Yücegönüllülük / Nuray Yüksel

İnsanı anlatmanın her zaman bir başka yolu, dili ve enerjisi olmuştur. İnsan, kelime manasıyla “unutan” ise  onun derinliklerinde “ahseni takvim” (düzgün bir şekilde, güzel bir suretin, mükemmel bir mizacın ve çeşitli duyguların sahibi, pek çok gizli kabiliyetlere sahip ve ilahi emanetin yüklenicisi olarak) yaratıldığı belirtilir.

Yüce gönüllülük devasa bir kavram, biliyorum ki ancak bir bütünün alt katmanlarına ulaşabilirim ve önüme çıkacak bir başka yüce katmanları da seyredebilirim. İnsan, özü itibariyle yüce gönüllüğü barındırır ve onu tanımlayabilmek, küçük küçük tasvirlerle  mümkün olabilir.

İnsana dair Kavramların tıpkı bir tohum gibi canlılığı, gelişimi, kaderi  vardır. Kavramların insan hayatındaki yeri bu bakımdan hem çok güçlü hem de yapılandırıcıdır.

Hoşgörü kavramının kaderini belirleyen toplum, insandaki yansımaları itibariyle  öğreticidir.

Hoşgörünün İnsan hayatındaki temsili yerine baktığımızda iki durum kıyaslaması yapabiliriz.

Diyebilir miyiz? Hoşgörünün, İnsan iradesindeki yeri, bir başkasının kendine yaptığı  hataya  karşılık verdiği  tepki niteliğidir.

Bir kimsenin, kendinde olmayana  karşı duyduğu saygı mı?

Yoksa; kişilerarası ilişkilerden doğan, birinin ötekine gösterdiği  istenmeyen negatif davranışa karşı geliştirdiği affetme becerisi mi?

Allah’ın halifesi olarak nitelediği  insan “halife”,  başkasına halef olan, onun yerine geçen anlamı ile yüklenir. İnisiyatif alır, kendinden de aldığı yorumlama yönü ve yetkisi ile üstün ve değerlidir. Küçük bir alem olması hasebiyle de kabiliyet yüklüdür.

İnsanlar arasında yayılan bu davranış biçimlerinin, kişilik örüntüsünü ne ölçüde etkilediği ve toplumsal hayatı ne ölçüde değiştirdiğine bakmak lazım.

Hoşgörü,  hak görme davranışını tetikleyen bir anlayış biçimi olarak da karşımıza çıkabilir!

İnsanbilim olarak, insanlık tarihi, bireysel farklılıklar kadar zengin ve değerlidir.  Kabına sığmayacak mana, derinlik ve söz zenginliğine sahip insan, her eserin  genel  kabul göremeyeceği, bu söyleyiş ve tanımlama farklılıklarının, kavram kargaşasına sürükleyeceği gerçeği ile karşı karşıyadır.

İnsan üzerine söylenebilecek bu soyut alan için, birlik sağlamak bu yüzden çok zordur. İnsana dair diğer kavramlar üzerinde bir konsensüs sağlamanın  oldukça güç olduğu bilinir. Hoşgörü kavramının toplumsal boyutu, yapılandırıcı olması dolayısıyla, cesareti elden bırakmamak gerekir; kalem, kapı, anahtarlık gibi orada duruyor hoşgörü kavramı.

Hoşgörü sözcüğünün etimolojik açıdan boyutları

  1. Hoşgörü Kavramı

“Hoşgörü sözcüğü, farsça bir sıfat olan güzel, tatlı, iyi, duygu okşayan, zevk veren, ilgi uyandıran, beğenilen ve latif anlamındaki hoş/huş sözcüğü ile Türkçe bir fiil olan görmekten görü sözcüğünün bir araya getirilmesiyle oluşan bileşik bir kelimedir.”(2001)A.Ömer, iilahiyat fakültesi dergisi,

Hoşgörü kelimesine Batı dillerinde tolerance(Fransızca), tolerance (ingilizce) ve toleranz (Almanca) sözcükleri ile karşılık verilirken. Bu kavram, Arap dilinde hoşgörülülük, müsamaha, tolerans ve esneklik anlamındaki tesamuh kelimesiyle karşılanmaktadır. Hoşgörü ile ilgili bazı kaynaklarda: Eş anlamlısı müsamaha ve tolerans olarak verilen hoşgörü sözcüğü; her şeyi anlayışla karşılayarak, mümkün olduğu kadar hoş görme hali olup, kendi düşünce ve inançlarına karşıt düşünce ve inançları, olabildiği kadar hoş görme durumudur. Ayrıca, tutum ve davranışlarda daraltma ve umursamazlık arasında orta bir yol, dengeli hareket ve karşılıklı ilişkilerin kolaylığı şeklindeki anlamı ile  bu kavram, psiko-sosyal açıdan insanlar arası ilişkilerde orta yolu takip etmek ve dengeli olmak anlamlarına gelmektedir.(2001) A.Ömer, İlahiyat fakültesi dergisi

Belli nedenlerden ötürü, insanlar zor şartlarda sosyal ve psikolojik anlamda bir takım sorunlar yaşayabilirler. Kimi zaman insanların yaralarını sarmak için yakın temasımız olmayabilir. Uzaktan onun yanlışlarına karşı, sert ve katı his beslemeden ve yargılamadan kişinin sorunlarına ek ilave etmemek bile hoşgörü enerjisinin daha makbul olduğuna inanılır.

Kuran öğretilerinden biri olan orta yolu tutturmak, aşırıya kaçmamak, ölçülü olmak, affetmek, kusura bakmamak, kusuru örtmek, insanlar arasında dengeyi  sağlamak demektir.

Hoşgörü kavramı,  kayıtsızlık, aldırış etmeme olarak algılanmamalı ve insanların dil, cins, din bakımından varlıklarından rahatsızlık duymama olarak anlaşılmamalıdır.

Hoşgörü bir gönül işidir. Bu yüzden katlanma, zorlanma, görmezden gelme olarak anlaşılmamalıdır. Temelinde iyi bir nedeni olup kendiliğinden gelişen içsel bir haznenin zenginliği  ve      doygunluğudur, hoşgörü. İnsanın manaya ermiş bir anlamlılığıdır. Bu bakımdan kişiye sıkıntı vermez, yük ve rahatsızlık vermez.

Ruhu besleyen kazanılmaları dolayısıyla iç ritmini düzenleyebilmiştir. Bu bakımdan dış odaklardan kaynaklanan her tehdit  ve tehlike karşısında  savaş gardını almaz. Ya da kimileri için, farklı bir dille; güzel bir savaşı vardır.J

Kimileri, kendine yapılmış bir kötülüğün negatif sonuçlarını yüce gönüllüğü ile hafifletir.  Kendine söylediği olumlu iç sesleriyle teskin olabildiği oranda, dış seslerin negatif yankılarına eşlik etmez. Dış bağlantılardaki hesapları bu minvalde çözümleyen kişinin, hatalara karşı gösterdi tepki,  hoşgörü olarak karşımıza çıkar. İnsanın mana derinliğindeki huzur ve canlılık da bu duruma  gönderme yapar.

‘zorlantı ve zorunluluk değil teskin ve ikna olunmuş bir psişe vardır.’

İnsanların yerleşik hayattaki varoluş savaşı başladığından beri ihtiyaç fazlalığı dolayısıyla insan, değerleriyle sınanmıştır belki de.

Nereye dönerseniz, Allah’ın yüzü oradadır.(2:15)  Bir şeyin yüzü, o şeyin hakikati demektir. Arifin marifeti yükseldikçe, işlerini himmet vasıtasıyla yapması azalır.” Fususul-Hikem. Çeviri; Ekrem Demirli (kabalcı)

Yüce gönüllülük kapsamında hoşgörü, kendilik bilincinde olup kendisiyle doyurucu sohbetlerin olabildiği ve Yaratıcısıyla muhabbet yolunun açıldığı kavram evidir. Bu iyileştirici ve düzenleyici ilişki biçiminden anlamlılığa ve razı olunmuş bir hal üzerine sıçrama söz konusudur.

Yaşamın dayanılmaz sancısından teskin edilmiş bir yola girmek, içsel ve dışsal alanı okuma becerisidir, bir anlamda.

“Gerçek iktidar, insanlar üzerinde değil yürekler üzerinde kurulur.”(Şeyh Bedrettin)

Anlamlı bir kıssayla yazımın sonuna gelmek istiyorum.

“ Kötülüğe kötülükle “ :

Kendisinden mal ve para isteyen bir göçebe Arap, var  gücüyle elbisesine asılıp, çeker. Hz. Muhammed(asv) sendeler. Elbisesinin çekildiği yere de kan oturmuştur. Hiçbir şey demez. Sakinleşince sorar.:

“şimdi söyle bakalım yaptığın bu kötülüğe karşı sana kısas yapılacak mı?”

Göçebe Arap, kendinden emin cevaplar:

“hayır”

“Niçin”

“Çünkü Sen kötülüğe kötülükle cevap vermezsin de ondan”

Hz. Muhammed(asv) bu cevap karşısında sadece tebessüm eder. Sonra emir verir. Arabın develerine mal yüklerler.(Kadı İyaz,Şifa-yı Şerif,s.107)

Hoşgörü, karşınızdakileri bizim istediğimiz gibi değil, kendi istedikleri şekilde mutlu edebilme büyüklüğüdür.(A.John Robinson)

Güzel bakan güzel görür, güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır.(Bediüzzaman Said-i Nursi)

İnsanlık tarihi boyunca bize ulaşan kaynaklarda orijinal, yapılandırıcı, düzenleyici, fikir verici yaşam üsluplarına sahip şahsiyetlere rastlamak mümkün.

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir