Bayram Güncesi / Gülüm Çamlısoy

Mutluluk damıtıyorum ve sayarken üçer beşer.

Şiirlerle avutuyorum günümü, tehir ettiğim yarını da mimlerken dünün kayıtsızlığı.

Belgeler ihbar ediyor sessizliğimi ki neye delalet sonra da sarı benizli çocuklar peyda oluyor aklımın pazarında.

Günlerden de Pazar ve azalan ikramlar bir o kadar azalan nüfusu hanelerin oysa ki ürer biliriz eğer ki söz konusu evlenen genç insanlarsa ya da yaşı geçkin belki de yaşsız insanlar yine de yasların mübarek bildiği gözü yaşlı seyirler.

Zamandan çaldıklarımız kadar bizden çalınan ve her ne kadar imtina etse de, sarkık gerdanlarında çocuklar büyüten o yaşlı adam ve kadın.

Adınla yaşa, diyen bir büyüğün mübarek elini öpmeyeli ne kadar oldu peki ya da sırtımızda taşınan tabutlarda biz bir yandan mutluluğumuzu da ebediyete uğurlarken?

Yaş aldıkça yası da mesken tuttuk.

Yası büyütürken dizlerimizde ve şiirlerin dizelerinde bilemedik aslında kendimizi uyuttuğumuzu.

Avunduk hem de deliler gibi ama avutmadığımız aşikârdı üstelik gidenlerin ardından ne su döktük ne de rahmet okuduk içimizin güftelerine takılı mezar taşlarında silinen isimler gibiydik oysa.

Kelimeler seğirtiyor akıl hicap ederken, zaman bile dengini kaybetti aslında kaybolduğumuz yetmezmiş gibi vesile olduk kayıpların dönme ihtimalini de gömerken anılarımız eşliğinde.

Anılardan kasıt belki de kasıtlı ölümler ve cinnet geçiren içimizin cinleri bilemedik adam çarpan ikiyüzlülüğümüzü.

Demediklerimizden de sorumluyuz zira sessiz tanıklarıyız evrenin ve İlahi Adaletin dokunuşu ile şekillenen dünyalarımızı makamsız şarkılarla uğurluyoruz hele ki meramın nedir, diye sormaları esefle kınarken.

Kıyarken sevgiye.

Kırpmadan gözümüzü.

Çocuk belirteçlerin ihaneti belli ki büyüklük taslayıp dolduruşa getirirken kaderi sonra da keder bürüyen isyanlarımızı yok sayıp tüm yüzsüzlüğümüzle hala bekliyoruz iyi bir şeyler olacağının inancı da değil de sömürgen benliklerimizden oluk oluk akan nice kinaye.

Unuttuk unutalı, unutulduk ve gelmiş boyutsuzluğunu güncelliyoruz kin ve kir iş birlikteliğinin.

Bizler ki yoksun; bizler ki göreceli; bizler ki münferit kaygılarımızı alaya alıp, edepli ve mektepli mısralar üretme peşindeyiz. Bazen dokunaklı bir kelama sığınıp üstelik yüzümüzü kızartmadan, pişkin pişkin yürürlüğe koyuyoruz içimizin kayıp asaletini belki de bir İstanbul beyefendisi/hanımı havalarında müritlerimizi topluyoruz kıyıdan köşeden.

Saygı ya da sevgi ve nice sıfat ki işkillendiğimiz değil de içerlediğimiz hem de zan altında.

Benzer göstergeler ya da belirsizliğin had safhada yine saf tuttuğu nice yargı.

Bizler ki bu yurdun ve bu âlemin kayıtlı örnekleri; bizler ki muteber vasıflara göre konumlandığımız ve ayrıştırmayı meziyet bildiğimiz ve sonra da gelip gelişigüzel o serzenişi yok saymanın tecellisi iken bin bir mazeret uydurup benliğimizi kutsuyoruz ve savuşturuyoruz bilinmedik meziyetlerimizi ki saklı tuttuğumuz ve genelde tasvip etmediğimiz kim ya da ne ise.

Bayramın güncesi diye başlayıp sükût-u hayale uğradığımız ve de uğrattığımız.

Hangi can pazarı ise, deli gibi sürdüğümüz arabalarımızla bizler kayıt altına alınırken yine Azrail’in nöbet tuttuğu.

Asılsız aslında bayram güncemiz zira bizleriz asılsız olan: peki nedir aslolan ya da pekişen hangisidir de pekâlâ onay verebiliriz?

Seyrinde ya da peşi sıra ama bir o kadar peşin hükümlü.

Şimdi taviz versek ya da tahayyül etsek… Neyi mi?

Belki de mutluluğun asla parayla ya da kredi kartıyla belki de bronz tenle ölçülmediği hele ki zifiri karanlıkta, o bronz tenlerimizle iyice kararırken iç sesimizin uzamında bir tatil şarkısı kadar neşeye büründüğümüz.

Çocuklar mutlu mu ya da unutulmuş yaşlı ve kimsesizler?

Ya bizler gerçekten mutlu muyuz?

Mutluluğunun ne olduğunu bilememek belki mutsuzluğun ilk koşulu ve koşutlarda konuşlandığımız ya da bir bayram sofrasında demlendiğimiz ve ceplerimizden taşan o erimiş şekerler hele ki sevgiyle ısıtıp üstümüze başımıza yapışan belki de ıslak bir öpücükle bir çocuğun mutluluğuna eşlik ettiğimiz.

Mutluluğun dengi belki de kerametidir bir bayram güncesinde soluklanan gönül misafirleriyle hemhal olduğumuz…

Mutlu bayramlar efendim.

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir