Çınar Yaprağı / Fatma Aksu

Lâ mekan, lâ zaman tanıdım O’nu.
Siz deyin on yıl, ben deyim bin ömür evvel.
Belki iki göz bir evin L mutfağında, belki bir savaşın esir kampında.
Toprağı eksik çiçekler gibi ürkek, emanetken…
Ben buldum sanırdım ama beni bulan O’ydu.
Gözlerine ilk kez uzunca bakabildiğimde anladım.
Kuvözde bekleyen cümlelerimi kucakladı.
Önce kalbinin üzerine sonra kirpiklerine sürdü, oradan da dudaklarına.
“İster konuş, ister yaz. Kelimelerin katili olma.” demiş, parmak uçlarında açan çiçeklerden, avuçlarıma lisanlar dökmüştü.
Kelimelerin birer tılsım olduğunu O’ndan öğrendim.
Özgürlüğün has manasını yalnız, ölülerin bildiğini, yaşayanların özgürlük denen şeye beyhude yere tanımlar yüklediğini O söylemişti.
Ne zaman gözlerine bakmayı denesem, heybetinden tüm bedenim sarsılır; sesini ne zaman işitsem burnumun dibinde bir cennet kapısı aralanır, hayretle seyre dalardım.
Nadiren aynı şehirde nefes aldığımız olurdu.
Kalbime tanımlayamadığım bir hal çökerdi böyle zamanlarda.
Bir huzur, bir huzursuzluk…
Sevda çekenin yüreğinde yağ olmazmış; bir türküde duymuştum, O’nda öğrendim.
Sesi ismime değdi bir keresinde.
Öyle bir esenliğe konuk oldum o an…
Tanrım! Burası Dar’üs-Selâm dediğin yer olmalıydı.
Sonrası yine ayrılık, sonrası yine hasret, sonrası yine sabır sarayları…
Aşk ile vuslatın aynı kalbe sığmadığını, O’ndan öğrendim.
O, kelimelerin hünkârı, sedaların sazendesi, çınar yaprağım…
Dilerim, özgürlüğün tanımını benden önce öğrenmesin.
O, nefes aldıkça ben sevda soluyorum.
Yar döşünde O uyusun, yar düşünde ben.
Hasretin hurafe, vuslatın gerçek olduğunu O’ndan öğrendim.

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir