Araf Diyorum Eşittir Bir Yanım Çaresizlik / Gamze Boynueğri

 

Araf diyorum eşittir bir yanım çaresizlik… Suçum günahım yok aslında ama bende bilmiyorum neden ellerim kelepçeli, neden ayaklarımda prangalar, yüreğimde derin kuru ve yavansı acılar kıvranıyorum sebebi nedir bilmeden…

Çünkü araf benim adım eşittir bir yanım çaresizlik…

Demir yığını Bosna da kaldım senelerce dört duvar arasında sen bilmezsin, kimse bilmez, o bilmez, bu bilmez, şu bilmez, ötekileri de bilmelerine gerek yok zaten…

Araf benim adım eşittir bir yanım çaresizlik…

Bazen kimi fakirin, fukaranın ocağına düşerim… Kimi zaman ise mümkünü mertebe olmayacak bir yasak aşkın gölgesine…

Bazen de bir ananın gözlerinde mâh olurum… Hıçkırımlarım bir marangozun nasırlı ellerini tedavi etmez merheme muhtaç deriler…

Hastalar… Ah o hastaları unuttum mu sandınız? Her yataklarında inleyişlerinde feryat eder yürekler, başka bir yabancının gözlerine bakıp muhtaç olmaktır…

Ben ki bazen ayakkabı boyayan, simit satan, vızır vızır cinayet haberlerini destan yapacak araçlar arasında ki mispaklara da dokunurum…

Mendil satarlar onlar ölümün bir ucundan diğer ucuna… Acımam ben aça, tokların yongasıyım ben…

Çöpten poşet poşet erzak toplayanların arkadaşı, beş kuruş kırk büküm sırtında bir yük torbası hamalların yoldaşıyım…

Benim adım araf eşittir bir yanım çaresizlik diyorum bilir misiniz?

“Okumak istiyorum” diyor…

Evlenmek değil! Haykırışları kırk yedi düvele ulaşmaz sesin… Sen ki istediğin kadar vur ayaklarını yerlere… Nar kırmızısı kan olsa da paşa baban hiçe sayar seni be kardelen çiçeği mispakım…

Attı yerlere kendini ve aziz kadın… Dudağında mor sümbüllü bağın kızıl goncası… Vicdan yoksulu bir er emanetine direnmekse bu “pes etmem yavrularım için” diye dikenli tellerle sarılıysa şayet ki etrafı, kan gövdeyi götürüyorsa, araf benim adım eşittir bir yanım çaresizliktir… Bataklık misali devirme yolları okumak için’dir herşey heyhat bağdaştır dağları… Koltuk altında tezek, elli kilometre yürüyor Memed’im…

Sırtında kırmızı’dan bir örgü yelek üşüyor elleri Fadime’min…

Anadolu mızraklarında koşan o heybetli şah oğlu şahmeranlar nerede?

Demir mermi yığını sarmış yurdumu eli “vatan” diyor al sancaklar tabutuna da sarılıdır hainlerden ötürü yiğidimin… Cennet anaların ayaklarındaki cennet anaya vurmasın evlat yarası…

Fer kalmamış bir gözde yutkunuş boğumunu güç mü sanırsınız?

Araf benim adım eşittir bir yanım çaresizlik…

Yetimlik zor gelir özüme…

Yavrum bana diz gelir, ben yavrumun gözüne gözüne… Elde yok avuçta yok Rabbim düşürme kimsenin eline…

Muhtaçlığı keyften, zevk, sefadan mı sandınız?

Araf benim adım eşittir bir yanım çaresizlik…

Oğul erdin kız beledin beşik eleyip kendine hayır eledin…

Sonra “ana” dedi “baba” demedi buldun kendini el duvarında… Pencerelerden bakıp bir sese hasret kaldın…

Vefalı dost oldun, vefasızlık ondan hediye kalleşmiş bilemedin kardeş dediğin illet… Verdin sırrını osmana, sözlerin kapı kapı dolandı yosmaca ve dostun dostuna sırtını döndüğü o an bir baba evlatsız kaldı… Evlat acısıyla yandı… Ölse hükmü yok, ölmese süründürürler…

Araf benim adım eşittir bir yanım çaresizliktir…

Şahşahalı ortamlarda attın onca pokerlerini… Yedin, yundun göz görmedi yavrunun, eşinin alın terini…

Yalan, dolan, riya, aldatmaca ve bu onca safsata…

İnsan ol ey evlat!

Bak bu dünya kaç belden kuşak çarşaf çarşaf…

Yumulur paklanır mı sandınız?

Siz bu bozguncu beşeri oyunu hayalden, tiyatrodan mı sandınız?

Akan her bir mazlumun gözyaşını yağmurdan, kardan mı sandınız?

İki duvar arasında Rabbe açılan elleri yumaktan, pamuktan mı sandınız? Açlıktan kokan nefesi çöpten, leşten mi sandınız?

Aşk’tan inim inim inleyen azaları sözden, gözden mi sandınız?

Sürdürülen bu saltanatın ihalesini baldan, kaymaktan mı sandınız?

Ben ARAFIM ve ben ÇARESİZ…

Bakma öyle sende ey pehlivan…

Düşmez kalkmaz bir “Allah” eşittir bir yanım da çaresizlik…

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir