gulum

Tüm Şarkıları Sattım Bu Gece / Gülüm Çamlısoy

Tüm şarkıları sattım bu gece belki de terennümü kayıp bir şehre rast geldim imgesi eksik bir şiirden çıkıp da yola.

Tereddüt yüklü kelamları yok saydım ki yoksunluğun damara pompaladığı beyhude bir hayalden uzak kalmak kadar ıstırabı derinden yüzeye varan bir dalgadan da nasiplenip.

Dolan ya da dolduran susmaların inhisarında, kırık bir kelamı da yordayıp ve asi bir rüzgâra açtığım sırlarımı gördüm gök kubbede: Tantanası kayıp bir şehrin siluetine astığım yüklemi kayıp o gizli özneye de yüklenip ve yüklendiğimden ötesini boca edip hangi aklı evvel im ise bin bir tezahürü yüreğe nakşedilmiş… Sondan başa saydığım ve beklediğime değmez deyip de kaçın kurası bir iklimde, o boş vermişliğin tezahüratı iken ırgat bir nüansta ve akılsız başın mücbir sebeplere yüklediği.

Sevmeleri azat etmişti oysa Tanrı.

Müreffeh bir yolculuktu tabi tutulduğu beşerin.

Derken sonsuzun başlangıcında ve başlangıcın hangi ara durağında nöbete durdumsa, iflah olmazlığımın da rükûsuna erdim ettiğim niyazlardan arda kalan nefesimde hoş bir terennüm takmışken yüz görümü neşemde biriken nice teamül ki sırasız bir ölüme nazire eden hüzün batağı.

Defalarca demenin de ötesinde ve yanılma payımın buz tuttuğu…

İşkence mahiyetinde bir geceden yeni güne rehin düşmüş bir umudu da ekip tarhına yorgun benliğin tüm münafık kelamları en derine gömen aşk meleğinin pembe cüppesine inat giydiğim siyahın asil ve vakur simgesinde densizliğin de tevazu yüklü seyrelmiş benliğinde…

Günden almadığım nasibi yarına iliştirdiğim biraz da saflığın önyargısı iken kanmaya müsait o ceberut sanrıya eklentili bir paranoyadan müteşekkil ikbalini yok sayan kıdemli bekçileri yine yalnızlığın tınısında raks eden…

 

Ezeli ve ebedi.

Gölgeli ya da aydınlık.

Sonsuz belki de başlangıcından muzdarip.

Yiğidi öldürüp de hakkını verdiğim.

Yine de muteber bir seyri yok sayan akılsızlığımın o derin hicabı.

Ereceğim keramete ermeden gün de ölmeden boykot ettiğim o tezahüratı kaybetmişken evren…

Damıtılmış bir kelam kadar pervasız olmaksa tek eksiğim ve kaybolduğum o tünelde ne varsa paye verdiğim karanlıkla özdeş bir günceden sıdkı sıyrılmış kaderin tecellisine yüklenip de pişman olduğum.

Varlığımın haritasında hangi ucube tefrika ise donattığım bin bir sözcükle ve hangi yürekse tünediğim boyumu aşan endamına sığındığım gök kubbenin minicik bir noktaya denk düştüğüme vakıf o seyrelişi de görmezden gelemediğim yine de tefekküre doyamadığım bir yandan da iz sürdüğüm ama kınımda saklı, yüreğin batılını da kollayıp bir aşka paye veren tek tanığı iken evrenin…

Tümden yitik bir aklın maharet bildiği ırmağı yine gönülsüz mabedimin konuşlu o beyhude zaferi ki aklıma mukayyet ol, dercesine mantığın iradesine rest çekmekle duyguların sağanağında kaybolmak kadar da esefle kınarken son sürat yanılmışlığımın uzamı iken şu sefil cüssem: Yine yanılmalara doymadığım ve peşkeş çektiğim her acıyı da hayra yorup tek damla yaş’a tahammül etmeyen o yas’ın ikrarında sükûta sığındığım öylesine bir hüsran.

Çetelesini tutmaktan imtina etsem de ölmelere paye veren ölümlü bir gölgeyim ne de olsa ve yerli yersiz serildiğim o kaygan zeminde adım başı yalnızlık: kalabalıklarla tokalaşan ve asla da beyan etmeden o zifiri karanlığı hepten yittiğim şafağın izdüşümünde yok sayılmak olsa da makûs talihim…

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir