Sevda Hanım (4) / Dr. Hatice Kösecik

Sevdiğiniz insanla geçirdiğiniz huzurlu ve mutlu günlerin tadını başka hiçbir yerde bulamazsınız.

Aile dediğimiz, aynı hamurdan yoğrulduğumuz, aynı değer yargıları ve koşulları içinde yaşayıp yetiştiğimiz bireylerle oluşturduğumuz bir yapıdır. Aile dışındaki bütün bağlar yanıltıcı ve de geçicidir. Tüm arkadaşlıklar, komşuluklar, iş ilişkileri, gönül bağları, aşklar, sevdalar gelir geçer.  Bir gün olur hatıra bile gelmez yaşanmışlıklar. Zira sürekli değişir ve de yenilenir insan. Ve birini ömür boyu onaylayıp sabit kalamayabilir.  İnsanlar insanların hayatlarından gelip geçerler sessiz sedasız ya da fırtınalı bir deniz gibi… Oysa aile bağları kopmaz, silinemezdir.

Anne vefatının üzerinden otuz yıl geçse de annedir hala aynı günkü gibi.  Kavgalı da olsa kardeşlerdir, on yıldır küs olsanız da ablanız yine ablanızdır. Değişilmezdir aile, doğarken seçemezsin.  Ne seçme şansın vardır ne de inkar etme.  Kabul etmeli ve de onaylamalıdır insan ailesini kendini yormamak adına.

Gülümseyerek girdi bugün Sevda Hanım odaya, onun kapıyı tıklamasıyla daldığım denizlerden sakince  geri geldim.  Gözleri gülüyordu, kıpır kıpırdı sevgili öğretmenimiz.  Baharın taze havası iyi gelmişti belli ki.

-Hoşgeldiniz Sevda Hanım, nasılsınız? Yüzünüzden huzurlu bir hafta geçirdiğinizi anlıyorum, yanılıyor muyum?

İlk geldiği haftaya göre daha kendinden emin görünen hastamız koltuğa oturdu, not defterini çantasından çıkarırken gülümsedi. ” Bu hafta benim için her  açıdan olumluydu.  Kendimi daha bir iyi hissettim, geceleri herkes yattıktan sonraki o zamanı çok sevdiğimi fark ettim.  Uzun uzun düşündüğüm zamanlarım oldu, içime dönüp kendimi sorguladım.  Sevindiğim bir şey de, artık kayınvalidemin haraketlerinden tedirgin olmadım. Ondan korkmadım, onaylamadığım bir davranışı ya da sözü olduğunda   kendisine söyledim.  Onlara gittiğimizde kapıdan girerken bize ellerimizi yıkamamız gerektiğini hatırlattığında kızmadım, onun için üzüldüm hatta.

Eşinizin annesini onaylar mısınız  Sevda Hanım? Onun sizi yönettiği hissiniz başından beri var mıydı? Hani ilk geldiğinizde eşimin annesi iç çamaşırımıza kadar alırdı diye bir ifade kullanmıştınız.  Bu davranış şekli başından beri varlığını hissettiriyor muydu size? Yoksa zamanla gelişen bir durum mu?

Eşiniz sizinle evlenmeyi düşündüğünde annesinin tepkisi olumlu olmuş mu?

–  Biz evlenmeyi istediğimizde kayınvalidem herhangi bir tepki göstermedi fakat beni de bağrına basmadı.  Bunu daha ilk başta, onlara gittiğimizde  Ender odadan çıktığı vakitte söyledi.  Aslında oğluna başka bir gelin adayı düşünmüştü, doktor bir gelin almak istemişti.  Fakat “Oğlum  seni istedi ben de ona saygı duyarım ama gözüm hep üzerinde olacak unutma, ayağını denk al, aslında ona uygun değilsin bence. ” dedi.  O an yer yarılsa da içine girsem diye  düşündüğümü hatırlıyorum, yüzüm birden allak bullak olmuş ki Ender odaya girince hemen,” Ne oldu sana? Bembeyaz olmuş yüzün’’ demişti.  Tabi ki ben de o anda söyleyemedim annesinin bana söylediklerini sonra da belki yanlış anladım diye düşünüp beklemeyi tercih ettim.  Aslında anlamalıydım ve belki de geri durmalıydım, evlenmemeliydim, ama yapamadım, ben de Ender’le bir ömür aynı yastığa baş koymak, bir olmak istedim.  Onun benimle ilgilenen sıcacık tavırları engel oldu bana.  Yine de çok sıkıntı etmemeye hep gayret gösterdim, alttan aldım, tamam dedim. Ama ben ne kadar sesimi çıkarmasam da o kadar dışladı kayınvalidem beni.  Konuşurken alttan alta bana laf çarptırırdı, ne yapsam beğenmez bir de sürekli söylenirdi. Kendimi kayınvalidemin yanında hep ezilmiş, dışlanmış gibi hissetmeme sebep olanın babamın durumu mu diye, ailemde yaşadıklarımın bir sonucu mu diye çok düşündüm. Yıllar var ki yaşadıklarımın öğrettiği dersler sonucu, sürekli okuyup anlamaya çalışmamın neticesinde; kayınvalidemin huyunun bu şekilde olduğunu iyice öğrendim. Fıtri olarak edinilen davranışlar istenmediği takdirde değiştirilemiyor.  Okulda öğrencilerimden de görüyorum bunu.  Şöyle açıklayabilirim size, eğer bir evde hep başkalarının arkasından konuşuluyor, giyim kuşam, para mevki, kıskançlık ön plana çıkıyorsa, ailevi değerlerimize değer verilmiyor, insana insan olduğu için değil de kıyafetleri kadar değer veriliyorsa çocuk ta onu alıyor.  Acımayan, bencil, istediğini korkusuzca yapan, arkadaşlarını alaya alan, sevmeyen, çete kurup kendini böyle kabul ettirmeye çalışan kişilikler oluşuyor.  Ve bu çocuklar ne acıdır ki nezaketli, sevecen , temiz, çalışkan, kibar ve de zarif, görgülü görenekli çocuk görmeye dayanamıyorlar.  Arkadaşlarını acımasızca eleştiren alaya alan çocuklar büyüyorlar maalesef. Okulda böyle olan çocukların aileleri de pek farklı olamıyor takdir edersiniz. Kayınvalidem de bu halde bir kişilik.  Ne yaparsam yapayım beni kabullenmediği için ters gelecek ona.  Zaman zaman düşünüyorum da doktor hanım, bu böyle olmak zorunda mı? Biz kadınlar neyi paylaşamıyoruz? Huzuru kaçırmak adına ne varsa yapıyoruz sanki.

Yerden göğe haklısınız Sevda Hanım, tespitleriniz oldukça yerinde.  İlişkilerde esas olan tarafların birbirlerine hüsnü zanla yaklaşmasıdır.  Gelin kayınvalide ilişkisinde de sorunların olmaması için en azından birinin iyi zanla hareket etmeye başlaması gerekir.  Şöyle bir sahne düşünün; Damadın annesi komşusuna dert yanar.  Der ki:

-Ah komşum, şu oğlanı doğuracağıma taş doğursaydım daha rahat ederdim

-Vah yazık sana niye öyle diyorsun komşum?

-Yüreğim yanıyor kardeş yüreğim! Yemeyip yedirdiğim, giymeyip giydirdiğim, geceleri başını bekleyip uykusuz kaldığım oğlum… Selvi boylum, ilk göz ağrım…EL KIZI için üzüyor beni.

Anne ömrünün biricik meyvesinin, , kıymetlisinin kendinden kopmasını istemez.  Artık onun yemeğini el kızı pişiriyor,  çamaşırlarını yıkıyor…Artık o biricik anacığını değil de bir yabancı kızı seviyor.  Oysa anne sevgisi ve eş sevgisi farklı şeylerdir, ama anne bunu düşünemez.  İkinci plana itildiğini, kendine eskisi kadar değer verilmediğini zanneder, ki bu suizandır.  İyi niyetle aslında onların ev işlerine karışmaya kalkışır da gelininin bundan rahatsız olduğunu görür, oğlu da eğer onu uyarırsa bu zannı iyice güçlenir.  Eğer sağlam karakterli, vicdanlı değilse, kendi de bir zamanlar çektiyse, ani bir dürtü olarak gelinin hatalarını araştırır.  Amacı oğlunun gözünden düşürmektir, sürekli bakınır kötü görebilmek için iyi bile olsa gelin kızı.  Bu arada negatif varlık da boş durmaz verir gazı kayınvalideye, “ O senin oğlun, bak senin elinden nasıl da aldı oğlunu? Onu daha çok seviyor. ” der durur, vesvese verir.  Hatta bazen bir kenara çeker oğlunu, “Karın şöyle yapıyor, bana kötü davranıyor, beni istemiyor. ” der, aslında oğlunun kaybettiği sandığı sevgisini yeniden kazanmaya çalışıyordur.  Bazen tam tersi olur, kayınvalide umduğunun tam tersiyle karşılaşır, çoğunlukla da böyle olur.  Akıllı bir oğlan iki tarafı da idare edebilmeli bu duyguların öncelikle kadın ruhunda doğal olduğunu bilmelidir.  Çünkü bu taraftan eşi de annesi için elinde olmadan da olsa iyi düşünmüyor olabilir, alışma döneminde bu duygular önceleri normaldir.  Ancak bunların zamanla davranışlara yansıması, olayın gerçekleşmesine neden olur.  Nasıl mı? Düşünceler dile getirilmese bile beden diline yansır.  Biliyoruz ki, iletişimde beden dilinin etkisi sözel dilden daha fazladır. İnsan davranışlarını bilinçaltı yönetir, bilinçli beyin değil. Bir kimsenin beden dili ne düşündüğünü, ne hissettiğini ele verir.  Gelini hakkında bunları düşünen bir kayınvalidenin bakışlarına hakim olamaması da ihtimaldir.  Bu bakışları algılayan gelin de kayınvalidesinin kendisine hain hain baktığını hisseder doğal olarak.  Bunun gibi davranışlar, hissetmeler, sonucunda gelin hanımın da anneyi oğlundan uzaklaştırma çabalarını dürtükler.  Ve tabi ki ortada aslında hiçbir büyük sorun yokken tartışmalar çıkar. Sonuçta da genel olarak annenin istemediği olur, olumsuz düşündüğü olay, çağrıştırdığı meydana gelir.  Erkek annesine karşı tavır alır.

Annesini seven bir erkek aslında ideal bir eştir, eş olur yani.  Annesiyle ilişkisi iyi olan erkeklerin evlilikleri de genel olarak iyi gider. Evlendikten sonra annesini uzaktan sevmeye devam ederek, dengeleri koruyarak iyi bir koca olabilir. Aynı durum babasını seven kız çocuğu için de geçerlidir. O da erkekleri sevmesini bilir, hayat senaryosunda babasının yerine önce eşini koyarak erkekle duygu alışverişini iyi kurar, sonra da eşiyle ilgili yenilikler katmayı bilebilir hayatında.  Bazen şöyle bir durum da görülebilir.  Kız çocuğu babayla iyi iletişim kuramamıştır fakat öğrenmeye açıktır, evlendikten sonra kendini bu yönde geliştirebilir.

Kısacası buradaki püf noktası, gelin kayınvalide arası ilişkide problem çıkmaması için, en azından birinin iyi zanla, art niyetsiz hareket etmeye başlaması gerekir. Gelin iyi zanla hareket ederse, bu kayınvalidenin hareketlerine de yansır, olumlu yönde etkilenen kayınvalide de pozitif davranmaya başlar.  İyi zan kuralını anne başlatırsa bu sefer de gelin ona uymak durumunda kalır.  Unutmamak gerekir ki KAYGI VE KORKUNUN ARTTIĞI YERDE GÜVEN ZAYIFLAR! GÜVENİN ZAYIFLAMASI DA İYİ NİYETİ ORTADAN KALDIRACAKTIR.

Hepimiz insanız ve beşeri ihtirasların, kıskançlık duygularının, kafamızın ürettiği hayallerin tesiri altında kalabiliriz.  Akıllı, faziletli, Allah’ını bilen insan, bu duyguları olumlu yöne çevirmesini bilir.  Bu dünyanın bir imtihan yeri olduğunu unutmadan hareket eder, ve her ne yaşıyorsa, kiminle yaşıyorsa zaten bunları yaşaması gerektiğini bilir.  O kişiler olmasa da başkaları ile yaşayacaktır aynı senaryoyu. Çünkü imtihana tabi tutuluyordur, bu nedenle kişilere takılmaması gerektiğini hatırlaması şarttır.  Huzuru yakalayabilmek için bu böyle bilinmelidir ki, istemediğimiz  olayları yaşadığımız kişiler hayatımızda olmasa bile bizler aynı olayı başka kişilerle yaşamak durumundaydık, çünkü bu bizim sınavımız, bizim sahnemizdir.  Sahne oynuyor, perde örtülmedi henüz, yani game over yazmadı, ne mutlu ki hatalarını tamir edecek mühlet vardır henüz, Yaradan izin vermiştir…

Bütün geçimsizliklerin kaynağı kıskançlık ve hasettir. Sevgide egoizm sevgiliye zulümdür.

Kahraman insan egoizmin sırtını yere getirmek de ustadır oysa.

Sevgi hiçbir zaman kendiliğinden yok olmaz Sevda Hanım.  Karşılık görmediği zaman, yine kişinin yüreğine geri dönermiş.  Dönermiş de o yüreği daha sevgi dolu yaparmış.

Göz ucuyla baktığımda düşünüyordu Sevda Hanım, tartıyordu konuştuklarımızı ve de onaylıyordu.  Yüzündeki ümitsiz ifade yerini ümide bırakmıştı.  Zaten oldukça naif, görgülü bir insan olduğu  hemen anlaşılıyordu.  Sorularına cevaplar bulmuş, en azından ufkunda yeni yollar görünmüştü.

“İnsanoğlunun en çok gereksinim duyduğu şeylerden biri, gece eve gelmediğinizde sizi merak edecek birinin olmasıdır. ”diye bir yazı okumuştum dedi. Sizinle konuşurken anladım biraz da olsa, eşim beni sevsin istiyorum.  Aramadığımda arasın, beni merak etsin, nasıl olduğumu sorsun, belki ufak tefek sürprizler yapsın istiyorum.  Şımarıklık mı ediyorum sizce? Fazla bir şey mi istiyorum? Ben de biraz eve geç kalsam, “ Nerede kaldın, gelip seni alayım mı?” diyen bir Ender istiyorum.  Ondan bana doğru sevgi aksın, gördüğümde heyecanlanayım, işte tam da evlenmek istediğim adam buydu, iyi ki hayatımda diyebilmeyi arzu ediyorum.  Benimle oturup, on dakika yıldızları seyretsin, elimi tutup yürüsün, işte benim sevgili eşim diye içinden geçirsin istiyorum.  Bekliyorum, artık dua da ediyor ve de ümit besliyorum. Yüzünü kaldırdı, işte yine ağlamıştı, çünkü hep duygusal olan yapısını yaşamı boyunca gizlemeyi başarmış, kontrollü davranmıştı her zaman.  Kimsenin yanında ağlayamamış, derdini paylaşamamıştı, hep başkalarının sıkıntısını dinlemek durumunda kalmış, kendine gerçek anlamda vakit ayırmamıştı.  Burada bize anlattıkları, iç sesinin duyulması bir ilkti onun için  ve de bu durum kendini tanımakta yardımcı olmuştu Sevda Hanım’a.

Kapının hafifçe vurulmasıyla kendimize geldik, kapıyı açtığımda elinde bir demet kırmızı gül ve de bir saksıda menekşe olan beyefendi ile karşılaştım.  Anladım ki bir sürprize tanıklık edecektik birazdan.  Gelen tahmin ettiğiniz gibi sevgili eşi Ender Bey idi.  “Her kalp kendi şarkısını söyler ve sadece diğer yarımız o sesi duyar. ”Bir kitap başlığında yazan bu söz aklıma gelmişti Ender Bey’i görünce.  Duymuştu, duymuştu ki gelmişti Ender Bey sevgili eşinin kalp tınısını.  En azından evlilik denen bu ömürlük yolculukta eşinin çabaladığını fark etmişti.   Bu uzun bir yolculuktu, öyle ki tahmin edilemeyecek kadar güzel anlar da yaşanabilirdi, bazen çok çalkantılı olabilirdi yolculuk, sıkı sımsıkı tutunmak gerekti.  Hiç hesapta olmayan sorunlar da çıkabilirdi, uyanık olmak gerekti.  Önemli olan bir kere yola çıkıldıktan sonra keyifli bir yolculuk olması için elinden geleni yapmalıydı çiftler.  Beraber ve de bir olabilmeliydiler.  İlk darbede yıkılmamamalı, samandan ev olmamalıydı evleri…

Bir kalbin kırılmasını önlemek demek, boşa yaşamadığımızı gösterirdi bizlere.  Bunu ifade ediyordu Ender Bey’in varlığı.  Hani evlilikte ne karı olursunuz ne de koca; iki kişi arasındaki sevgi olursunuz demişti ya bir düşünür.  İşte ötelenen sevgiye kucak açmıştı bu davranışıyla erkek.  Kalpten gelen duygu kalbi derinden etkiler.  İnsanı hiçbir şey sevildiğini anladığı an kadar şaşırtamazdı sanırım.  Çok şaşırdı Sevda Hanım, yüzü güldü bir anda, ayağa kalktı, hiç beklemediği bir şeklide eşini karşısında görmenin heyecanını yaşıyor olmalıydı…

Bir şey söylemesine fırsat vermeden sözü devraldı Ender Bey.

-Randevu saatini biliyordum, ben de sana eşlik etmek istedim.  Ve tabi ki eşim olduğun için, gülleri çok sevdiğini bildiğim için sana getirmek istedim.  Aslında niyetim yemek yemekti, dışarıya çıkmıştım çiçekçinin önünden geçerken bu kırmızı güller takıldı gözüme, içimden bir ses bunları sana hemen şu anda vermem gerektiğini söyledi.  Ben de kalbimin sesini dinledim, ne kaybederim diyerek.  Gerçi böyle şeyler yapmak pek bana göre değil ama seninle evlilik planları yaparken oldukça sık çiçek aldığımı, evlendikten sonraki yıllarda ise bunu ihmal ettiğimi düşündüm birden.  Ve bu menekşeleri de bize bir kapı aralayan, görünenin ardına bakmamız gerektiğini hatırlatan doktor hanıma getirmek istedim bizim adımıza.  Biliyorum belki senin istediğin birisi gibi olamadım hiçbir zaman.  Duygusal, romantik, iyi bir dinleyici.  Belki çok işim olduğundan belki de artık senin benim eşim olduğun için uğraşmam gerekmediğini düşündüğüm için de olabilir.  Sevginin emek istediğini sen terapiye başladıktan sonra düşünmeye başladım aslında.  Sessiz çığlıklarını hep kulak ardı ettiğim doğrudur, ama bunun bir dönüm noktası olmasını niyet ederek geldim buraya.

Hala ayakta birbirlerine bakıyorlardı.  “Her kalp kendi şarkısını söylemişti işte ve de diğer yarısı duymuştu sesi. ”Sessizdi Sevda Hanım, sessiz ama mutlu.  Ender Bey de sustu. Şimdi ikisi de sesizce bakıyorlardı birbirlerine. Sessizlik itiraflarıydı onların şu anda.  Onların sessizliği konuşacak bir şey bulamamaktan doğan bir sessizlik değildi artık. Huzur, rahatlık ve kelimelerle ifade edilemeyecek kadar derin bir sevgiden doğan sessizlikti…

İşi ile eşini seven adam mutludur.  Çok az insan bu sözlerin değerini takdir edebilir.  Bir erkeğin yarı ömrü işi ile, yarı ömrü de eşi ile beraber geçer.  İşte tam da bunu fark edebilmişti Ender Bey, sevgisine emek harcaması gerektiğini anlamıştı.

Hiçbir ilişki birbirine benzemiyordu.  Aynı ağaçtaki yaprakları karşılaştırmak gibi bir şeydi. Yüzeysel olarak bakıldığında birbirlerinin aynısı olmalarına rağmen her birini birbirinden ayıran hassas ve de ince ayrıntılar vardır.  Size ve bana tuhaf gelen bir şey başka bir çifte oldukça normal gelebilir.  İlişkilerde ne ekerseniz onu biçersiniz. Şimdi biçme zamanı gelmişti işte Sevda Hanım için. Fazla söze gerek yoktu elbette, kalplerin buluşması yeterliydi…

Ne mi yaptık? Yeni bir sevda yolculuğuna uğurladık çiftimizi.

El ele, kalp kalbe, gönül gönüle, bir olarak.

Evlenirken tam açtıkları gözlerini biraz sırlayarak devam edecekler yollarına,

Söz verdiler yeniden Yaradanın huzurunda.

Evlilik ilahi bir terbiyedir, idrak ettiler,

Rabbimizin biz aciz kullarına verdiği emanettir.

Evet ilahi bir terbiyedir evlilik,

Kalbine mukabil kalp bulabilmektir.

Kalıbına göre kalıp arayanlar,

Kaşına gözüne vurulanlar,

Yürüyemezler sevda yolunda,

Eşler, erkekler ve de kadınlar,

Birbirlerinin elinden tutup da ahirette,

Girebiliyorsa Efendimizin ( SAV) huzuruna,

Gerçek başarı budur işte…

 

Yolunuz açık olsun Sevda Hanım,

Kalbiniz  de mutmain,

Sevgi yoldaşınız, ümit sırdaşınız olsun…

 

Okuyanın, dinleyenin, kendince ders alanın elele verip te beraberce yürümesi dileğimizle… Esen kalın.

 

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

1 thought on “Sevda Hanım (4) / Dr. Hatice Kösecik

    Semiramis

    (1 Nisan 2018 - 07:13)

    Mutlu sona nihayet ulaşabildi Sevda hanım…yüreğinize sağlık Hatice Kisecik hanım.. Yeni hikâyelerinizi merakla bekliyoruz..sevgilerimle..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir