Beyaz Arabalı Genç / M. Latif BAKIŞ

Bir zamanlar toy bir delikanlı vardı, yüreği sevgi ve iyi niyetle dolu. Kıt kanaat geçindiği dünyada ne bir beyaz atı vardı ve ne de beyaz bir arabası… Ama engîn hülyaları vardı. Kainat kadar geniş yüreğinin en ücra köşelerinde gezdirirdi sevdiklerini. Hayalini gâh kanatlı bir boynuzlu at yapıp gökyüzünden ay ve yıldızlar devşirirdi sevdiklerinin saçlarına; gâh bir beyaz yelkenli yapıp, dostlarını hayalin ve mutluluğun okyanuslarına açıp, denizlerden inci ve mercanlar toplardı, bir gönül alımlık hediye olsun için.

Yüzünde tebessüm vardı, dilinde türküler… yürüdüğü yollardaki insanlara selam eder, hal-hatır sorar; çiçeklere, böceklere, ağaçlara şarkılar söylerdi. Bir yerde bir-iki kırmızı gül gördü mü bülbül gibi bam teline yüklenir, yüreğinin tüm içtenliğiyle sevgi türküleri dillendirirdi. Çok mutluydu. Temiz havayı ciğerlerine çekmesiyle huzur doluyordu. Yağmurlar tenini ıslatıp, toprak kokuları burnuna geldi mi yeniden doğmuş olurdu. Cıvıl cıvıl olurdu ruhu. Hayallerini binek yapıp dolaşır dururdu sıkılma bilmeden, yorgunluk hissetmeden. Öylesine büyüktü ki kalbi, dünyanın bütün insanlarını yerleştirebilirdi rahatlıkla…

Yıllar yılları kovalayıp giderken, bu gencin de duygu dünyasında bir takım değişiklikler beliriyordu. Her doğan gün, alnında fosilleşecek bir hüzün kırışığı bırakıyordu. “Oh!.. Ne hoş!..”ların yerini “Offf!..”lar; sevinç türkülerinin yerini isyan şarkıları almıştı. Dalgın yürüdüğü yoldaki insanları fark edemiyordu çoğu kez, selamlamak için.
Geniş hayaller artık yerini tek bir ihtirasa bırakmıştı. Kendisine caka atanlara, yüksek sesle müzik dinleyerek geçen züppelere bakıp bakıp yumruklarını sıkıyordu namütenahi. “Parayla, arabayla insan sayıldıklarını zanneden zavallı mahluklar” der, nefretinin kucağına otururdu.
Mal ve mülkün insanı değiştirmeye yetmeyeceğini göstermek istiyordu. Sağlam kişilikleri ve insani ilişkileri dünya malının bozamayacağını kanıtlamak istiyordu. “Mal dediğin ne ki? Elinin kiri!..” derdi hep. “Ben olsam insanları yolda bırakmam. Hava atıp kimseyi rahatsız etmem.” diye geçirirdi içinden. Bazen de arkadaşlarına: “Keşke arabam olsaydı! Her zaman gezdirirdim sizleri, nereye isterseniz gezdirirdim. Daha çok ve daha çabuk beraberlikler yaşardık…” derdi. Öyle olacağından şüphesi yoktu hiç.

Ama hayaller ihtirasa dönünce, önceden vaat edilenler sonradan unutulmaya yüz tutmak durumunda kalır.

Bu genç adam biraz daha büyümüş, eğitimini tamamlamış, normal bir gelire sahip olmuştu. İçinde ukde olarak kalan bazı şeyleri gerçekleştirme zamanıydı artık. Aylığına güvenerek bankadan yüklü bir faizli kredi çekti. Daha sonra beyaz bir araba aldı. Arabası genç işi küçük bir arabaydı.

Aylığının yarısını bankaya öderken, araba sürmenin getireceği maliyetin hesabını yapamamıştı. Yakıt pahalıydı. Kasko, sigorta ve vizesi ciddi bir masraf teşkil ediyordu. Arabanın ayrıca mevsimlik bakımı, lastik değişimi, süsü vb. birçok ayrıntı masrafı da ortaya çıkmıştı. Bunlar da genç adamın canını sıkıyordu. İstediği zaman istediği kadar süremeyeceğini anlamıştı. Ama arabası olduğu halde onu kullanmamak da söylentilere neden olacaktı. Alay konusu edilebilirdi. Arkadaşlarını istediği kadar arayamıyordu. Çünkü kendi gönlü kadar geniş değildi arabası. Herkesi sığdıramayacağı için sınırlı sayıda arkadaşla çevresini de daraltmak zorunda kalmıştı.

Arabasının küçüklüğü, gönlünü de, hayallerini de küçültmüştü. Hayallerinin küçüklüğü çevresini de küçültmüştü. Kırpılmış çevreden geriye kırpılmış duygular vardı artık.
Beyaz bir arabası vardı, ama beyaz düşleri silinmişti artık. Güneşten saklanıyor, yağmurdan sakınıyor, temiz rüzgârdan kaçıyordu. Dili türkülerden, gönlü de neşelerden uzaklaşmıştı. Hoş görüsü, trafikteki stres ve küfürlü sözlere terk etmişti yerini. Arık mütebessim çehresi gitmiş, mustarip yüz hatları belirmişti.

Aracında ilerlerken; yakıt, park ve trafik gibi sorunları olmayan yayalara bakıp bakıp iç geçiriyordu: “Keşke hep beyaz yelkenli, beyaz atlı hayallerle gezinseydim düş dünyamda da, beyaz arabayla karanlık düşüncelerin kucağına düşmeseydim. Küçük arabayla hem gönlümü, hem de çevremi ve ufkumu küçülttüm…”

Arabasını satılığa çıkarmıştı ama kaybettiklerini ona satmaya çıkan yoktu. Kaybettikleri satın altıklarından daha çoktu şimdi!..

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

1 thought on “Beyaz Arabalı Genç / M. Latif BAKIŞ

    Semiramis

    (26 Mayıs 2018 - 04:39)

    Bir şey de fazla ısrarcı olmamak gerekiyor demekki… Hayrın takdirde olduğunu bilmek en güzeli.. Ne gelirse Allah’tan gelsin vesselam.. yüreğinize sağlık.. esen kalin..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir