Zülal / Evindar Sayılgan

Hüzünlü gözlerinden nasıl da akıyor yaşlar ard arda.
Sonu gelmedi bir türlü acılarının.
Dayanacak bir duvar, tutunacak bir dalın olsa, bu kadar acımaz için, titremezdi yüreğin.

Zülal..
Sen bir dağ gelinciği…
Koklanmamış bir gül…
Hayatın bütün yükü omuzlarında hatırlıyor musun.
Mevsimlerden kış, aylardan Ocak..
Pencere kenarında oturmuş yıldızlara bakarken,
Çocukluğundan bir iz, bir ses kulağında.
O sese dogru yürüdü Zülal.
Ne ses vardı ne de bir gelen.

Neydi o ses, gördüğünü zannettiği hayal mıydı
Ne hatırlamıştı neydi hayalinde kalan..
Çok korkmuştu, köşe bucak saklanıyordu.

Kaçtığı zor geçen çocukluğunun, gelecek zor günlerin habercisiydi belki de..

Ah Zülal’im..
Bilmez misin insan kendinden kaçamaz.
Tutacak tutacağı bir tek kendi elidir..
Sen sen ol yüreğini savurma.
Kırılan kalbini kendin tamir etmeyi öğren.
Hüzünlerini mutluluklara çevirmeyi başar.
Acılarını kimsenin görüp sana acımaması için derinlere, en derinlere gömüyorsun ya hani…
Bazen kendi kendini teselli ediyorsun.

Yok say hüzünlerini, kimsenin sana acımasına izin verme.
Yargılayacak biri olacaksa o da sen ol.
Kendi yaranı kendin sar, Öyle ya kim bilecek..
Yaranın dermanı nerde kim bilir..

Bu gönderiyi paylaşın:

Yazar: ramazan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir