Ceviz Oynamaya Gelmiş Odama Türküsünün Hikayesi

Ceviz ağaçları acı yeşil, ceviz ağaçları sıra sıra, yaprak yaprak sarmış Kayseri’yi
Arasında dereler çağıldar, gölgesinde yorgunluk atılır, sevda türküleri yankılanır yamaçlarında….

Vakit erişip, mevsimi geldi mi, Kayseri ve dolayları cevizden geçilmez. Torba torba, çuval çuval ceviz. Mahalle aralarında ceviz, evlerin diplerinde ceviz, odalarda ceviz. Çocukların oyunları bile misket yerine cevizledir burada,

Köyün zenginlerindendir Nuh;
Ağabeyi yeni ölmüş ortaklaşa yaptıkları işlerde onun ailesine göz kulak olmakta ona kalmıştır.

Ağasının evlilik çağına gelmiş biricik kızı Hayriye herkesin gözdesi olmuştur bir anda. Eee zengin kızı, halli mallı kız ortada kalır mı? Evlenmek isteyen, İç güveyisi gelmek isteyen civarın gençleri sıraya girerler.

Hayriye sürmeli gözlü, kırmızı yanaklı alımlı bir kız. Kırk beş yaşında olan anacığından başka nenesi, teyzesi, teyzelerinin kızları, oğlanları var ya, gene de söz Nuh Ağa’nda. Ölen ağabeysinin emanetiydi Hayriye.

Çabuk bir karara varmalı, ne diyecekse demelidir. Yoksa Hayriye’yi elden kaçırdık bir yana, kızın malı mülkü de dışarı, yabancıya gidecek, mal bölünecektir. Halbuki ağasıyla birlikte çalışırlarken İşleri birdir. Ne yapmalı da  Mal bölünmesin, diyerek düşünceye dalar Nuh ağa…..

Bir kucak odunla gelip ocaklığın başına oturur karısı ardından Naci gelir bir avuç dolusu cevizle

-Ana ben sokağa çıkıyorum Ceviz oynamaya” der koşar gider.

Annesi seslenir ardından:
-Ah deli oğlan eversem avradı bırakıp gidecek ceviz oynamaya bu ahhh” ..
Nuh ağa girer hemen söze;

-Şu, der. Bizim Hayriye’yi… Naci’ ye alsak ya”

Kadın şaşırmış bir vaziyette “daha çocuk 14 dünde ağam ne anlar evlilikten”

 Nuh Ağa içini çekip, susar. “Mal dışarı gidecek. Kızın kocasının yanında işçiliğe düşmek istemem” diye düşünür içinden..

Kadın Lafının ardını getiremez. Everseler de evermeseler de ceviz, çelik çomak oynayacak, mahalle kavgalarında sapanını kaptığı gibi mahalle çocuklarının  arasına,karışacaktır.

Nuh Ağa içini derin derin çektikten sonra :

-Halbuki, der, istese, ah bir istese halbuki…

-Ne olurdu?

-Zengin olurdu, zengin!

Kadın iyiden iyiye anlamıştır kocasının maksadını.

-Olmaz, der.

-Nedir olmayan?

-Birbirlerinin dengi değiller!

-Aman sende, denk de neymiş?

-Kız yirmisinde Bizim hayta daha ondördünde. Çocuk daha.
-Avrat kıymeti mi bilebilir?
-Oğlum onun yanında sabi!

-Daha iyi. Hem avratlık, hem de analık yapar.

Beş on sene sonra ya?

-Oğlan iyice gelişir. Kız kocar. Oğlan mala mülke konar da işleri eline alırsa, varsın beş on yıl sonra da oynaş tutsun kendine. Erkeğin elinin kınası. Ayıp mı? Benim dayım avradından on yaş küçük. Hadi hadi düşünme. Kızı isteyip duruyorlar. Vallaha anası verir de mal, mülk kanatlanıp kuş gibi uçar. Elimizi çabuk tutalım!

Öte yandan Hayriye, komşu kızlarıyla söyleşir.

-Anam beni turşu kuracak…

Kızlardan biri:

-O bu değil ya der, senin anan isteyenlere ne diye vermiyor sanki?

Hayriye kudretten sürmeli gözleriyle arkadaşlarına bakar.
-Dedim ya, der. Turşu kuracak!

Bir başka kız:

-Hayriye mallı bacım. Mallı kızı kolay kolay vermezler!

Hayriye bayağı kızar:

-Malı da batsın mülkü de. Yaşım yirmi  Verseler de evim, yerim belli olsa olmaz mı?

Kızlar başlar gülüşmeye

Hayriye’nin Nenesi Pamuk nenede Nuh Ağa gibi düşünür. Bir gün oturmaya diye gider Nene:

-Naci nerde? diye sorar

Nuh Ağa’nın karısının içi hop eder. Naci’yi boşuna sormazdı o. Herhalde dilinin altında bir şeyler olmalı.

-Nerde olur o? Varsa ceviz yoksa ceviz.

Nene bayağı kızar:

-Canım ceviz oynamakla iş mi biter? Bir parça aklını başına alsın gayrı. Bak, onun emsalleri düğün dernek adam sırasına giriyor!

Nuh Ağa’nın karısının aklı iyice karışır.
– Nerdeee, bizde o talih nerde? der. Elin oğullarının başında devlet kuşu dolanır. Bizimkinde kuzgun kuzgun!

Nene kızar:

-Hadi hadi, Ağzını hayra aç. Neden kuzgun dolansın? Elinizi çabuk tutmazsanız, başınızdaki devlet kuşu vallaha da uçar billaha da!

Nuh Ağa’nın karısı hayretle:

 Başımızdaki devlet kuşundan haberimiz yook!

-Deli

-Vallaha yok Nene. Söyle de öğrenelim!

Naci odaya ceviz şakırtıları içinde, deli deli giriverir. Anasına gene yığınla ceviz üttüğünü söyliyecekti ki gözü Nene’ye ilişince kıpkırmızı kesilerek yanma gider.

-Öpim Nene!

Kadının elini alır öpüp, alnına koyar.

Nene:

-Çok yaşa, Deli oğlan, sokaklarda it kovalayıp duracağına, aklını başına al gayri.

Naci “Ne var da?” demek istercesine bakar Nene’ye.

Nene gene hemen taşı gediğine oturtur.

-Senin akranların yurt yuva sahibi oluyor!

Naci oldu bitti içerler kızarır böyle laflara

-Eeeeh, deyip  Çıkıp gider odadan.

Ardından iki kadın bir zaman gülüşürler. Sonra gene “Devlet kuşu”na dönerler:

-Başınızın etrafında dolanan devlet kuşu’nu kışkışlamayın!

-İyi amma, hangi devlet kuşu?

-Anlamıyorum. Açık söyle!

Açıklayıverdi. Açıklayıvermesiyle de Nuh’un karısı
“İyi amma dedi, Naci’den en az Altı Yedi yaş büyük nene!

Nene kızmış göründü:

-Ne olurmuş büyükse?

-Naci’nin daha ağzı süt kokuyor. Bu deli dolu, avrat kıymetini ne bilsin? Hem canım anası verir mi bakalım?

-İstedin mi? Der Nene

-İstemedim

 -İste!

-Vallaha benim parmak kadar oğluna niye versinler?

-İste! diye emreder Nene.

Usulen istenir, düşünelim karşılığı alınır. Sonra da Hayriye’nin anası, kaynıyla görüşmek teklifinde bulunur. Hayriye’yle Naci’den habersiz. En sonunda da söz kesilir

Nişan yüzükleri takıldığı gün kızla gencecik oğlanı bir odaya sokarlar. Emmi kız, emmi oğluydu, birbirlerini tanıyorlardı ya olsun, bu sefer başka türlü tanıyacaklardır.

Beyaz örtülü sedir üzerine yanyana oturur kızla oğlan.

Kız alıcı gözüyle bakınca emmisinin oğluna kanı kaynar. Yaşça epey küçüktür ya sırası değildir şimdi yaş düşünmenin. Yüreğinin uzun uzun çarptığını hisseder. Nede olsa erkektir ve nişanlısıdır artık. Bir kaç yıl sonra sakalı bıyığı da çıkar, diye düşünür.
Bu esnada oğlan hep yere bakar Niye nişanlısının yüzüne bakmıyor hiç olmazsa elini tutmuyor diye geçirir Hayriye içinden.
Bir ara ; Naci cebinden birkaç ceviz çıkarır. Şaşırır Hayriye. Ceviz mi oynayacaz der?

-Al bu cevizleri. Bakalım kim kimi ütecek!

Tepesinden kaynar sular dökülen kız lahavle, çekerek cevizleri alır. Oğlan bir iştahlanmış bir iştahlanmıştır ki, başlarlar karşılıklı aşık atmağa, cevizine. Bir o üter, bir o.

Kızlarsa dışardan odadan çıkmalarını beklerler.

Oğlan kızdan üttüğü kendi cevizleriyle memnun ordan sevinçle uzaklaşır. Kızlar, sedire ilişmiş melil mahzun oturmakta olan arkadaşlarının yanına gider:

-Ne oldu kız?

-Hayriye ne oldu anam?

-Niye canın sıkkın?

Sonunda isteksiz:

 Daha ne olsun? der. Odama ceviz oynamaya gelmiş oğlan!

Kızlar bakışıp gülüşür:

Elimi bile tutmadı, der.

Ama Hayriye gene de nişanlısıdır ya gönlünü vermiştir. Gece düşünde, gündüz hayalinde. Arada bir gelir, sonra gönülsüz gönülsüz çekip gider.

Nene:

-Daha toy, der. Yarın öyle bir erkek olur ki, bunaltır seni!

Derken davullar, seferberlik. Asker bayrağı da burca dikilince,  Hayriye’nin ayakları suya değer. Seferberlik, Sultan Hamit askerliği bu . Gitti mi gider. Küçücüktür Naci daha. Hayriye doymamıştır ki! Asker etmiş götürürler Naci’sini.

Naci’nin akıbeti hakkında kesin bir bilgiye ulaşılamaz. Bir rivayete göre savaştan dönmediği İstanbul’da biri ile evlendiği söylenir. Diğerine göre şehit olduğu.
Hayriye’nin ise yollara bakmaktan, gizliden gizliye ağlamaktan başkası gelmedi elinden. Olmuyor, eş eşini bulmuyordu. Naci koca yiğitti onun gözünde…

Hayriye ile Naci’nin bu macerası yıllar yılı, dilden dile söylendi. Bir gün de bir saz şairi Adnan Türköz bu macerayı diline dolayıverdi…

Ceviz Oynamaya Gelmiş Odama Türküsünün Sözleri

Ceviz oynamaya geldim odana
Nişanlın da bu mu derler adama
Dayanamam senin kara sevdana

Aman aman olmuyor
Eş eşini bulmuyor
Kara yağız genç oğlan
Niye gönlün olmuyor

Asker bayrağını burca diktiler
Küçücük yarimi asker ettiler
Ben doymadan o yari de alıp gittiler

Aman aman olmuyor
Eş eşini bulmuyor
Kara yağız genç oğlan
Niye gönlün olmuyor

Asker oldu  yârin gitti kışlaya
Ben beklerim yârim gelsin sılaya
Ben ölmeden o yâri de bana yollaya

Aman aman olmuyor
Eş eşini bulmuyor
Kara yağız genç oğlan
Niye gönlün olmuyor

 

Fahriye Güney Kültür bakanlığı Sanatcısı aynı zamanada  Bursa kent konseyi şairler grubumuzun değerli bir şairi kıymetli bir ablamızdır

 

 

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir