Kaygının Kıyısında Çekilen Fotoğraf / Ahmet Doğru

“Yaşamak, ölüm kaygısını yüklenmektir.” Böyle bir söz iliştirilmeli bu fotoğrafın bir köşesine ya da bitişik eğik yazıyla, mürekkepli bir dolma kalemle, fotoğrafın arkasına. Bu yaklaşımla elime aldığım fotoğraf, eylül gazeline dönecek kuşkusuz. Lakin ne gazelin ne ölümün güzelliğini dillendirileceğim. Zaman kaybının oluşturacağı telaşla mümkün mertebe kaygıları göz atacağım. Ebru çalışmasında olduğu gibi resmin hâkim olan rengin çizdiği kaygıları dillendirileceğim, belki bir parça panik havası içinde kuşkuları da kaygı suretiyle adlandırılabileceğim ya, bu da hoş görülmeli fotoğrafın hatırına.

Bir dağ var fotoğrafın arka fonuna hâkim. Heybetli bir yüceliği, keskin kayalarla dolu yarları, ağaçsız boz bir tepesi, eteklerinde bozkır ikliminin kuru otları ile birlikte yer yer çalılıklar… İlkyazla birlikte çiğdem, ilkyaz sonunda kekik, yaz başında paryavşağı (peryavşan) otu, güzün yemişen, alıç, at elması, taş armudu için dağın zirvesine kadar çıkmaya çalıştıkları olmuştu. Hiç zirvesine çıktığını hatırlamıyor; babası çift oluklu pınara gelince mola verir, buz gibi pınar suyu ile eller yüzler yıkanır, pınarın başında bekçi gibi duran dutun gölgesine uzanılır, vakit kısalmışsa namaz kılınır, bir müddet dinlenince de geri dönülürdü.

Bağları var ilkyaz yemyeşil rengârenk çiçek, yazın sarışın dopdolu meyve. Pınarları karpuzçatlatan, devedurduran, çobanhoplatan, koyunmeleden… Pınarları oluklu, dereleri balıklı, yaylaya gelen kızları belikli…  Dağı ilkyaz ve yazla beraber anlatınca “firdevs cenneti”nden söz ettiğim düşünülebilir. Oysa dağ altı ay cennetse, altı ay da cehenneme döner. Kar, çığ, yağmur, sel, heyelan, rüzgâr, fırtına, tipi, bora… güz ve kış mevsimlerindeki afetler dağın öteki yüzü.

Fotoğrafın arka fonunu tutan beyaz badanalı ev var bir de. Dağa sırtını dayayan bu evinde ondan geri kalır yanı yok hani. Altı ay cennet havası sunan ev, ilkyazla köşke döner. Asmalarından üzümler sarkar, bahçesinde iğdeler çiçek açar. Al güllü sarmaşıkları, rengârenk papatyaları yazın birbirine karışır. Ne ki güzle beraber dağ cehenneme dönüşünce o da dağla birlikte ifrit kesilir; bir zebani olur içindekilere.

Fotoğrafta babam ve arkadaşları var. Üç yorgun suret. En gençleri babam; buna rağmen en endişeli, en hüzünlü olan da… Hepsinin yüzü kaygının koyu kıvamında esmerleşmiş. Fotoğraf siyah beyaz. Daha doğrusu kopkoyu ah, bir parçası beyaz, o da çok az. Vakit yaz sonu olmalı. Yanlarındaki küçücük incir güz gelmiş havasında çünkü. Odunlar yıkılmış, onlar düzenlenmeye çalışılıyor olmalı. Yorgunlukları bir parça bundan olsa gerek. Bununla birlikte Ahır Dağı eteklerine düşecek kış, yan damlarına çöken karın kürünmesini ve ardı sıra loğlanmayı bekleyecek evler, kışla içeri kapanıp sıkıntıdan çatlayacak çocuklar, yakacak telaşı… Bütün bunlardan daha ağırı babamın yüzünde o hiç eksik olmayan ahiret kaygısı… Hepsi fotoğrafta aleni görünüyor.

Fotoğraftaki üç adam, üçü de birbirinden yorgun ve kaygılı… Birer briket bulmuşlar tabure niyetine. Ellerinde birer bardak son yudumları kalmış çay, hiçbiri farkında değil çekilen fotoğrafın. Üçü de yere bakmış ağır bir kaygı havasına bürünmüş yüzlerle. Üçü de beyaz renkli gömlekle sırtlarını duvara dayamış, üçü de bıyık bırakmış simsiyah. Ben uzaklaşıyorum deklanşöre basmak için, onlarsa dalga dalga yaklaşmışlar, yakışmışlar kaygı kıyısına.

 

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir