Ay Işığı Sonatı / Filiz Kalkışım Çolak

yıldızlardan salıncak kurup düşlere
viyolenselimin tellerine takılan
altın kartalları çığırtıyorum
okyanusların mavi soluğuna

gecenin rengi yanan seyrinde
yüreğimi alıp avuçlarıma
viyolamın tellerine saçılan kıymıklarını savuruyorum
beyaz baykuşlara

hadi! Sende al beni sevdiğim
al kör ışığından gecenin
ayın buz mavimsiliklerinden kalan
sırılsıklam güvertesine bırak

gönlümün karanlığın tozunu ışıyan kumsallarında
bedenimin parçacıklarını
do diyez minör fırtınaların
doruklara haykıran resitallerine sal!

bana sevdiğim bana
ay ışığını anlat!

bir düş perisi esiyor
omuzlarından dökülen saçlarına
sarhoş saatlerin

tenini okşuyor sonsuzluğun
ak ellerinde güvercinler

akıyor Viyana Sokaklarının
yosun bağlayan safir bakışlarına şarkıları
piyano vuruşlarının

griden dönmüş kirpiklerini aralıyor
sevda bestesinin sancılarına usulca
masallardan gelen tırnakları yeni çıkmış
o ak peri !

keman incelten belinde
haylaz kızın
kırılıyor bestemizin Orta Avrupa’dan kıvılcımlanan
ölümsüzlüğü

‘’fırtına biçen rüzgarların hışmından
es bana

deniz dibi dehlizlerinin
mercan adalarındaki kızıllıklarca yan

körfezlerin yağmura doymayan açlığıyla iç
damarlarımdaki ki çisecikleri

ateş dök serseri hallerime
diri diri yak
sevdalara mum yakan deliklerimi

yeter ki sev beni
gölgesinde kalsam bile
çıplak sevişmelerden soyunan
papatya sanrılarının’’…

ince çoraplı sarışın kadının
locada terleyen transparanında atıyor
gerdanlığı aşkın
saçılıyor inci tanecikleri
yaldızlı kuyruğuna mehtabın

piyana da ki çılgın kavuşmaları emen adamın
kopuyor parmaklarında
lobelyalar

uçuşup sırtına gelinliğinin
kınından
sonsuzluğa duvağını çıkarıyor

kavruluyor göğsümde güneşin
tende atom parçalayan
benek benek sızısı

dem aldıkça zuladan
açık denizlerin ıslığında bilenen
kıyılarına vuruyor hasret nöbetlerini

ondördünde notaların kiraz ısıran
kırmızı dudakları kanıyor
mısraların mavi ışık görmeyen
tepeciklerinden
uçurum sessizliğine yuvarlanıyor

tutuşuyor yıldızlar saçlarının
tayfında
ateşli dansı Galaksinin
Alpler başka savuruyor ıslak eteklerini
ay ışığının
yangınlara tırmanan dokunuşlarına

seyreliyor ardına kadar sonra
iyice vakit

Viyana Nehrin de sürüklenen bir yüz
süt tomurcukları çimdik çimdik
şafağın asılan memelerinde

salkımlarını tatmalı bu sevdanın
eriminden kanasıya ah
nasıl da içmeli!

güneyin kızılca harelerinde taze nefes
kalbinin kirpik çıkaran bakışlarından damlıyor
olgunlaşmamış yemişlerine senfonisi
kaçık akıllı o adamın

balkonsuz yere kadar camlarda
ağlarken lobelyalar
bir kirli hanım salınıyor edalı nazlı
meraklı bakışlarına
mor fistan giydirerek

apansızca sığınıyor aklımın çıldırmış
sol diyezlerine

doluyor kulağı nehrin
Hillier’in pembe kadehinden süzüyor gök
serseri keseciklerime sarhoşluğunu

küçük tuğlalı
ikinci kattaki
üçgen çatılı eski apartmandan

yükseliyor Tuna da yeşil başlı
Valslerin elmacıkları çikolatalı kızı

onaltı yaşında ham bir meyvenin
yumuşacık dizlerine düşüyor
yolunmuş tüyleri Benthowen’ın

yalnızlığın
konfetisi yağıyor kontrbasa

oysa ki
sarı saçları tek suçlusuydu
bu senfoninin…

susuyor akustiği Goldener Saal’in
Wiener Staatsoper de yırtılıyor danteli
bir esmer aşiftenin
çekiliyor üzerinden gecenin
sessizce ay

yakamoz doğuruyor
karanlığın lacivert sesi
çekiyor sevdayı
boşluklarına değin üzerimize

düş perisinin
masmavi sonatı
Ay Işığının b/akışlarından
boşalıyor…

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir