aykut_bulut_0

Delikli İki Buçuk Kuruş / Aykut Bulut

“Muhtarın oğlu Cemal yine ondan yedi abi. İki buçuk kuruşa veriyormuş İbram Emmi. Hani bize de alacaktın.”

“Tamam alacağım dedim ya ! Yat uyu bakalım belki yarın alırız.”

İnanmayan gözlerle baktı abisine.

“Hep yarın diyorsun. Söz ver alacağına.”

Bir aydır bugün yarın oyalıyordu.  Artık kandıramayacağını biliyordu ama elinden bir şey gelmiyordu. Ne dese inandıramayacağını anlayınca:

“Tamam lan söz bu sefer alacağım.”

İlk kez söz veriyordu abisi. Musa’nın gözleri ışıldadı, abisi söz deyince.

“Hadi şimdi hemen uyu yoksa kalkamayacağız .”

Musa sevinç içinde kapattı gözlerini. Akşama kadar davar peşinde koşan küçücük bedeni yığılıp kaldı döşeğin üzerine. Ömer’in içi içini yiyordu. Her şeyden habersiz masumca uyuyan kardeşinin yüzüne bakınca gözleri doldu.

“Babam ölmeseydi belki biz de yerdik.” diye geçirdi içinden. Gözünden akan yaşlar süzüldü çenesine doğru. Yarın Musa’yı  nasıl avutacağını düşünürken uyku gemisinin tonlarca ağırlığına dayanamayan göz kapakları kapandı. Uyandığında Musa çoktan kalkmış başucunda bekliyordu. Abisinin gözlerini açtığını fark edince gülümsedi.

“Bu gün alacağım demiştin.”

Ömer anlam veremedi önce. Ne diyor bu çocuk demeye kalmadan dün gece söyledikleri geldi aklına. Bozuntuya vermedi oda gülümsedi.

“Hadi kalk bakalım. Geç kalmayalım, yoksa bir sürü laf sayarlar yine.”

Ömer yataktan çıkınca Musa’nın yüzünün düştüğünü gördü.

“Tamam söz dedim ya bu gün alacağım. “

Musa oturduğu yerden bir “yuppi” çekti.  Ayağa fırladı yataktan. Bu gün ne pahasına olursa olsun ağasından iki buçuk kuruş istemeye karar verdi.  Evden çıkıp doğruca davarlarına baktıkları Mustafa ağanın ahırına gittiler. Bir an önce hayvanları yaymaya götürmezlerse başlarına gelecekleri çok iyi biliyordu. Dün akşam sıkıca bağladıkları tahta kapının iplerini çözüp ahıra daldı Ömer. Bir yandan keçileri dışarı çıkarmaya uğraşırken bir yandan da babasına duyurmadan ağadan nasıl para alacağını düşünüyordu. Eğer bir duyarsa ikisini de dayaktan öldürürdü.

Musa’nın bütün neşesi üstündeydi. Türlü şaklabanlıklar yapıp türküler uyduruyordu.  Keçilerin hepsini çıkarıp köy meydanından şelale tarafına sürdüler. Abisinin yanından hiç ayrılmayan Musa bazen davarların arasına dalıp kayboluveriyor, tekrar abisinin yanına gelip gülümsüyordu.

“Abi hemen gidip alsak ya !”

“Önce davarları yayalım. Akşam dönünce gider alırız.”

“Tamam, o Cemal görecek gününü. Siz alamazsınız oğlum diye oynattı beni dün.”

“Sana kaç kere söyledim gitme yanına diye.”

Musa başını eğip keçilerin arasına daldı.

“Şu iki garibana içim gidiyor Niyazi. Mustafa’nın davarları her gün yayıp geliyorlar boylarına bakmadan. Baksana şuna davarların içinde kayboluyorlar resmen. Üstte başta bir şey yok, sefil olup çıktılar şu koca köyün içinde.”

“Zalim ellerine vermiyor ki. Karınlarını doyurdular mı onlardan iyisi yok. Eee üvey babanın eline düştün mü böyle. Çocuklar olmasa aç kalır namussuz. Mustafa her hafta tıkır tıkır para sayıyor eline. Çocukları da istediği gibi kullanıyor. Boş ver Hebib Emmi. Sen kendi çocuklarına sahip çık.”

“Öyle deme Niyazi. Ne olacağı belli olmaz bu dünyanın. Sen ben sahip çıkmazsak yarın bizimkiler de bir itin eline düşerse kimse sahip çıkmaz.”

“Aman Emmi ağzını hayra aç. “

Musa akşama kadar yerinde duramadı. O tepe senin bu tepe benim keçilerin peşinde koşturup durdu. Arada bir güneşe bakıyor ne zaman akşam olacağını kendince hesap ediyordu. Abisinin sağıp getirdiği keçi sütünü içmese acıktığını bile anlamamıştı heyecandan. Ömer arada bir kafasını kaldırıp gökyüzündeki güneşi tarıyor. Sonra ne edeceğini bilemeyince iç çekiyordu.

Gün akşama kavuşurken davarları toplamaya başladılar. Var gücüyle koşturuyordu kardeşi. Bir an önce köye dönmek istediğinin farkındaydı kendinin aksine. Keçileri toplayıp köyün yolunu tutunca Musa yine türküler uydurmaya başladı. Çoğu zaman abisi de katılırdı ona ama bu gün hiç sesi çıkmadı. Nedenini de sormadı. Köye kadar türküler uydurarak, oyunlar oynayarak yürüdü.

Ağasından bugün isteyecekti parayı artık, başka çıkar yolu kalmadığını anladı. Keçileri ahırın içine tek tek alıp tahta kapıyı sımsıkı bağladı.

“Hadi ! gidiyoruz artık.”

Musa heyecanla ayağa fırladı. Gözlerinin içi güldü. Sonunda alacaktı abisi.

“Sen doğru eve git, ben hemen alıp geleceğim.”

İnanmayan gözlerle baktı abisine. Onu defalarca böyle gönderip her seferinde almadan gelmişti.

“Ne bakıyorsun lan ! söz bu gün alacağım. Hadi sen doğru eve. Anam merak eder yoksa.”

Musa söz lafını duyunca ok gibi fırladı, tozu dumana katarak toprak yoldan koşa koşa eve gitti. Ömer köy kahvesine doğru yöneldi. Kahvenin önüne gelince ağasını Hebib Emmiyle konuşurken buldu. Yanına gidip gitmeme konusunda ikircik içinde kaldı. Babası duyarsa kemik koymaz kırardı ama kardeşini düşününce her şeyi göze alıp yanaştı ağaya.

“Ne o lan ne diye geldin?”

Korkusundan sesini çıkaramadı.

“Yoksa davarları canavara mı kaptırdın it oğlu. Anam avradım olsun kırarım kemiklerini.”

“Dur hele celallenme Mustafa. Belli ki derdi var garibanın.”

“Ne derdi olacak Emmi. Her hafta tonla para sayıyorum bu itin babasına. Daha mı dertleri olsun. Benim sayemde karınlarını doyuruyorlar işte.”

“Sen dur gene de. Bir derdi olmasa gelmez yanına. Baksana korkusundan ağzını açamıyor gariban.”

Ne istiyorsun lan it oğlu?

Ömer bütün cesareti toplayarak iki buçuk kuruş diyebildi sadece. Ağa iki buçuk kuruşu duyunca gözlerini belertip :

“Ulan soyka! babana verdiğim yetmedi mi de bir de sen para diye geldin? Defol git! Yok para mara. Git babandan iste. Ulan yoksa o mu musallat etti seni bana.

Olduğu yere çakıldı kaldı Ömer. Hiç kıpırdamadı.

“Ulan köpoğlu duymadın mı? Yıkıl karşımdan!

“İki buçuk kuruş.”

Ağanın ayağa kalkmasıyla yüzünde patlayan tokat bir oldu. Yere yığıldı küçücük bedeni.

“Dur Mustafa yapma ne istersin Allah’ın yetiminden. Çocuk işte aklına esip gelmiş.”

Kolundan tutup kaldırdı. Gözünde bir damla yaş yoktu. İtilip kakılmaya alışmıştı zaten babası öldüğünden beri.

“Hadi oğlum doğru eve git. Baban duyarsa kötü olur. Ben ağana söylerim kimseye bir şey demez.”

Hiç kıpırdamadı Ömer. “İki buçuk kuruş” dedi sadece. Hebib Emmi baktı ki iş kötüye varacak cebinden çıkarıp delikli bir iki buçuk kuruş verdi eline. Parayı avucunda görünce gözleri büyüdü.  Kaptığı gibi bir an da toz oldu kahveden.

“Yüz verme ite bu kadar Emmi. Sonra başını alamayız.”

Yediği tokadın acısını unutup soluğu Kara İbram’ın bakkalının önünde aldı. Sonunda kardeşine cevizli şeker sucuğunu alacaktı. Kara İbram’ın kapattığını sonradan fark etti.

“Olsun nasılsa para bende hem yarın erkenden Musa’yı da getiririm.” diye düşündü. Elindeki parayı bir güzel beze sardıktan sonra iç donuna yerleştirip evin yolunu tuttu. Evin önünde bekleyen Musa abisini görünce koşturdu. Ellerini yine boş görünce gözleri doldu.

“Dur ağlama hemen. Bak paraya .”

Donundan çıkardığı bezi açıp parayı gösterdi .

“İbram Emmi yoktu. Yarın sabah erkenden beraber  alırız. Kimseye bir şey deme, anama bile parayı alırlar elimizden.

Musa güldü. Sessizce “Tamam abi” dedi. İçeri girdiklerinde bütün evi tarhana çorbasının kokusu sarmıştı. Sofraya oturup yemeye koyuldular. Akşama kadar keçi sütüyle idare eden iki kardeş üvey babalarının “ye domuz ye” sözleri eşliğinde karınlarını doyurup yatağa girdiler. Cevizli şeker sucuğunun hayaliyle erkenden uyudu Musa. Kuşluk vakti uyanıp abisini beklemeye başladı. Baktı abisinin kalkacağı yok dayanamadı uyandırdı. Ömer, gözlerinin içi gülen kardeşini karşısında görünce gülümsedi. Kendilerini daha gün ağarmadan sokağa atıp Kara İbramın yolunu tuttular. Henüz gelmemişti, beklemeye koyuldu iki kardeş. Epey beklediler ama gelen giden olmadı.

“Hadi keçileri götürelim akşama gelir alırız.”

Musa’nın gözleri dolunca:

“Sen parayı al, bekle. Bugün ben tek giderim. İbram Emmi gelince sen al, yanıma gel.”

Donundan parayı çıkarıp kardeşinin eline verdi. Davarları ağasının ahırından çıkarıp doğruca her günkü otlağa sürdü.

Abisi gittikten sonra parayı nereye koyacağını bilemedi. Donuna koydu tıpkı abisi gibi ama düşürürüm korkusuyla tekrar avucunda sımsıkı tutmaya başladı. Kara İbram bir türlü gelmedi. Karşı tepede muhtarın oğlu Cemalle çocukları görünce koşturdu yanlarına.

“Paraya bak Cemal. İki buçuk kuruş hem de delikli. İbram emmi gelsin de bende alacağım.”

Cemal parayı gördü ama hiç oralı olmadı. Çocuklarla oynamaya devam etti. Parayı kaybederim korkusuyla oyuna katılamadı. Bir kenara oturup bir yandan çocukları bir yandan da Kara İbramın yolunu gözetledi. Kara İbramı yolda göremedikçe çocukların oyununa katılma isteği dolup taştı içinde. Çocuklar karşısında gülüp eğlendikçe içi içini yiyordu.  Zaten her gün abisiyle davar gütmeye gittikleri için uzun zamandır köydeki çocuklarla oyun oynayamıyordu. Parayı kaybetmeden nasıl oynarım diye düşünüp çareler aramaya başladı. En sonunda parayı ağzına alıp oyuna katılmaya karar verdi. Hem ağzımda durursa unutup da düşürmem diye geçirdi içinden. Parayı ağzına attığı gibi çocukların içine daldı. Hiç konuşmadan çocuklarla koşturup eğleniyordu. Uzun zamandır bu kadar eğlenmemişti ama bir an ağzındaki iki buçuk kuruşu unutunca olanlar oldu. Para boğazından içeri akınca, aklı başına geldi. O anda ne edeceğini bilemedi, gözünden yaşlar boşandı. Çocuklar ne olduğunu anlamadan koşturdu otlağa doğru.

“Abiii, abiii” kardeşinin sesini işitince heyecanla döndü köyden tarafa. Koşa koşa gelen kardeşini görünce gülümsedi. İç çekti “sonunda”  der gibi. Musa yaklaşınca ağladığını fark etti.

“Ne oldu ? Ne oldu dedim sana?”

“Para”

“Ne oldu paraya”

“Ağzımdaydı”

“ Valla unuttum abi”

“Neyi unuttun ?”

Olan biteni bir bir anlattı abisine. İki kardeş oldukları yere çöküverdi. Bir süre hiç konuşmadan beklediler. Sonra Ömer kardeşine dönüp :

“Üzülme” dedi. “Nasıl olsa çıkacak.”

Musa abisinin söylediklerini işitince çok sevindi. İki kardeş oturdukları yerden kalkıp arkadaki düzlüğe geçti. Musa donunu sıyırıp, çömeldi. İkisi de her şeyi unutup delikli iki buçuk kuruşu beklemeye başladı.

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir