Ne Çabuk Geçti Bahar! / Sevgi Ataş

Dünya bana sâki. İçip içip sakil kafamla yaşıyorum işte boş vererek! Hayat böyle güzel!.. Hayat bana güzel. Haykırsam dağları yerinden oynatırım. Bir radikal kararımla her şey emrime âmâde! Dünyanın neşesi, hazzı, sefası, enerjisi ve renkleri öyle cezbedici ki!  Altın kâseye konup tadına bakmam için sunulmuş bal gibi. ‘Bal tutan parmağını yalar’  parmağımı yalıyorum dünya bal kadar tatlı, sefasını sürelim. Janjanlı renklere boyanayım, renkli yaşayayım. Layemut olan benim. Kim alabilir ki bu gençliği, zenginliği benden. En güzel şeyler emrimde.

Tasam yok benim… Dünya bana hayran, ben dünyaya… Kafam da iyi hani..

Hani diyorum: böyle hodgâm yaşarsam… Yersem, içersem, gezersem sarhoş kafamla bu dünyanın yorgunluğunu taşımam belki! Gençliğim hep baki kalır böyle. Sonsuz acziyetim ile sınırsız emelim arasında, doğum sancısı gibi çektiğim sancının, göbeğini kestiğim anda! Şekersiz bir kahve içmişliğin tadı ile ayıldım.

Eyvah! Gençlik, bahar mevsimi kadar kısa geçti. Dünyalık olan ne varsa üzerimde, aldı dünya benden. Aynada güzelliğime bakmak için dönüp baktım. Bu ben miyim? Ayna şaka yapıyor olmalı. Karabasan gibi bir hal bu! Bakamıyorum kendime, kaşıma gözüme… Oysa bu gözlere herkes meftun olarak bakardı. Bir mumun titremesi gibi, ellerimi saçlarıma götürürken, saçlarımda da üç beş değil küme küme aklar var eyvah!

Sorular çok, cevaplar ise gizli. Zamana sordum yine de: ‘Neler oluyor?’ diye. Suçlu gibi suskun, sessiz. Cevap bile vermeye tenezzül etmedi. ‘Bitiyor mu sevgimiz, terk mi ediyorsun? Oysa seninle eğleniyorduk sabahlara kadar’.

Kuşların uzak diyarlardan gelmesi gibi, uzaktan geldi bu kırılganlık ve yaşlılık hali bana. Şimdi saçımdaki bu aklar, beni bu gaflet uykusundan uyandırmaya muktedir olacak mı?

Kalbimde bütün duygularımı budamışlar, gençliğimi yaşamadan, ihtiyarlığın kapısında bekliyorum. Sadece nefes alan bir piri fani gibiyim. Yaşlı da değilim aslında! Duygusuz muyum acaba?  Yürüyen bir ceset ya da. Gözlerim değişimin şokunda. Dilim damağım kurumuş adeta. Ağlayamıyorum da!..

Hayat da bana güler mi? Şimdi şöyle bir kilo pirzola lezzetinde bir kahkaha atsam. Kahkaha da atamıyorum. Sanki bütün duygularım saldırıya uğramış, bir savaş sonrası kalbini kaybetmiş bir gazi gibi hissediyorum kendimi. Ya da gurbete çıkmış da bir gazetenin boş kenarına yazılmış adres ile ona buna sorup duran, gideceği yeri bilmeden, yalpalaya yalpalaya gitmeye çalışan garibanım işte. Gayet elim ve müteessir derecede düşünerek: ‘Keşke gençliğime geri dönebilsem… Keşke gençliğimi hoyrat bir şekilde geçirmese idim’. Ey biçare gafil aklım bak! Dünya beni dışarı atmak için, her gün türlü oyunlar oynuyor… Saçlarıma kar yağdırmış, ağzıma şeker verip, dişlerimi sökmüş tek tek. Bana ait olanları sinsice hırsızlamış, arsız!

Ne uzun bir gece, geçmek bilmiyor. Nefes nefese koşuyorum peşinden sabahın. Karanlıktan geçerken üstüm başım pejmürde, söküklerle yırtıklarla çırılçıplak kaldım. Oramı buramı çekiştirsem de kısa geldi yetmiyor bana. Dünya bana verdiği bütün janjanlı ziynetleri aldı benden. Gençlik baharının sabahında daha mahmurluğu üzerimden atamadım oysa… Ne çabuk geçti bunca sene. Gözümü bir açıp, bir kapattım. Ömrünüm sonbahar akşamında uyandım bir sanı ile uykumdan…

Bu kendine malik sanan aklımın ve bedenimin oyununa geldim.  Güzelliğimi, sağlığımı kaybedip hastalık, ıstırap gelince gözümdeki gaflet perdesi yırtıldı. Gece, derdim ve ben baş başayız. Sancılarım sessizlikten ve karanlıktan kuvvet alıp kıvrandırıyor beni. Bir el uzun tırnakları ile derdimin üstüne pençelerini geçirmiş. Acısı dayanacak türden değil! Ter içindeyim! Damlayan terler yaranın üstüne şıp şıp damladıkça harap bitap düşüyorum.

Bir de bu sancı, hastalık nasıl da kıvrandırıyor beni! Hani ben kendime maliktim! Şimdi Sabır gösteremeyip ah, vah! edip vaveyla koparıyorum. Derdimin büyüklüğü ölçüsünde, sancının da şiddetli olduğunu bilmez misin? ah gafil aklım! Dayanamayıp çağırıyorum sonra ²yetiş medet imdadıma! ²

Garibim, fakirim kapına geldim.²Yetiş ya medet imdadıma! Ben bana malik değilim. Sensin benim sahibim. Acizi yetimin farkına vardım, bîçareyim. Rahmet et katından. Bu dünya sefa değil, zindanmış meğer kurtar beni. Eşiğine diz çöktüm. Hakikat perdesi aralandı, sensin benim sahibim. Bırakma beni!

Sancı şiddetli olunca zaman da geçmek bilmiyor. Sancı ile zaman iş birliği yapmış. Şiddetine dayanamayacak kadar ağır. Baktım ki büyük ve derin bir yara açılmış kalbimin en müstesna yerinde. Uzaktan bana doğru yaklaşan bir ışık gördüm. İğne ucu kadar bir ziya işte! Gözümden perde kalktı. Yürüdüm yavaşça, karanlıklardan geçip aydınlandım birden! Kalbimde bir genişlik, güzellik, haz var şimdi. Hep bu an/da kalmak istiyorum. Bu hazzı hep yaşamak!  Her neyse bu kalbe gelen huzur ile, bütün her şeyimi feda edebilirim. ‘Çıkma ne olur içimden ey huzur’.

Bu aşka gidişin işareti. Ne derin hissiyatlar dökülüyor gönlüme, gözüme. Baharda yaprağın üstünde şebnem düşmesi gibi. Gönül dilim tatlı bir ses ile kulağıma ‘Ahmet’ diyor arkasından ‘Mahmud’u Muhammed’ diye gümbürdeyen bir ses… Artık coş ey deli gönlüm coş sen…

Ve bu ses kalbime, bir nehirden okyanus dökülür gibi dökülüyor. Arzdan arşa bir aşk yolu yapmışlar koşmaya, coşmaya. Nasibi olan yolcular sıra sıra aşkın şarabına kadeh tutuyorlar. Tüm sancı çekenler hastalığına şifa, derdine derman bulmuş, bu şaraptan içiyor. Ama sarhoş olunmuyor ne tuhaf. Bir yaramaz çocuk edası ile bir kadeh daha içiyorum, kana kana. Tekme atıyorum sonra sırtımdan indirdiğim ağır dünyalıklara. Ben asıl hazineyi buldum dercesine. Bir ben değil, alem muhtaç bu şaraba, Dünyanın suratına bir nâra atmalı: varlık sebebime uyandım. Bana bekanın yolu açıldı. Rahmet acının içinde saklıymış. Çektiğim sancının hikmeti bu imiş. Şükürler olsun Rabbim sana!

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

1 thought on “Ne Çabuk Geçti Bahar! / Sevgi Ataş

    Semiramis

    (25 Nisan 2018 - 23:26)

    Adim adım huzura taşıyan bir yazı.. tefekkür, sabir, dua, şükür..hepsi bir arada..sağolunuz..Kaleminize sağlık..esen kalınız..

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir