Kadın Hakkı Kavramının Tahlili / M. Latif Bakış

“Kadın Hakları” ifadesi, kadına yapılabilecek negatif ayrımcılık ve cinsiyet ayrımının başka türlü bir izahıdır. Kadını insan olarak görmemenin “kadın” adı kullanılmak suretiyle izharıdır. Menşe’ itibariyle Batılı olan bu yaklaşım tarzı, derinliklerinde yatan tarihsel vahşet ve gayr’i-insani muameleden beslenir. Ruhunun olup olmadığı; insan mı-hayvan mı olduğu; köle mi-hür mü olduğunun tartışıldığı bir toplumda, kadının da haklarının olması gerektiğinin söylenmesi bile başlı başına, adeta, kahramanlık iddia ederken sirkatini/cürmünü arzetmek kabilinden bir haldir. Ama her şeye rağmen, gayrimüslim toplumlarda kadına dair eğer sarsılmaz, ortak ve kesin bir düşünce varsa, o da, kadının bir cinsel obje olduğu yargısı ve yaklaşımıdır. Batı toplumlarında bir “Erkek Hakları”ndan söz edilmez. Zira onların düşünce ve inanç dünyalarında esas unsur ve insan olduğu kesin olan erkektir. Onun haklarını saymak, sayılacak kadar hakla onu sınırlamak olacaktı ve bu asla kabul edilemezdi.

Oysa İslam toplumunda insan hakları, hayvan hakları, bitki hakları, Allah hakkı vb. şekilde her varlığın kendine mahsus ve kendi türüne tevdi edilmiş bir vaziyette hukukundan söz edilir. İnsan hakkından maada bir “kadın hakkı”ndan söz edilemez. Bu da zannedildiği veya İslam düşmanlarının iddia ettikleri gibi, İslam’ın kadına ikinci sırada bir varlık değeri vermesinden değildir. Bilakis, kadın insanlığın merkezine oturtulur, kadının merkezine anne oturtulur, annenin de ayaklarına cennet akıtılır. Ve tek tek bireylerden bir toplum teşekkül ettirip şekillendirdiği, te’dip ettiği için de kendisine “mürebbiye” nişanesi layık görülür. Yüce Yaratıcı’nın yoktan var etmek anlamındaki vasfı olan Rab kavramı, toplum teşekkülünde aldığı önemli rol dolayısıyla anneye “mürebbiye” olarak hak kılınmıştır. Buna mukabil, Batı toplumunda ise kadın, ancak yarı köle bir değerle dadılığa layık görülür. Nitekim; dünyaya felsefi akıl ve öngörü satmasıyla bilinen Grek toplumunun meşhur filozoflarından Aristoteles de kadın ile köle arasında bir kıyaslama yapmak suretiyle, kadın değeri hakkında kendi kadim toplumlarının sözcülüğünü yapar; “bir kadın ahlak bakımından iyi olabildiği gibi, aynı şekilde bir köle de iyi olabilir, her ne kadar kadın aşağı değerde, köle de tüm değersiz bir yaratıksa da” diyerek. Bu düşüncenin benzerini, Habeşistan’a sığınan ilk Müslüman muhacirlerin kendilerine geri iade edilmesi için yola çıkan ve müşrikleri temsilen konuşan (henüz Müslüman olmamış olan) Amr b. As’ın Cafer b. Ebi Talib ile konuşmasında da görmek mümkündür. Cafer b. Ebi Talib Neccaşi’ye yeni dinlerinin ilkelerini en tatlı ve makul bir şekilde anlatırken, kendilerinin cahiliye adetleriyle nasıl da gayri insani ve gayri vicdani bir geçmiş yaşamış olduklarını ve buna mukabil, şimdi ki inançlarının kendilerine nasıl erdemler kazandırdıklarını övgüyle anlatırken; İslam öncesinde kadına ne denli hor ve hakir bir süprüntü değeri verdiklerini ama İslam vahyi ile bu yanlıştan kurtulduklarını da ifade edivermişti. Bunu duyunca, ağzı kulaklarına varırcasına, kadına dair değersizlik düşüncelerini, müşrikleri temsilen şöyle dile getirmişti Amr “kadınlar bizim sadece hizmetimizi ve zevk ihtiyaçlarımızı karşılamaktan başka ne ki, onların insan olarak ne kıymeti olabilir?” İşte tam da bunun üzerine Cafer (ra)’in “Ya Amr! Sen, seni doğuran annen hakkında nasıl böyle konuşursun. Annene hiç mi saygın yok?” İşte bu kısa diyalog dahi, İslam inancı ile İslami olmayan toplum-inanç-ideoloji ve kültürlerin kadına bakışı hakkında özet ve yeterli bir bilgiyi vermektedir.

Yahudilikte şeytanın ayartıcısı olarak tahkir edilirken kadın; Yunan’da, dünyaya ölüm, savaş, açlık, sefalet, yaşlılık vb. türlü kötülükleri bulaştıran hoppa bir varlık (Pandora) olarak karşılık bulur. İncili yazan Hristiyan yazarlara göre ise kadın, başka bir buluttan yaratılmış ve erkeklerin dünyasına felaketten başka bir şey getirmemiş bir varlık (Havva)’dır.

İslam inancında ise kadın, daha evvel hiçbir toplum, medeniyet ve inancın veremediği bir değerle yâd edilmiştir. Öyle ki, Hz. Âdem (as)’in şahsında erkek “çamurdan can verilen” iken; kadın “candan can verilen, hatta cana canan edilen” olarak tavsif edilir.

 

 

 

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

2 thoughts on “Kadın Hakkı Kavramının Tahlili / M. Latif Bakış

    Melek SEFEROĞLU

    (4 Mayıs 2018 - 00:00)

    Kaleminize kuvvet hocam. Ağzınıza sağlık.

    Semiramis

    (4 Mayıs 2018 - 04:42)

    Tebrik ederim.. Çok güzel yazmışsınız.. Ataerkil toplumlara ders olsun.. Yüreğinize sağlık.. Kaleminiz hiç susmasın.. Esen kalınız..

    ..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir