Vatan / Vagif Sultanlı

Köpek bir zamanlar koruduğu bahçenin yanında durup bekledi. Hayatının en güzel yıllarında koruduğu bu ev, bu bahçe şimdi onun için dünyanın uzak, ulaşılmaz bir meskeniydi.

Üç gündür aç idi; hangi kapıya ayak bassa onu kovuyorlardı; kendine yuva, sığınacak bulamıyordu. Sokağın sonundaki kötü koku yayan karmakarışık çöplüğü burnu ile birkaç defa kurcalamış, ama birşey bulamamıştı.

Tembel tembel sokak boyunca göz gezdirdi. Birden yolun sağındaki taş çemberin dibinde düşüp kalmış iri bir kemik gözüne ilişti. Etrafına göz gezdirdi, sanki birileri bu kemiği elinden alabilirdi. Ama yol boyunca hiç kimse görünmüyordu. Korkarak kemiği dişlerinin arasına alıp yolun sonundaki kimsesiz bir alana çekildi. Kemik bıçakla öyle temizlenmişti ki, üstünde tek parça bile et kalmamıştı. Çürümüş iri dişleriyle salyaları akarken ne kadar uğraşsa da kemiği kıramadı. Kemik, dişlerinin arasında o tarafa bu tarafa döndükçe ağzının suyu akıp gidiyordu. Kemiği bırakarak tembel tembel geri döndü.

Göğün yükseklerinde beyaz pembe bulutlar kızarıp kan rengini almıştı. Sanki bulutlardan yağmur yerine sıcak kan yağacaktı.

Karşıdaki dağların zirvesi akşam güneşinin solmakta olan şafakları altında sararıyordu. Evsiz, barksız bu köyde kendini yabancı, uzak hissediyordu.

Bir zamanlar sahibi onu ufak rahat odada tutar, her gün lezzetli yiyecekler verirdi. Ama bu bahtiyar günün ömrü uzun sürmedi; günlerin birinde sahibinin uzak şehirde yaşayan oğlu gelip babasını alıp götürdü. Yaşlı adam gitmek istemiyordu, ama oğlu bırakmadı, her an savaşın başlayacağı, köye saldırı olacağı tehlikesini bahane ederek adamı ikna etti. Köpeğin sahibi toparlanıp gitmeden önce evin, bahçenin kapısını kilitledi. O sahibinin köyden ayrılıp gitmesini istemiyordu, ama onu düşünen kimdi… Yaşlı adam köyden ayrılana kadar ona eşlik etti. Köyün eteğinde dikenli düzlük boyunca uzanan çakıllı yolda yaşlı adam onun boynuna sarıldı. Sonra geriye bakmadan durup, onu bekleyen arabaya oturdu.

Arabada yaşlı adamın oğlu ile sinirli bir şekilde konuşurken ona doğru bakmasından sohbetin onun hakkında olduğunu hissediyordu. Sanki sahibi onu kendisiyle götürmek istiyor, oğlu ise itiraz ediyordu. Hatta oğlu arabadan inmek isteyen babasının kolundan çekerek:

– Gel gidelim, Allah aşkına, milleti bize güldürme, dedi ve kapıyı sinirli bir şekilde çekerek kapattı. Araba düzlüğün genişliğinde gözden kaybolana kadar köpek durup sahibinin peşinden baktı. Sonra dönüp bahçeye girdi. Bu, hayatının en yalnız ve umutsuz dönemleriydi.

Sahibi, köyün önde gelen adamlarındandı. Onun gidişinden sonra köy yavaş yavaş boşalmaya başladı. Kimin şehirde tanıdığı bildiği, yakını akrabası varsa, evin barkın kapısını kapatıp köyden ayrıldı. Sonra köye geceleri Ermeniler ateş etmeye başladılar. Bazen ateş sesleri sabaha kadar durmak bilmiyordu. O, geceler silahlı Ermenilerin köyün eteğine kadar yaklaştığını, insanları korkutmak için muhtelif hareketler yaptığını görüyor, ancak dillerini bilmediği için birşey yapamıyordu.

Sonbahara doğru köy düşman eline geçti.

Köpek, köyü en sonunda terk etti.

…Kurşun değmiş ayağının ağrısından aklını yitirecek halde gecesini gündüzüne katarak şehre geldi. Sahibinin şehirde olduğunu biliyordu ve her gün yeni bir umutla sahibi onu görür, acır yanına alır diye şehirde dolaşıyordu. Köpek şehir evlerinin köydeki gibi bekçiye ihtiyacı olmadığını biliyordu, ama buna rağmen umudu kesilmemişti.

Birileri kendisini sahiplensin, evini barkını, bağını, bahçesini teslim etsin, sahibi olsun, ama kendine ağa, bir sahip olacak bulamıyordu. Köpekliğini yapamıyordu, böylece hayat akıp gidiyordu.

Köpeğin bütün hayatı böylece koca şehrin sokaklarında geçmişti, ama sahibinden bir haber çıkmamıştı. Köpek, sahibinin esaret altında olan vatanının kahrını çeke çeke dünyadan gittiğini bilmemişti. Köpek şimdi de sahibinin şehrin kenarındaki mezarlıkta uyuyan ot basmış mezarından habersizdi. Kaç yıldır ki, köyün düşmanlardan geri alınacağı konusunda laflar dolaşıyordu. Ama bunlar boş laftı, köyün hangi yollarla geri alınacağını hiç kimse bilmiyordu.

Köpek köyü özlüyordu. O insanlar gibi şehrin sokaklarında ölmek istemiyordu. Kendi köyüne, doğduğu, küçüklük yıllarını geçirdiği, büyüyüp köpek olduğu yerler için sıla hasreti çekiyordu.

Ama köye dönme konusu insanları onun kadar rahatsız etmiyordu.

Ve nihayet, bir gün köye dönmeye karar verdi.

Şimdi bütün bu olaylardan sonra köye dönmüştü.

Havanın rengi gittikçe soluyordu. Dağdan esen akşam rüzgarı çam ormanlarının acımsı kokusunu kovup köye getiriyordu. Bu, köpeğe bildik tanıdıktı, rüzgarlı gecelerde karşısında uzanıp uyukladığında bu koku onu bayıltırdı.

Kapı aralıydı, bahçede kimseler göze çarpmıyordu. Parmaklarının ucunda sokularak içeri geçti. Evin karşısındaki ağaçların arasında mavi yoncalıkta uzandı. Yükselmiş yoncalıkta onu kimse görmezdi. Bir zamanlar serin yaz gecelerinde burda yeşil otlakta boz sevgilisiyle sabaha kadar oynaşırdı. Sabah alacakaranlıkta sahibi kalkmadan önce boz sevgilisini gönderir, kendi ise bahçede, evin karşısında uzanıp gecenin uykusunu alırdı.

Kulağına çarpan ayak sesleri onu keskin hayallerden uyandırdı. Kafasını hemen pençesi üzerinden kaldırıp arkaya baktığında sakallı bir adamın elindeki tüfekle dikkatle ona yaklaştığını gördü. Aç, takatsiz vücuduna uymayan bir çeviklikle yerinden sıçrayarak duvar boyunca kaçtı.

Sakallı adamın yabancı dilde küfür ederek peşinden yürüdüğünü hissettiğinden duvarın üzerinden atlamaktan başka bir çare kalmıyordu. Ama bağın sonuna kadar kaçması gerekirdi…Oradaki duvar biraz daha alçaktı. Atlamak kolay olurdu…

Duvarın üzerinden atlamak istediğinde silah patladı. Köpeğin bedenine ılık bir hararet yayıldı. Uluyarak çam ormanlarının eteklerine kadar kaçtı, sonra takatsiz halde toprağa serildi.

Gurup vakti idi.

Akşam güneşinin koyu kızıl şafakları köpeğin yarı kapalı, ışığını yitirmekte olan gözlerinde soluyordu. Köpek o bahçeyi, o evi, evin bacasından çıkan beyaz duman halkalarını son defa görmek için kafasını topraktan kaldırmak istediyse de, ama beceremedi.

 

Aktaran: Enver Uzun

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir