaya

Siz hiç ebabil gördünüz mü, bilmem. Doğrusu ben görmedim. Belki de görmüşümdür de neye benzediğini tam olarak bilmediğim için görmedim sanıyorumdur.

Eskiden, çok eskiden ebabiller dünyamızda yaşarmış. Bilmeyiz ki sonradan nesilleri mi tükendi, yoksa bize mi küstüler? Görünmez olmuşlar gözlerimize. Zaten onlar her zaman pek utangaç kuşlarmış. Öyle halk içine pek çıkmazlarmış. Ufacık endamları, mini minnacık gagaları, sevimli başları ile şirin mi şirinmiş her biri.

Bizim bu masalda anlatacağımız ebabil iri, ela gözleri olan dişi bir ebabilmiş. Üç sevimli yavrusu ve eşi ile birlikte yuvasında huzur içinde yaşarmış. Yavrularından ikisi kız, biri erkekmiş.

Dişi ebabil oldukça sevecen bir anneymiş. Çocuklarına hep iyilik yapmayı öğretmiş. Onlara dilinin döndüğünce arkadaşlarıyla güzel geçinmeleri gerektiğini, yardıma ihtiyacı olanlara yardım etmelerinin kalplerini güçlü kılacağını, paylaşmanın asıl zenginlik olduğunu anlatmış.

Yılların nasıl geçtiğini anlamadan üç yavrusu büyümüş. Üçü de iyi birer eş bulup kendi mutlu yuvalarını kurmuşlar. Babaları öldüğü için yalnız kalan annelerini zaman zaman eşleriyle birlikte ziyaret ediyorlarmış.

İhtiyar ebabil torunlarına bakıp evlatlarının o yaşlardaki hallerini anımsıyor, hem seviniyor, hem de bir parça duygulanıyormuş.

Yine böyle ziyaret günlerinden birinde ormanda büyük bir yangın çıkmış. Bazı hayvanlar, özellikle de bir kısım kuşlar yangından korkularına ormanı terk etmişler.

Oysa tehlikede olsa bile yurttan hiç vazgeçilir miymiş?

Dişi ebabilin evlatları yavrularını güvenli bir yere taşıdıktan sonra yangın söndürme çalışmalarına katılmışlar. Elbette anne ve babalarından aldıkları eğitim sayesinde ormandan kaçmak yerine ormanı kurtarmaya uğraşacaklarmış.

Büyük kızı annesine,

“Çok yaşlısın anneciğim. Sen de uzaklara uçmalısın. Yangından sonra yuvana dönersin.” dese de vefalı ebabil yurdunu ve yuvasını terk etmeyi kabul etmemiş.

“Ömrümü bu güzel ormanda geçirdim. Karnımı burada bulduğum yiyeceklerle doyurdum, sizleri de aynı şekilde ormanımızın nimetleriyle büyüttüm. Az ötede gittiğiniz okul, yanma tehlikesi altında. Nasıl çekip gitmemi istersiniz benden? Öleceksek birlikte ölürüz, kurtulacaksak hep birlikte kurtuluruz.” demiş.

Yaşlı ebabilin ela gözleri ıslakmış. Önce gözlerini silmiş. Sonra gençlerle birlikte yangın söndürülene kadar canla başla çalışmış. Bembeyaz üstü başı ateşin dumanıyla koyu griye dönmüş. Hatta kanatlarının ucu hafifçe yanmış. Fakat tüm bunlar kararlılığını zayıflatamamış. Onun küçücük bedeninde kocaman bir yürek çarpıyormuş. Ve bu yürekte en çok da vefa varmış.

Bir ara komşusu bilge baykuş, ebabil yorgunluktan yangının tam ortasına düşecekken güçlü pençeleriyle onu yakalamış.

“Ebabil kardeş sen artık genç değilsin. Kendine biraz dikkat et. Kenarda bir süre dinlenmelisin. Seni kaybetmek istemeyiz.” diye ince ve düşünceli bir ses tonuyla komşusunu ikaz etmiş.

Yaşlı ebabil bilge baykuşa teşekkür ettikten sonra yufka yürekli baykuşun bu endişesine dakikalarca gülmüş.

“Yahu bilge baykuş,” demiş. “Sanki sen çok mu gençsin? Vatanımızı korumamız için genç bir bedene değil, cesur bir kalbe ihtiyacımız var. İkimizin kalbi de korkudan ne kadar uzak.”

Yangın söndürüldüğünde bütün orman halkının aklında, vefalı ebabil ve bilge baykuşun bu konuşmaları kalmış. Daha sonraki nesiller onların cesaretlerini kendilerine örnek almışlar.

Anlamışlar ki yurdu sevmek demek; ona dair süslü sözler söylemek değil, gerektiğinde onun için fedakârlıkta bulunmakmış.

 

 

 

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir