Seyduna-Şahrud (Yitik İki Nehir’in Öyküsüdür) / Gülden Taş

Aşk ile başlamak istiyorum fakat dudaklarım mühürlendi sanki biçimsiz bir acı ile geri itiyor adeta kelimeleri.

Tarihten iki ayrı coğrafyaya damlayan, iki yürekte durmadan kanayan, Seyduna ile Şahrud…

Yüreklerin akarken bıraktığı izi birbirlerinin gözlerinde aradılar yoktu…

Ölümsüz bir aşk, imkânsız bir aşk, kutsal bir aşk en güzeli de su gibi saf ve berrak bir aşkın hikâyesi sadece böylesi bir güzellikte yaşanırdı en derininden.

İki iklim farkıydılar ne zaman göz göze değseler, yangını çıkmayacak kadar uzaktılar ama yanıyordu yüreklerde ki köz  kor kor yanardağlar misali…

Kopardı fırtınalar dayanmazdı bu kopuşa ne his, ne duygu, ne de yar!

Esrarı saklıydı dizelerde kimse sırrına erememişti o ana dek, yalnız iki su yüreğe mahsus bir duyguydu yaşanan en derinlerde. Dehlizlere dönüşen her damlada bir tatlı rehavetin çöktüğü iki özlem dolusu yürekti işte..
Yalnızca aynaların dökülen sırrında yansırdı; üçüncü bir kente düşmüş suretleri…

Çözülmez bir kördüğümle uzayıp giden upuzun dereler sanki iki nehirde topluyordu milyarlar yıl yaşanmış tüm aşkları boncuk boncuk olmuş sevdaların dört mevsim iklimlerini.

Şahrud gökyüzü geliniydi…

Her damlası papatyayı andıran hasreti köpürdükçe güneş ışıkları şahit olurdu böylesine, yel estikçe fırtınalara dönen kasvetli duygular otağında yürek kıvrımları daha bir kıvrılırdı acıdan. İki büklüm takılırdı önüne bazen bir dal bir yosun yine de engel olamazdı hiçbir güç tutmaya.

Yüzüne bulut inse dolardı masalsı gözleri.  Bir solukluk rüzgâr da bile, usul usul kanardı gelincik bedeni. Kanatan Şahrud’un o sevdası  aysima yüzüne yansırdı inceden ince, hiç çıkmazdı aklından solukları kesilir buz mavisi renge dönüşürdü damlaları akıp giderken upuzun yollarda çehresinde kalırdı göl mavisi.

Yosun tutmaya utanırdı en derinlerinde yüreğinin, kum kum dökülürdü ne varsa yıldız yıldız, ay mehtap doğmazdı çoğu kez onun sureti yansıması alırdı sarhoş ederdi gökyüzünü, gece ay da mehtap utanırdı karanlık köşelerinden. Ah bir değse hani su yanardı aşkından tutuşan damlalarında Şahrut onun umutsuz ama bulutsuz mavi sevdasıydı adeta, Kızılelma misali özünde ataşlar yanarken nurdu adeta çağlayanları göz alırdı bakamazdı bilcümle kainat, dilde dua gibiydi sesinin şırıltısında do- re- mi- fa -sol -la -si -do notalarına isyan edercesine başkaldırıştı özünde ırlar taşıdığı, öyle bir aşktı ki Elif misali dimdik ve bir o kadar da saf ve temiz Vav olmuştu işte aşka boyun eğişi, beklide  Ala hın bir rızasıydı kabul göreceği öyle ya tek gerçeği bilen oydu, beyaz bir mendile işli gibiydi kum tanelerinin koynu da saklayışı aralarında Seydun’aya hislenmişti ve bu hislenişle dolu dolu Ey yar! Diye seslenişti…

Seyduna yeryüzü cehennemi… Ölüm, çağrılı uçurumlarda sınardı sevdasını magma yüreğinde volkanlar kaynarken  hangi çığlıklar yüreğinde ki aşkı dillendirirdi ki o çoşkun akışıyla anlatamadıkça kendini  hangi çırpınışlar kurtarırdı battığı sevda batağından, yürek bir kez esiri olmuşsa sevdanın sevdalıya ulaşmak umutsuz bir vuslat adın da yazılıysa kader denilmezdi bunun adına, sessiz çığlıkları kendine değdikçe yürek bin parçalara bölünür sonrası damla damla Şahrut için sürülürdü ilden ile kıyılarında hep sessizlik hakimdi, bazen sevdalılar gezerdi kıyılarında isyana tutar çakıl taşlarıyla ta kalbine değene kadar kanatırlardı  Seyduna her zerresinde aşk ile öylesine dolmuştu ki aktığı yönden onu çağırıyordu sevdası  her yel esişinde sevgiliden bir haber getiriyordu oysa ıkı ayrı baharda doğmuş iki ayrı yöne yol alıyorlardı dört mevsim şahitti bahar ve güz hazanın en koyusunda cemlererin an an varoluşunda kardelenler bile bu umutsuzluk karşısında pembeden sarıya dönmüştü karlar eridikçe umutlarda tükeniyordu, bir destan ki asırlar boyunca padişah fermanlarına baş kaldırmış veziriazamlardan kabul görmemiş bir durumdu yok sayılmak isteniyordu kabul gömez sıra dışı aşkları  güller yediverenler sofrasın da kurulmamış sevda orucu tutuyordu esarette duygular,  karayel eserdi çılgınca vurdukça özlemin en acı kırbacı  yüzünden yüreğinin orta yerinde çatlatırcasına kanardı oysa, sessiz çığlıklarında geceyi yırtardı evrenler ötesi masum sevdasıyla, hardı, zardı, zordu, kordu akıyordu şırıl şırıl umutsuz devinimler yaşarken.

İki yanan yürek harlanmayı görsün,  gece günle buluşurken ufuk çizgisinde bir olurdu yürekler tan vakti kızıllığında onu da güneş günde iki kez ateşe verirdi. Kıymazdı kıskanırdı masumca deli deli çarpan yürek dolusu sevdayı,  gün geldi zaman kıydı bu sevdaya İki iklim iki büklüm  kıvrım kıvrım  ayrıldılar.  “Ya Şahrud!” dedi Seyduna…

“Gözlerime mermi diye sevdanı sürdüm anam oldun koynunda taşırcasın, babam oldun dert dağlarını sırtında taşırcasın,  Sürüldüm tüm denizlerden ardına bakma, gözyaşımla vurulursun. Su gibi git.” Derken oysa diller git dese de gitme der gibiydi yürekler sevmek kavuşma değildi aslında sıratı müstakim de en yüce aşka gidilen yolda.

Şahrud’un yüzüne keder mayın gibi vurdu ve zaman gözlerinin su yeşilinde kuruldu küf koktu özleri masumdu kainatta sevdaya dair Her bakan o yeşilde bin bir türlü sevdalar buldu her bakan kendinde bir yudum o sevdanın iksirinden aldı içti içti, öyle ki sarhoşluk hali oldu ki kimse aşkı anlatamadı o su yeşili gözlerde kaldı, hüzün heykeli gibi çırılçıplak yüzlerine oturdu. Bir tül olsa hani kapatan, koyulmayı görsün estikçe tüllerde mızrabın ucundan duyuldu sevda adına söylenen tüm şarkılar

Rivayet odur ki; Şahrud vardığı denizlerde hala Seyduna türküleriyle uyanmakta, Seyduna, Şahrud’un gözlerinden kalan masalla yaşlanmakta.

Her iki yürek bir damlada buluşuruz umudu ile aktıkça akarken o umutla yaşamakta biliyorum! sen yine parmak uçlarında üşüyorsun, aramızda kıvrılıp yatan uzaklığa kafa tutarak inatla, ,ayaklarınla kasıklarımın kasırgasını, ellerinle yüreğimde yaktığın ateşi düşlüyorsun. sularımız sızıp karışıyor ay karanlıkta ve çırıl çıplak bir ırmağa dönüşüyor yatağımızda apansız, her zerreye tıkır tıkır işliyorsa iştahla, biliyorsun yaşamaktır bunun adı aşk, gecenin gündüze sessiz geçişimidir bir uyku boğazında, sözler kifayetsiz kalırken sevdalı yüreğim de delice bir yangın parmaklarının buzulunda sabahlar her zaman, şimdi dem vakti sevdamızda en koyu düşlerin yaşandığı, ılık bir meltem yüklenmiştir, senden benden kalan yaşanacak sevda tadı tuzunu, parmaklar yazıya döker, yürek dilde dillendirir sevdasını ben sana akıyorsam, sende bana! kim engel olur ki, böylesi bir an a  amuderya topluyorsa sevdayı damlalarımızda bize yaşamak düşer dünya durdukça yad edilen sevdamızla, hasret tiri müjgandır  göl kenarında akar durur damla damla bazen özden iner kalbe bazen de gamzeyi çukurlara! aşk şarkılarda söylense de, yüreklerde yaşanır diyor Gülden Şair unutma!

Hikayelerden dizelere düşer aşklar şiir olur nakış nakış işlenir sonrasında

SEYDUNA-ŞAHRUD’un umutsuz aşklarına yazıldı, Islak Islak Şiirim

 

Islak Islak / Gülden Taş

 

İğde ağaçlarına yağmış tipi boran kar
Gönlümün çeperleri sana takılı ey yar
Aklım mülteci kampı senli duygular firar
Sökülür gökyüzümden duygular ıslak ıslak

Irmak yataklarında bir nehir hikayemiz
Giydirirken al yeşil soluyor yüzlerimiz
İki ayrı baharda küf kokar özlerimiz
Yakılır  özlerinde duygular ıslak ıslak

Yitik birer öykünün iki kahramanıyız
Destansı sevdaların en yeni zamanıyız
Su yeşili yosunun tek gizemli anıyız
Dökülür damla damla duygular ıslak ıslak

Sahrud’un  yüzündeki acılar buzdan serin
Çağrılı uçurumlar sevdası kadar derin
Enginlerde kabarmış taşıyorken kederin
Çakılır şimşeklere duygular ıslak  ıslak

Sensin diye gözüme mermiyi sürüyorsam
Ak ketendi sevdayı dikip de giyiyorsam
Anam babam yerine yar seni koyuyorsam
Bakılır duru derya duygular ıslak  ıslak

Yaşam bir kaç saniye varılıp da bendine
Müstahaktır olanlar ağıt yak dur kendine
Yasadışı bir aşkın yenilince fendine
Yıkılır her yeni gün duygular ıslak  ıslak

Sen Seyduna ben Sahrud  Gülden’di gökyüzümüz
Duygular ikliminde geçmedi ki sözümüz
Gözlerin perdesinde görünmedi yüzümüz
Takılır çizgilere  duygular ıslak ıslak…

2014

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir